Yeni normal

Abone Ol

İktidara yakın ve muhafazakar olarak nitelenen haber kanallarından birinde, ana haber sunucusu (moda tabiriyle anchorman) “müjde” olarak takdim edilen “kredi paketleriyle” ilgili tam bir “çevir kazı yanmasın” yorumu yaptı, ki el insaf dedirtti. Bir haftalık bir tatil için bile 1,5 yıl bankaya borç ödemeyi haklı çıkarayım derken, düşülen durumun trajedisi, komedisinden kat be kat fazlaydı haliyle.

Anchormanimiz, günümüz Pravdalarının bildik cümlelerini iyi ezber etmiş olmalı ki, hiç teklemeden sayıverdi müthiş gerekçelerini. Alıp vererek ekonomiye can verildiğinden, çarkların dönmesi gerektiğinden ve bunun için de kamu bankalarının verdiği kredilerin ne menem bir şey olduğunu anlatırken, söylediklerini kendi bile tam içine sindirememiş olacak ki, “bu dönem geçsin, banka kredilerine yine en büyük tepkiyi biz veririz” şeklinde bir kağıttan kaplan tiradını atmaya mecbur hissetti. Ki meselenin trajediden komediye dönüşmesine de o tirat katkı sağladı zaten.

Tabi günümüz muhafazakarlarının güce endeksli ruh halleri ve giderek sadece ona göre şekillenen ahlaki ve vicdani pozisyonları, onları tam da bu şekilde bir elastikiyete veya konjonktürel şekil değişikliklerine müsait hale getirdi. En basit meseleyi bile kendi dar bakış açılarına göre yozlaştırılmış, kısır bir “yedirmeyiz” veya “boyun eğmeyeceğiz” ucuzluğuyla bağlamından koparanlar için, milyonlarca insanın bankalara borçlandırılmasını kendi icat ettikleri yeni kutsalları için allayıp pullamak da pek zor olmasa gerek. Meselenin “komedi” kısmını oluşturan “yine en çok biz karşı çıkacağız” kısmı için ise söylenecek tek şey, “ne zaman karşı çıktınız da ‘yine’ karşı çıkacaksınız?” olur herhalde.

Çünkü anlamsız bir kutsiyet atfettikleri siyasi iktidarın ekonomik karnesinde krediler her zaman için “tek çözüm yolu” olageldi. Borca ve tüketime dayalı çarpık ekonomi politikaları tıkandığında, ekonomi krize doğru gider hale geldiğinde “krediler” dışında bir çözüm önerisine rastlayamadık bunca yıldır. Dolayısıyla, “yine en çok biz karşı çıkacağız” önermesi, “kahrol düşman, al sana bomba” kadar ciddiye alınabilecek bir önermedir.

Kendilerini hizaladıkları siyasi güç uğruna, siyasi iktidarı bugüne dek görülmemiş tarzda tuhaf bir “kutsallıkla” yüceltenler için yanlış da olsa yapılan her şeyi savunmak bir mevcudiyet davasıdır artık. O yüzden bu gibi bir trajikomik duruma düşmek bile belki de bir paye olarak görülmektedir günümüz Pravdalarında.

Halbuki, bu küresel musibet döneminde, en büyük yükü sırtlanan ve kelimenin tam manasıyla ekmek derdiyle can derdi arasında sıkışıp kalan milyonların menfaati ön planda olmalıdır. Medya denen gücün varlık sebebi de budur aslında. Ekmek derdinde olup can derdini ikinci plana atmak zorunda kalanların sıkıntılarını, dertlerini, beklentilerini dile getirebilmek… Hizalanılan siyasi gücün her şartta ve durumda propagandasını yapmak, arkasını toplamak, her yanlışını bile savunmak değil!

Kendisine dindar, muhafazakarvs diyen insanların, çıkıp da insanların banka kredisine mahkum edilişini “müthiş bir destek” gibi akıllara ve vicdanlara ziyan bir saçmalıkla vermesi ise gelinen noktayı gösteren bir numunedir.

Salgın dönemiyle birlikte hayatımıza giren “yeni normal” kavramının belki de en belirgin unsuru “borçlu insanlar”dır artık… Bu trajediyi büyük bir övünç ve gururla “7 milyon kişiye 40 milyar lira DESTEK verdik” diye takdim etmek tarifi zor bir hususken, bir de bunu sırf hizalandıkları siyasi gücü kutsamak için savunabilmek ise başlı başına absürd ve saçmadır. “DESTEK” denen şey bankaların verdiği faizli kredilerdir.

Yeni normalimizin “gündelik ihtiyaçları” için dahi bankalara yani kapitalizme mahkum edilen milyonlardır. Yeni normalimiz bankalardan “milli şuur” beklenmesidir. Yeni normalimiz, ekonominin dibe vurduğu son birkaç yıllık süreci hiçe sayıp “en büyük 10 ekonomi arasına girmeye hiç olmadığımız kadar yakınız” sözleridir.

İnsanlara peri masalları anlatırken, kirasını, mutfak masrafını, 1 haftalık tatilini karşılayabilmek için banka kredilerine sokmak yeni normalimizdir ve muhakkak ki bunu da savunan çıkacaktır.