Yeni Ortadoğuda

Abone Ol

ABD-İran-Suudi Arabistan Troykası mı

Genişletilmiş Misak-ı Milli sınırlarımızda çok ilginç

gelişmeler yaşanıyor. IŞİD merkezli yürütülen dizayn çalışmalarında çok boyutlu

tasfiyeler, demografik düzenlemeler ve harita mühendislikleri acımasız bir

şekilde devam ediyor. Süreçteki yeni ortaklıklar da, açıkçası kimin eli

kimin cebinde sorusunu bir kez daha akıllara getiriyor. Bunun son örneğini

ise, Maliki nin iktidardan uzaklaştırılması ve hemen akabinde başlatılan

operasyonlar oluşturuyor.

Maliki nin iktidardan düşürülme sürecinde ABD-İran

mutabakatına Suudi Arabistan ın da dâhil olması, kafaları fazlasıyla

karıştırmış durumda. Yeni Irak yapılanmasında İran ve Suudi Arabistan ın bir

araya gelebileceğine yönelik önemli bir adım olarak kabul edilen bu son dakika

gelişmesi, açıkçası ezberleri bozmaya aday.

ABD nin Maliki ve IŞİD krizleri üzerinden attığı adımlar,

Yeni Irak üzerinden çıkarların uyumlaştırılması ve yeni bir paylaşım durumu

ile izah edilebilir. Irak, ABD nin Yeni Ortadoğu Politikası nda bu açıdan

önemli bir test alanı olmaya devam ediyor.

***

Burada akıllara gelen ilk husus ise, ABD nin süreçte

oynadığı belirleyici rol ve bunun sürpriz sonuçları! 2012 nin başlarından

itibaren bölgede ilk olarak Suriye üzerinden bir dış politika değişikliğine

giden Washington un Rusya ve İran ile geliştirdiği ilişkiler halen

hafızalardaki yerini koruyor.

Türkiye yi, Yeni Suriye sürecinde oyun dışına iten bu

politikanın bir benzeri, günümüzde İran ve Suudi Arabistan üzerinden Irak ta

gerçekleştiriliyor gibi. Mevcut gelişmeler, ABD nin Irak ı İran ve Suudi

Arabistan arasında paylaştırdığına işaret ediyor. Nitekim, İran bu paylaşımdaki

çıkarlarını korumak adına Maliki krizinin hemen ardından IŞİD i gerekçe

göstererek 81. Ordusu nu Irak ın Şii kesimlerine yerleştirmeye başladı bile.

***

Suudi Arabistan a gelince... Selefi radikal örgütlerin

yöntem ve araçlarını büyük ölçüde uygulayan IŞİD in kendisine açtığı alanda

Sünniliğin katı yorumunu uygulayacak suni devlet oluşumu üzerinden etkinlik

arayışında.

Bu kapsamda, Irak ta Aşiret Devrimcileri Konseyi

liderlerinden Nacih el-Mizan ın hükümeti kurma görevi verilen Haydar

el-İbadi den Devrimci Sünni bölgeleri kendi ordusuna sahip bölgesel

yönetimlere dönüştürmesini istemesi, Suudi Arabistan ın olayın adını koymak

istemesi olarak da değerlendirilebilir.

ABD ve İran ın yanı sıra Suudi Arabistan ın da desteğini

alan ve bundan sonraki süreçte uzunca bir süre bu devlete diyet borcu ödemek

zorunda kalacak olan İbadi nin bu talebe hayır demesi pek mümkün değil. Bunun

için anayasal alt zemin de hazır. Dolayısıyla, Suudi Arabistan burada hedefine

büyük ölçüde ulaşacak gibi görünüyor.

***

Büyük ölçüde diyorum, çünkü bunun Suriye ayağı

gerçekleşmeden Suudi Arabistan ın tamam demesi pek mümkün değil. Bu da,

Suriye deki operasyonların hız kazanması demektir ki, IŞİD in Kuzey Irak

sonrası çok hızlı bir şekilde Suriye ye yoğunlaşması ve Özgür Suriye Ordusu ile

çatışmaya başlaması bu hususu teyit ediyor.

Dolayısıyla Suudi Arabistan, Obama nın geçtiğimiz

günlerde yaptığı açıklamayla teyit ettiği, IŞİD in ortaya koyduğu Sünni

devletin Suriye sacayağına işaret eden harita ile büyük ölçüde örtüşen ve

temelde hilafeti hedef alan planının gerçekleştirilmesine hız vermiş vaziyette.

Bölgesel-uluslararası konjonktür, açıkçası Suudi

Arabistan a bu planını Suriye bazında uygulama fırsatını vermekte. Bu bağlamda:

1. Suriye nin en büyük hami gücü olan Rusya nın Ukrayna-Kırım ve

Azerbaycan-Ermenistan hattında sıkıştırılması; 2. İran ın ABD ile başlattığı

yeni müzakere süreci, çok boyutlu bir savaşı Suriye ve Irak üzerinden devam

ettirmeyeceğinin anlaşılması ve bölgede kendisine karşı geliştirilmeye

çalışılan cepheyi içten dağıtma girişimi; 3. Türk-Amerikan ilişkilerinde Yeni

Ortadoğu bağlamında devam eden kriz, Riyad ı süreçte daha agresif ve

pramgatist bir dış politika izlemeye itmiş durumda.

***

Bu da Suudi Arabistan açısından yeni bölgesel-küresel

işbirlikleri arayışları ile yeni mücadeleler demektir ki, açıkçası uzunca bir

süredir bunun sinyallerini vermekteydi. Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde

Mısır ile zirve yapmaya başlayan kırılmanın altında yatan neden de, Riyad ın bu

yeni politikasını daha anlaşılır kılmakta.

Bu bağlamda, IŞİD in Türkiye yi ve onun bölgedeki

çıkarlarını hedef almaya başlaması, Mısır ve Filistin politikalarında ters

düşmeler, Riyad ın Tahran ile alttan alta yürüttüğü Türkiye yi de hedef alan

gizli diplomasisi ve İran ile ilişkilerin önündeki en büyük engellerden biri

olan Suudi istihbaratının başındaki Prens Bander in tasfiyesi bunun en temel

göstergeleri arasında. Kuşkusuz, bu örnekler daha da çoğaltılabilir.

Fakat ortaya çıkan tablo, Suudi Arabistan açısından bölge

politikasının önündeki en büyük engelin artık İran değil, Türkiye olduğunu çok

net bir şekilde ortaya koymaktadır. Daha da ötesi, bu tercihin arka planındaki

ABD-İsrail varlığı ve bunun İran ile uyumlaştırılma girişimleridir.

Dolayısıyla, bölge yeni bir troykanın doğuşuna şahitlik etmektedir. Ama bunun

çok uzun ömürlü olmayacağı da ortadadır. Bir ara bunun nedenlerini de ele

alırız...