Yeni milli romantizm

Abone Ol

Yeni milli romantizm

Muhafazakâr sanat tartışmaları gelip geçti. Birkaç soruşturma, üç beş dergide özel bölüm, bazı köşe yazarlarının kalemi için günü kurtarmaya malzeme. Sonuç: Bitti!

Ortalık toz dumanken ciddiye almadım diyemem bu tartışmaları. Aksine, hayli ciddiye almış olmalıyım ki nice malzeme biriktirmişim: Gazete kesikleri, dergi arşivleri, internetten indirilmiş sayfalar, dosyalar… 

Olan bitene mühim şeyler addetmiş olmalıyım, yoksa niye bu kadar birikim yapayım ki Fakat bugün onları inceleme ihtiyacı bile hissetmiyorum. Zira geride elle tutulur, dişe dokunur herhangi bir miras bırakmadı muhafazakâr sanat tartışmaları! Belki gelecekte bir takım ihtiyaçlara cevap verir, diye düşünmüş olmalıyım. Bir makale konusu, akademik bir tez çalışması, kim bilir. Filanca yıllarda böyle şeyler konuşulmuştu gibisinden bir sonuca ulaşmak için… Sahi, bir kültür sanat sayfası yazarı olarak ben herhangi bir yazı kaleme aldım mı muhafazakâr sanatla ilgili Hayır, böyle bir şeyle ilgili görmedim kendimi. Çünkü muhafaza edici bir bakışla değil, daha köklü bir bakışla bakıyordum kültüre, sanata.

Gerçi aynı günlerde ve müteakip zamanlarda gündeme gelen ve ilk bakışta hükümet projesi izlenimi veren bir takım belgesel yapımları umutlandırıcıydı. Onlarla aynı çizgide olan ve yakın bir dönemin bir grup öncü şairinin figüratif bir eda ile kullanıldığı bir TV dizi filmi de heyecan verici gelmişti. O umut ve heyecan dalgalanmaları ile kendimle hesaplaşmış, kendi kendime, acaba yanlış mı düşünüyorum, olan biten güzel şeyler var da ben mi göremiyorum gibi sorular sormuştum… Ama o kadar…

Şuraya gelmek istiyorum: Eğer Batı salgını sonrasında kültür, sanat ve edebiyat yoluyla bu memlekette oluşturulan tahribatlar yok edilecek, yeniden bir tamirat eylemine girişilecek ve köklü bir yapılanmaya gidilecekse, bunlar tek boyutlu hamlelerle olacak bir şey değildir.  Mesela son seksen yüz yıllık tarihi döneme mahsus kültür, sanat, edebiyat aktörlerinden bir kısmını tek başlarına yahut kategorik adlandırmalarla öne çıkarıp, “Bakın bunlar da bizim adamlarımız!” tarzında bir tutum sergileyerek öne çıkarmayı sağlıklı bir girişim olarak adlandıramayız.  Sağlığı bir tarafa bırakalım, bu durum için bir aşağılık kompleksinin yansıması bile denilebilir. Mevcut Batıcı kültür, sanat, edebiyat dünyasının bizi düşürmek istediği durum da budur aslında.  Bu yolla ancak bir süreliğine dernekler ölçeğinde gezici kültürel etkinlikler yahut okul müsamereleri yapar, nihayet bir noktada tıkanırız…  Bu tıkanma, ele alınanı ve takdim edileni bir tüketim malzemesi yahut fetişizm nesnesi haline getirir.

Unutmayın, böylesi bir yönelim mensubu olduğumuz medeniyet dairesi adına yetersizlik itirafı şeklinde de okunabilir. Oysa takdim etmek, dikkatlere sunmak açısından medeniyet tarihimiz ne “tek adam”lık “üstad”larla, ne de sözgelimi “Yedi”, “Sekiz” kişilik gruplarla sınırlı tutulamayacak kadar zengindir.

Söz konusu tarzın bir başka olumsuz boyutu son dönemde zirve eserler vermiş ve vermekte olan fikir, sanat, edebiyat insanlarının gözden ırak kalmasına yol açmasıdır. Oysa geleceğin inşasında sadece geçmişten getirilen birikim değil, yaşanan zamanın nefesi de önemli bir güçtür.  Maalesef, muhafazakâr sanat, muhafazakâr gençlik diyenler tevhidî medeniyetin temel dinamiklerini dikkate almaktan hayli uzak bir noktada duruyorlar…

Oysa mensubu olduğumuz medeniyet başta ana kaynağımız olmak üzere geçmişten bugüne nice köklü damarlar sunmakta, soylu kahramanlar takdim etmektedir.

Ayrıntıya girmeye gerek yok, devrimci ve dinamik bir toplum için, geçmişi ve bugünüyle, bize sahici bir zemin sunan birikimlere yönelmek, onlardan gıdalanmış bütün kahramanlara hürmet etmek zorundayız.

Bakın görün bu tedristen sonra hangi şahlanışla şahlanacak bu millet…