Yeni yayınlarla yeni ufuklar

Abone Ol

200 yıldan beri bu topluma egemen olan zihniyetle devlet millete yeni bir şekil vermek için bütün kurumlarını seferber etmiş gibidir. Ordu ile kamu kuruluşlarının başında gelen ilk, orta ve üniversite gibi eğitim kurumları, sanki böyle bir amaç için yeni nesilleri eğitmektedir.

Devlet eliyle yürütülen tiyatro gösterileriyle kitap ve dergi yayınının elbette bir kültürel hareketliliği getirdiği ortada, ama bunların ancak belli amaçlara uygun olduğu zaman geliştiği görülüyor. Demek ki demokrasimiz kadar kültür hayatımız da güdümlü bir görüntü veriyor. Bizdeki toplum mühendisliğini en iyi anlatan, Cumhuriyet in 75. kuruluş yıldönümünde her yerde okunan 10. Yıl Marşı ndaki şu mısradır: "10 yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan!"

1980 sonrasında her alanda görülen yanlışlıklardan biri de YÖK tür. Fakat bu YÖK ün götürdüğü üniversal seviye yanında, getirdiği en önemli gelişme, her önemli ile bir üniversite kurulmasıydı. Biz maalesef her şehre kurulacak üniversiteyi bir gelişme ve yeni ufuklara yönelme imkânı olarak değerlendiremedik. Kurulan yeni üniversiteleri insanî çevrenin ihtiyaçlarına göre yönlendiremediğimiz için, yerinden yönetime gerekli olan yerinden eğitim fırsatı da kaçırılmış oldu. Sadece bir bölgeye gençlerin toplanmasıyla doğacak problemleri öngörmemekten doğan karamsar tablolar oluştu. Bunlar da insanî ihtiyaçları görmeyerek sıkıntılı atmosferlere yol açtı ancak. Böyle bir çıkmazı hazırlayan etkenlerin başında devlet ile milletin uyuşmazlığına yol açan yapısal farklılıklar gelmektedir. Sanki devlet toplumun ihtiyaçlarına göre milletin organize olmuş şekli değil de totem ve tabu gibi dokunulmazlığı olan, toplumu belli amaçlara göre şekillendirmek için kurulmuş bulunan kutsal bir varlıktır...

Sanayileşme yerine batılılaşmayı benimseyerek önemli fırsatlar kaçırdığımız için, başka ülkelerde kalkınmayı sağlayacak unsurlar bizim toplumda ayak bağı oluyor; yöneticilerimiz meşhur masalda olduğu gibi, atın önüne et koyma sakarlığından kendilerini alamıyorlar.

"Çanakkale ruhu" ve belediye kitapları

Üniversitelerin yerel yönetimlerden de destek alarak bölge insanının ihtiyaçları olan her konuda yayın yapması, dergi ve kitap yayınlaması, böylece yeni ufuklara yönelmesi gerekir. Bunun yapılabilmesi için de dernek ve vakıf gibi sivil kuruluşlarının öncülükleri önemlidir.

Günlük politikaları yönlendiren gazetelere karşılık, dergilerle kitaplar daha köklü bir ilgi ve bilgi ile donanmış zihinlere seslenir. Bizim bunlarla zihnimizi ve ruhumuzu beslemeye, İstanbul ve Anadolu dergileriyle çok sesli bir kültür hayatına ihtiyacımız olduğu muhakkak...

Bugünlerde elime geçen bazı kitaplarda bu özellikler bulunduğu için üzerinde durmak istiyorum. Özellikle Çanakkale Zaferi nin 90. yıldönümünden sonra özel yayınevleriyle vakıf ve belediyelerin yayınladıkları kitapların bu savaşın ruhunu ortaya koyması bakımından çok önemli bir fonksiyonu olduğunu düşünüyorum.

Okuyucularımız iki yıldan beri sürekli yayın yaparak, konferans vererek bu zaferin 100. yıldönümüne kadar büyük bir kütüphane oluşturup bu milletin İstiklâl Savaşı ruhunu yeniden hatırlatmak için, kültürel olarak yeni bir seferberlik başlatma çabamızı biliyorlar sanırım. Bu savaşın ruhu anlaşılmadan ne Sarıkamış anlaşılabilir, ne de Yemen ve Hicaz savunmaları.

Bağcılar Belediyesi için Talha Uğurluel in hazırladığı Çanakkale ve Gezi Rehberi, böyle bir amaca hizmet için hazırlanmıştır. "Varlık ve Yokluk Savaşımız" üst başlığı ile sunulan kitabın ilk 30 sayfası Çanakkale Savışı nı öncesi ve sonrasıyla anlatır. 80 sf. orta boy resimli kitabın amacı, o bölgeyi gezecek insanlara tarih ve coğrafya bilgisi vermektir. Bunu gençlere yönelik bir hizmet olarak gerçekleştiren Bağcılar Belediyesi ni kutlarken, böylesine önemli bir kültür hizmetini bütün belediyelerin benimsemesi gerektiğini ifade etmek isterim.

Bu arada, tarihçi Halil Ersin Avcı nın yayına hazırladığı Çanakkale Ruhu adlı kitaptan da söz etmek istiyorum. Savaşa Giden Yol başlığıyla konuya giriş yapılan kitapta önce deniz ve kara savaşları, sonra da "Çanakkale ruhunu içinde taşıyanlar ve gerçek savaş sahneleri" anlatılıyor. Bunun ilk bölümünde Ruşen Eşref Ünaydın ın Mustafa Kemal le öteki Çanakkale gazileriyle yaptığı mülakatlar yer alıyor, sonra da yazarın kendisi tarafından yapılmış söyleşi türünden görüşmelerle portrelere yer verilmiş... Kitabın içinde bol miktarda haritalarla sonda da Çanakkale Savaşı ile ilgili haritalar yer alıyor. Bir bakıma hem tarih, hem coğrafya ve hem de savaşa katılanların ifadesiyle Çanakkale nin Ruhu anlatılmış oluyor. Bu kitapta pek çok önemli hatıraya yer veriliyor, ama benim ilk kez rastladığım bir bölümün adı şu: Kendi Cenaze Namazını Kılmak... Savaşta mutlak ölüme yol açacak hücumu bekleyen askerler, boş geçen bu bekleme sırasında, komutanlarının emriyle kendi cenaze namazlarını kılıyorlar...

Metropol yayını olan bu kitabı herkese tavsiye ediyorum (Yay-Dağ: 0212.638 18 51)...

Bizim Külliye Dergisi ve Harput kitapları

15 gün kadar önce, Nazım Payam adında Elazığlı şair ve yazar dostumuzdan bir telefon geldi. Bu ay sonunda 31. sayısı çıkacak Bizim Külliye dergisine "Yazma tutkusu" konulu bir yazı istiyordu. Yayın yönetmeni olduğu ve dokuz yıldan beri yayınlanan dergiyi ilk kez görecektim, gönderdiler...

Doğrusu, Harput un uzantısı olarak bir kültür ve üniversite şehri sayılan Elazığ ın, eski adıyla El-Aziz in bizdeki çağrışımları hep güzel rivayetlerle doludur. O yüzden de dergilerle birlikte gelen iki şaire ait klasik şiirimizin metinleri benim için sürpriz olmadı. Bir de antoloji...

Harputlu Divan Şairleri Antolojisi, Harputlu Rahmi Divanı ve Harputlu Şair Hacı Hayri Bey, gerçekten de o bölgenin adına yakışır şahsiyetleri tanıtıyor. Yakın zamanlardan iki kültür ve sanat adamının da isimlerini de bunlara ilâve etmeli: Ahmet Kabaklı ve Metin Önal Mengüşoğlu... İlkinin Ejderha Taşı, ikincisinin de Harput Şehrengizi bu bölgeyi güzel anlatır.

İzzet Paşa Vakfı nın üç ayda bir yayınladığı bu derginin günlük politika üstü hedefleri olması ve hem üniversite, hem de sanat-edebiyat gönüllülerinin eserlerine yer vermesi gerçekten önemlidir. Bu türden yayınlar gerçekten Anadolu gençliğine olduğu kadar Anadolu yu yönetecek yerel ve merkezi otoritelere de ufuk açacak bilgiler, dokümanlar sunar. Bunların önemini anlatmak bu yazının sınırlarını aşar, ama bir kültür seferliği gereğine inanılıyorsa, bunun tepeden inme değil, her çevreden yapılacak faaliyetlerle mümkün olduğunu belirtmek gerekir.

Elazığ İzzet Paşa Vakfı nın günlük politika üstünde kalan faaliyetlerini bütün Türkiye nin kültür taşrası için örnek olduğunu ifade ederek, bu çalışmalara hizmeti geçen Nazım Payam, Dr. M. Naci Onur, Dr. İbrahim Kavaz, Nihat Eriş ve Ömer Kazzazoğlu yanında Bizim Külliye dergisine yazılarıyla katkıda bulunanları kutluyorum. Anadolu dan ilham alacak yeni bir Rönesans ın bu türden kültür ve sanat faaliyetleriyle gerçekleştirilebileceğine inanıyorum.