Yeni Hicrî yılı kavrama güç ve yeteneği

Abone Ol

Yeni bir yıla giriyoruz. Hicri Yılbaşı. İslâm milletinin yeni yıl dönemi. Müslümanların bilinçle kendi kavram ve değerlerine yönelmesi, bunları yeniden algılaması ve hayata uyarlaması kendisinin hayrınadır.

Hicret bir kaçış değil. Bir kendini bulma, ortamını yaşama, yeni bir yola girme eylemidir. Sevgili Efendimiz yeni hayata başlangıç yaparken sadece mekân değiştirdi. Put kirliliğinin ve geriliminin yaşandığı bir yerden çıkma ve arınma eyleminde bulundu. O, Mekke’den hüzünle çıktı. Çıkarken de sanki bir sitemi vardı. Kâbe’ye veda ederken namazını kıldı, ellerini açtı ve ona yöneldi: “Ey Kâbe senin evlatların beni istemiyor” dedi. Bu veda yeni bir başlangıç için bir çıkıştı.

Hicret, yeni bir uygarlığın yeniden dirilişidir. İslâm ilk insandan itibaren vardır ve dönemler geçirmiştir. Her peygamber yeni bir çıkış için gelmiştir. Her peygamber insanlığa öncülük yapmak üzere gönderilmiştir. Her peygamber insanlığı iyiliğe ve güzelliğe çağırmak için gelmiştir. Her geliş yeni bir başlangıç olmuş ve bir yere kadar da sürmüştür.

İnsanlık sürekli olarak yol değiştirme ve sapmaları tercih etmiştir. İnsanlar çıkarlarını ve iktidarlarını gözetmişlerdir. İlâhî olandan uzaklaşma ve kendine göre bir yol seçmedir bu. İslâm dışındaki bütün yönelişler bunu gösterir.

Hıristiyanlar dini din olmaktan çıkardılar, bir kült hâline dönüştürdüler. Museviler de öyle. Peygamberlerin getirdiklerinin dışında bir yol tercihinde bulundular. Bozulan, özünden uzaklaşanlar kendilerine göre bir yapı kurdular. Bu yapıdan aklı başında olanlar da memnun değildir. Bunda bir tuhaflığın olduğunun farkındadırlar. İtirazları olduğu gibi sapkınlıkları da oldu.

Ne yazık ki bugün dünya kültürüne Hıristiyanlar egemen. Siyasal anlamda da egemenlik iki kültür arasında bölüşülmüş durumda. Müslümanlar için en tehlikeli durum kültür emperyalizminin varlığı ve baskın oluşu. Bunda da başarılıdırlar ne yazık ki. Bu, Müslümanların teslimiyetlerinden de kaynaklanıyor.

Hıristiyan ve semitik kültürün üzerimize boca olduğu bir zamanda gündelik hayatımızı belirleyen onlardır. Ya da bir başka deyişle Batı düşüncesine teslim olmuş olan Müslümanlar kendi düzenlerini onlara göre oluşturmuşlar. Yıl, Hıristiyanların düzenine uygun. Yılbaşı tatili, noel ayını ve kutlamaları onlara ayarlı. Aylar ve takvimleri de belirleyen onlardır. Hafta tatilleri, cumartesiler Yahudilerin kültürüne uygun, Pazar günleri de Hıristiyanların ayin gününe göre. Müslümanlar yıllık eylemlerinde kendi kural ve ilkeleriyle yaşamıyorlar. Kendilerine iyice yabancılaşmışlardır. Müslümanlar kendi takvimlerini bile bilmiyorlar. Dine bağlı olanlar da ancak üç ayları biliyorlar. Onun ötesi yok ne yazık ki. Bunlar kavramlardan ne kadar uzak olduğumuzun göstergesi.

Millî diye düzenlenen bayramlar da onların temel ilkeleri ve düşünceleriyle özdeş. Cumhuriyet bayramı Batı düşüncesinin ve kavramlarının bir gerçeği. Bu, övünç gerektiren bir durum değil. Bir millet ancak kendi değerleriyle var olur ve bir kişiliği olur. Öykünmeci bir bakış, bir algı, bir hayat hiçbir zaman gerçekliğini bulmaz.

Devlet kavramı algısı bile bize çok yabancı.

Günümüz Müslümanları sadece ramazan ile kurban bayramlarını yaşayabiliyorlar. O da sanki lütfen oldu yıllar yılı. Bu bayramlar da bayram olma duygusunun ötesinde. Özellikle Batı ruhunu özümsemiş ve o yola girmiş olanlar için yıllık izinlerinden kullanmadan tatil eylemine dönüşüyor. Bunu bir fırsat olarak kullanıyorlar.

Hicri yılbaşımızı değerlendirirken bile bize bir yabancılık siniyor. Biraz ürkek, biraz soğuk, biraz ilgisiz ve gereksiz gibi. Sanki biz bu kutlamaları bile iş olsun diye yapıyoruz.

Müslümanlar kültür ve düşüncelerini bir bütün olarak ele almadıkça asla bunu hayata geçiremezler. Başkalarının kültürleriyle de asla kendileri olamazlar.