12 Nisan 2015 tarihli New York Times da yayımlanan
makalesinde ülkesinin radikal Husi milislerinin kuşatması altında olduğunu
savunan Yemen eski Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, burada asıl suçlunun da İran
olduğunu söylüyor.
Ülkem Yemen, korku ve yıkım faaliyetlerini bölgede
hâkimiyet kurmayı takıntı haline getirmiş olan İran rejiminin politik ve askeri
katkılarıyla devam ettiren radikal Husi milis güçlerinin kuşatması altında
diyen Hadi, Husileri de İran yönetiminin kuklası olarak nitelendiriyor. Bir diğer
dikkat çekici husus da Husileri bu bağlamda bölgenin ikinci Hizbullahı olarak
ilan etmesi ve Batı yı uyarması.
Hadi, bu uyarısı ile aynı zamanda Batı kamuoyuna karşı
terör kartı nı çekiyor ve Ortadoğu nun en etkili örgütlerinden biri olan
Hizbullah üzerinden; Hizbullah demek, El Kaide demektir anlamına gelen bir
cümle kullanıyor. Hizbullah ın İran, El Kaide nin ise Suudi Arabistan-Körfez
ile özdeşleştirildiği bir ortamda Hadi den farklı bir açıklama beklemek de
zaten sürpriz olurdu.
Nitekim Ortadoğu nun değişmez bir karakteri niteliği
kazanmaya başlayan bu kuklalaştırmadan Mansur Hadi nin de nasibini aldığını
görüyoruz. Husileri İran ın kuklası olarak adlandıran Hadi nin bir lakabı da,
Suudi Kuklası .
Yemen üzerinden BOP a devam
Aslında, bölgede yaşanan son gelişmelere daha geniş bir
perspektiften bakıldığında Yemen deki oyunun ve bu bağlamda Hadi nin çağrısının
BOP da yeni bir aşamaya işaret ettiği görülüyor. Yemen ile bölgenin siyasi
haritasında radikal bir değişikliği gerçekleştirmenin yolu ise başını
Türkiye-Suudi Arabistan ile İran ın çektiği bir Sünni-Şii savaşından geçiyor.
Bu olmadan, siyasi haritaya son şeklini vermek mümkün görünmüyor.
Obama yönetiminin 2012 den bu yana Türkiye ye rağmen,
hatta Türkiye yi bir anlamda oyunun dışına iterek İran a sağladığı rahatlık ve
manevra alanı bu açıdan oldukça dikkat çekici.
Nitekim bu politika, bölgeyi ve dünyayı adeta yeni bir
kamplaşmanın içerisine itmiş durumda. Irak-Suriye-Lübnan hattı sonrası Yemen
ile daha da keskinleşen bu kamplaşmada karşımıza ilk etapta iki ana blok
çıkıyor. Birinci blokta Türkiye-Suudi Arabistan-Katar üçlüsünün başını
çektiği Fas, Ürdün, Sudan, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve
Pakistan yer alıyor. Bu ülkelere bölgedeki Yemen Müslüman Kardeşleri gibi
yapıların verdiği destek de dikkatlerden kaçmıyor.
Bu bloğun arkasındaki asıl güç olarak ise ABD ön plana
çıkartılıyor. En büyük kazananı ise elbette İsrail. Tüm gelişmeler İsrail i
daha güvenli kıldığı gibi, Büyük İsrail Projesi ni de, aynen İsrail devletinin
kuruluş sürecinde olduğu gibi adeta Müslümanların eliyle inşa ettiriyor.
İkinci grup ise, başını İran ın çektiği ve Suriye ile
Lübnan Hizbullahı ve Irak Şiileri başta olmak üzere, bölge Şiilerinin içinde
yer aldığı ülke-gruplardan oluşuyor. Arkasındaki asıl güç ise Rusya olarak
gösteriliyor. Asıl kazanan ise, yine İsrail!
Türkiye-Pakistan-İran üçlüsü
Diğer taraftan, aktörlerin pozisyonu hakkında net bir şey
söyleyebilmek mümkün değil. En azından Türkiye ve Pakistan ın pozisyonu
fazlasıyla tartışmalı. Bu iki ülke şu an itibarıyla tam bir taraf değiller.
Nedeni ise çok basit. Öncelikle ABD ye güvenmiyorlar ve
daha da önemlisi oyunun farkındalar ve bölgede Yemen üzerinden bir savaş
çıkmasını istemiyorlar. Bunun dışında Rusya ve İran ile geliştirdikleri özel
ilişkileri de göz ardı etmemek gerekiyor.
Aynı şekilde, Mısır ın da durumu göründüğü gibi değil.
Mısır ın Rusya ile son dönemde geliştirdiği ilişkiler, açıkçası Yeni
Ortadoğu da kimin eli kimin cebinde belli değil sözünü bir kez daha teyit
ediyor.
O yüzden, özellikle Türkiye-Pakistan ikilisinin Yemen
krizinde izlediği politika oldukça önemli. Suudi Arabistan-Mısır ikilisi ile
diğerleri, Türkiye ve Pakistan ın içinde bulunmadığı bir savaştan başarılı
çıkamayacaklarının farkındalar. Türkiye ve Pakistan ise, bu savaşın
kazananlarının kendileri olmayacağını çok net biliyorlar.
Bundan dolayı, her ne kadar Arap tarafı gelişmelerden pek
memnun olmasa da, Türkiye-Pakistan-İran üçlüsü, her şeye rağmen biz bu oyunda
yokuz mesajını veriyorlar. Önemli olan da bu!