Her köy, mahalle, ilçe ve ilimizde örnek olacak yiğit, kahraman, mücahit insanlarımız vardı.
Çok güzel hizmetler yaptılar.
Yaşlandılar, bazıları yaşlılığın verdiği halsizliğin etkisiyle, bazıları, yetiştirdiği adamların yanlış işlere girmesiyle umutsuzluk hastalığına yakalandılar ve köşelerine çekildiler.
Ziyaretine gelenlere eski kahramanlıklarını anlatıyorlar.
68 nesli, 78 neslinden olanlar İslamcı, sağcı, solcu olanların birçoğu eski hatıralarıyla gönüllerini eğlendiriyorlar.
Hâlbuki 68 yılında yediği yemekle yetinmiyor, bu gün üç öğün yemeğini yiyor.
Bizim İslam yolundaki hizmetlerimiz, günlük gıdamız gibidirler.
Üç öğün yemekle tenimizin gıdasını verirken, beş vakit namazla, her gördüğümüze selam vererek, gülümseyerek, küçük dokunuşlarla gücümüz oranında yardım meltemleri estirerek, neyi nasıl yapacağımızı Kur’an-ı Kerim’den ve sünneti seniyyeden veya onları bize kolaylaştırıveren ilmihal ve fıkıh kitaplarından öğrenerek canımızın gıdasını veririz.
1963’lü yılların ele avuca sığmaz bir İslam Enstitüsü öğrencisi iken bir dinsizlik faaliyetini organize eden şehrin valisine meydan dayağı atan bir yiğit adamı ziyaret ettim.
1999 yılında Mesut Yılmaz başbakanlığındaki ANAP-DSP-MHP koalisyonunun Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu’ndan çocukların Kur’an okumasını yasaklayan kanunun çok şiddetli bir şekilde uygulandığı günlerde ziyaret etmiştim.
Emekli iken ne yapabileceğini görmek için gitmiştim.
Anlattı, “Aslan gibi adam, emekli olup ininde pinekleyerek ölür mü?” dedim güneydoğuda medresesi kapatılmış bir hocayı bizim şehre getirdim.
Elli kadar üniversite öğrencisinin kaldığı yurda yakın yerde güzel bir ev kiraladık. Hocaya bol maaş verdim. Dört yılda akşam namazından sonra ve sabah namazında sonra bir de Cumartesi ve Pazar günleri ders vererek doğu usulü icazet vermesini sağlamaya başladık.
O günden bu güne o yurtta kalanlar, dört yıl sonunda üniversite diplomasıyla bir de icazet alıp gidiyorlar.
MGV’nin davetlisi olarak gittiğim ilde davet eden esnaftan bir delikanlı, babasının da emekli olduktan sonra torunlarına ve mahallenin çocuklarına kendi evinde Kur’an ve ilmihal bilgileri verdiğini söyledi.
Onu da ziyaret edelim dedim ve görüştük.
Dört veya beş katlı evin en üst katında oturan emekli adam, odasının birini çocukların da çok seveceği bir havaya göre donatmış.
Torunlar, belirlenen saatte gelecekler, ders yine belirlenen saate kadar ciddi bir şekilde devam edecek ve dersler bittikten sonra şakalaşmalar başlayacak.
Böylece bütün torunlar, ilkokul bitinceye kadar hafız oluyorlar.
Tabii ki, hafız olurken dedenin hâl ve hareketleriyle halleniyorlar, sevgi, saygı, ciddiyet ve edep meşki yapıyorlar.
Canım gibi sevdiğim bir arkadaşım, İmam-Hatip Okulu’nda Kur’an ve Arapça hocalığından emekli olduktan sonra açtığı kursta;
İki bine yakın öğrenciye bu güne kadar Kur’an-i Kerimi ezberletti,
Manasını anlayacak kadar Arapça öğretti,
Hadis kitaplarından Riyaz’us-Salihin’i okuttu,
İlmihal kitaplarıyla hallendirdikten sonra maya olsunlar diye toplumun içine salıverdi ve eğitime devam ediyor.
Kursa gidip gelirken hiçbir ücret almadığı gibi kullandığı arabasının yakıtının parasını dahi almıyor.
Bazı dinsiz, imansız kuruluşların yöneticileri, bunları görüp hafife alırlarken yıllar sonra bu tür faaliyetlerin toplamının ülke genelinde başarılı olduğunu görünce şaşıp kalıyorlar.
Bu insanlar, Allah rızası için çalışırlar.
İçlerinden bazıları yukarılara tırmanırken bozulsalar, yine de ıslahı için dua ederler.
Geçen yaz, görüştüğümüzde bir akşam beş saati geçkin olarak oturduğumuzda gündemin olumlu veya olumsuz tarafları akşam sohbetimizin konusu olmadı.
Doğru iş yapanlar, kendi sorumluluklarını yerine getiriyorlar, yanlış iş yapanlar kendi günahlarını omuzlarına yükleniyorlar.
Onlar da biz de doğru iş yapmaya çalışıyoruz ama Allah hepimizi afvetsin havasındalar.
“Ama hocam, ben hiçbir şey bilmem, çocuklarıma anlatacak din bilgim yok, işim zor, yorgun geliyorum ve dinlenmek için hemen namazımı kılıp yatıyorum” diyenler:
Siz de işten gelince çocuklarınızı şefkatle bağrınıza basın.
Onları sevdiğinizi söyleyin.
“İki dünyanız güzel olsun” deyin.
“Rabbimiz Allah, dinimiz İslam, kitabımız Kur’an, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam”ı her gün iki yaşındaki çocuğunuza söylediğiniz gibi çocuğunuz kırk yaşına gelse siz, son nefesinize kadar tekrarlayın.
Sevgili Peygamberimiz, dünyaya gelen çocukların kulağından gönlüne giren ilk sözün ezan olmasını uygulamalı olarak göstermiş.
Rabbimiz de:
“Elbette zorlukla beraber kolaylık vardır.
O halde bir işi bitirince hemen (başka işe) sarıl.
Ancak Rabbine rağbet et” buyurur. (İnşirah süresi ayet 94/6-8).