Yeni Ortadoğuda matruşkalaşan Kürt Sorunu

Abone Ol

“Ankara-Bağdat-Erbil” hattındaki hareketlenme hepinizin dikkatini çekmeye başlamıştır.  Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari sonrası Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani de görüşmelerde bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Söz konusu ziyaret, Erbil’in “Ankara-Bağdat” arasındaki ilişkilere yönelik duyduğu “tedirginlik” olarak değerlendirilmekte gecikmedi.

Fakat bu ziyaretin sadece Ankara-Bağdat hattındaki hareketlenmeyle ilgili olduğunu iddia etmek, çok da doğru olmasa gerek. Ziyaret, aynı zamanda “iki kuzey” arasındaki rekabette yaşanan son gelişmelerle de yakından ilgili. Bir diğer ifadeyle, Barzanili Kuzey Irak karşısında Salih Müslim’in liderliğinde ön plana çıkmaya başlayan Kuzey Suriye faktörünün yol açmaya başladığı “bölgesel etki”, Erbil’i ve onla hareket eden Ankara’yı harekete geçirmiş görünüyor.

Dolayısıyla, bu ziyaretler öncesinde Kuzey Suriye bağlamında yaşanan iki önemli gelişmenin altını çizmemiz gerekiyor. İlki, Türkiye’nin güvenlik nedeniyle Suriye sınırına duvar örmesini sert dille eleştiren PKK’nın Suriye’deki kolu PYD Eş Başkanı Salih Müslim’in “duvarı yıkacağız” açıklaması; ikincisi ise Musul’a, oradan Bağdat’a açılan ve Kuzey Suriye üzerindeki Barzani etkisini önemli ölçüde kıran stratejik Alyarubia (Til Koçer) sınır kapısının PYD’nin eline geçmesi.

Bir diğer gelişme ise, BDP’nin Washington’daki temsilciliği tarafından gerçekleştirilen “Yeni Ortadoğu’da Kürtlerin Rolü” konferansı ve burada Türkiye’ye verilen “yokuş” mesajı.

Açıkçası, “Yeni Ortadoğu” yapılanmasında Suriye ve bölge Kürtlüğünün gündemde olduğu bir dönemde yaşanan hareketlenmeler aslında birbiriyle çok yakından ilgili. Bölge Kürtlüğünün ön plana çıkan rolü ve İran’da PJAK bağlamındaki belirsizlikler de, hızlanan bu trafikte önemli bir yere sahip; her ne kadar İran-PJAK arasında ateşkesin uzatıldığına yönelik bir takım haberler gündeme gelmiş olsa da...

Bir diğer önemli husus ise, Türkiye’deki “çözüm süreci”. Zaman zaman gündeme getirilen ve Suriye-Irak bağlamındaki gelişmelere endekslenmeye çalışılan bu husus, Ankara açısından oldukça ince ve hassas bir stratejinin izlenmesini kaçınılmaz kılıyor; özellikle de Suriye sınırında artan “radikal tehditler” ile birlikte...

“Kürt Sorunu”nda PYD faktörü

Burada, PYD’nin Kuzey Suriye bağlamında artan gücü ve çok boyutlu-yönlü bir diplomatik faaliyet içinde bulunması da oldukça önemli. Nitekim, Eş Başkan Müslim bölgede kazandığı mevziye paralel olarak iç ve dış arenada sesini daha gür çıkartmaya başlamış durumda. Suriye’deki Kürtlerin bir kısmını temsil eden PYD’nin neredeyse tüm bölge Kürtlüğünün sesi olmaya yönelik çıkışları ve buna PKK kanadından Cemil Bayık’ın verdiği destek (ve haliyle buna Barzani’nin verdiği tepki), Ortadoğu bağlamında Kürtlerin yaşadığı “liderlik mücadelesi” olarak değerlendiriliyor.

Bu husus, çözüm sürecini daha çok Abdullah Öcalan ve Barzani ikilisine endekslemiş görünen Ankara açısından da dikkate alınması gereken bir gelişme olarak ön plana çıkıyor. Müslim’in Kuzey Suriye’de başta El Kaide ve türevleri olmak üzere, radikal terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadele, PYD’yi uluslararası arenada, özellikle de Batı kamuoyu nezdinde sempatik-kuvvetli kılmaya yönelik yeni bir stratejinin parçası olarak karşımıza çıkıyor.

Bu gelişme, aynı zamanda bölgede Barzani’nin otoritesine ve liderliğine bir meydan okuma olarak da görülüyor. Müslim’in Talabani grubuna (KYB) bir denge unsuru olarak yaklaşması ve İran’ın desteğini sağlamaya yönelik arayışları da bu kapsamda dikkati çekici.

Barzani açısından sıkıntılı bir dönem...

PYD’nin bölgedeki Kürt hareketleri içerisinde artan rolü ve hızlı yükselişi, açıkçası KYB karşısında güç kazanan KDP’yi ve dolayısıyla da Barzani’yi çok memnun etmiş görünmüyor. Son seçimlerde GORAN’ın yükselişe geçmiş olması da Barzani açısından ciddi sıkıntı. Ama asıl sıkıntı, Kürt sorununda muhatapların sayısının artmış olması ve her birinin bölge Kürtlüğünün liderliğine oynaması.

Nitekim, Müslim’in Cenevre-2 konferansı bağlamında “Eğer Suriye’ye demokrasi getirmek istiyorsanız, Kürt sorunu çözülmeden bu mümkün değil” mesajı oldukça dikkat çekici. Bu çıkış, Suriye krizi kadar Kürt sorununun geleceği açısından da büyük bir önem arz ediyor.

Dolayısıyla, asıl sorun burada başlıyor. Kürt meselesinin başladığı-bittiği noktalar ile iç-dış dinamikler göz önünde bulundurulduğunda, Müslim’in Suriye Kürtleri üzerinden sağlayacağı popülarite ve gücün bölgede yeni bir liderlik mücadelesine yol açacağı, sorunu daha da derinleştireceği öngörülüyor.

Bu da, bölgede yeni bir denge-denklem arayışı anlamına geliyor. Barzani’nin Türkiye ziyareti ve Irak’la başlatılmaya çalışılan yeni dönem işte bu açıdan önemli!