Yeni yılda ya ADİL DÜZEN ya da !?!

Abone Ol

Yeni yıla, yeni yüzyıla, yeni binyıla “yeni bir düzen,

sistem, nizam, medeniyet” ile girmek gerekiyor; o da bize göre “ADİL DÜZEN”dir,

“ADİL EKONOMİK DÜZEN”dir...

Yolumuz da bellidir ve o yol da ilk insandan beri tektir;

Hz. Âdem’den bu yana Cenab-ı Hakk’ın peygamberleri ve kitaplarıyla insanoğluna

gösterdiği mukaddes yoldur...

Peygamber Hazreti Nuh’un üç oğlu vardı; Sam, Yafes, Ham.

Yeryüzünde uygarlaşmış yalnız Mezopotamya (bugün Irak dediğimiz bölge)

mevcuttu. Nuh Tufanı’ndan sonra üç oğuldan Sam yerinde kaldı, Ortadoğu ve

Afrika uygarlıklarını oluşturdu. Yafes doğuya gitti, Çin ve Moğol

uygarlıklarını oluşturdu. Ham ise batıya gitti, Latin ve Cermen uygarlıklarını

oluşturdu. Cermenler batının kuzeyinde, Moğollar doğunun kuzeyinde

yaşıyorlardı.

Cermenler ve Moğollar zamanla birbirlerine karışarak

İskitleri oluşturdular. İskitlerin bir kısmı Cermenlerle karışarak Slavları,

bir kısmı da Moğollarla karışarak Türkleri oluşturdular. Böylece İskitler Türk

ve Slav olmak üzere iki ırk oluştu.

Milattan Sonra 1000 yıllarında Türkler İslâmiyet’i kabul

edince, Slavlar da Ortodoks Hıristiyanlığı kabul ettiler, böylece bu iki ırk

arasında nesil karışması kesildi. Bu iki ırkın yöneticileri savaşırlar, bazen

Slavlar bazen Türkler galip gelirler. İster Türk boyları ister Slav boyları

olsun, kim galip gelirse halk ona vergisini verir, yöneticiler de beyliklerin

iç işlerine karışmazlardı. Bir tür yerinden yönetim hâkimdi. Çarlık ile

Osmanlılar arasında da durum böyleydi. Her ikisi de fiilen dindar lâikti ve

yerinden yönetim ilkesine uymakta idiler.

Son yüzyıllarda dünya sömürü sermayesinin hâkimiyetine

girdi. Sermaye önceleri dine dayalı dengeyi oluşturmuştu; Hıristiyanlarla

Müslümanları savaştırır, kendisi parsayı toplardı. On dokuzuncu asrın sonunda

din üzerinde kurduğu dengeyi rejim üzerinde kurdu. Rusya’ya Sovyetler (SSCB)

yani “komünizm/sosyalizm” rolünü verdi. İngiltere ve Amerika’ya “kapitalizm”

rolünü verdi. Dengeyi yarım asırdan fazla bunun üzerine kurdu.

Türkiye’de Millî Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ın

önderliğinde gerçekleştirilen CHP ile MSP’nin koalisyonuyla başlayan “barış”

önce İran’a “İslâm İnkılâbı” olarak, oradan da Sovyetlere (SSCB) sıçramış ve

yetmiş yıllık “komünizm” rejimini sona erdirmiştir. Bu sayede ve bu

gelişmelerden sonra Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki çatışma durmuş,

Slavlarla Türkler yeniden dost olmaya başlamışlardır. Halkın barışıklığı

demokrasi sonucunda yöneticilere kadar çıkmış ve Türkiye ile Rusya arasındaki

buzlar son zamanlarda erimiştir.

Sömürü sermayesi “rejimler” üzerinde kurduğu dengeyi

kaybedince “yeni denge” arama peşindedir. Şimdilerde “üçüncü cihan savaşını”

çıkarmayı denemektedir.

TÜRKİYE ile SURİYE kapışacak... İsrail de Suriye’ye

saldıracak… İran devreye girecek... İran’ı Rusya ve Çin destekleyecek…

Türkiye’yi ABD ve AB destekleyecek...

Kanlı savaşların sonunda sömürü sermayesi devreye girip

“üçüncü cihan savaşı” gerçekleşecek ve sermaye sonunda kendince yeniden kendi

“denge düzenini” oluşturacaktır…

ABD ve AB bir tarafta... RUSYA ve ÇİN bir tarafta… TÜRKİYE

de bu hengâmede perişan olup yok olmazsa aralarda bir yerlerde kendine yer

bulacak… Gidişat böyle…

“ADİL DÜZEN”e inanmayan ve “BATI”ya ram olanların gidişatı

bellidir. Ali Bulaç son yazısına (31.12.2012) şu soruyla başlamış: “AB’ye tam

üyelik ve ABD ile olan model ortaklığın bize ve İslam dünyasına maliyeti

nedir ” Ve cevap veriyor: “Türkiye, sanki kendi tarihinden, dini kaynaklarından

damıtmış gibi Batı’nın değerlerinin taşıyıcılığını yapıyor. Bunu da Türk

dizileri’ üzerinden yürütüyor. (…) Bu dönemde erkeklerimizin eline

liberalizm’, kadınlarımızın eline feminizm’ tutuşturulmuş olup STK’lar, kadın

dernekleri ve insan hakları örgütleri aracılığıyla Ortadoğu’da İslam

toplumlarını ücra köşelerine kadar küresel kapitalizmin doyumsuz piyasasına

açıyoruz. Özetle: (a) Din-devlet ilişkisi ve laikliği; (b) Orta sınıfları

eriten ve yoksulları ianelerle ayakta tutan iktisat politikaları; (c) Batı’ya

bağımlı dış politikası; (d) Yozlaştırıcı kültürel değerlerin taşıyıcı rolünü

üstlenmesi, Türkiye’yi İslami çerçevede doğru ve sahici bir model olmaktan çıkarıyor.”

“ADİL DÜZEN” inkârcıları bundan başka ne yaptılar ve daha ne

yapabilirler ki !.