Yeni Hazar İmparatorluğu Hayalleri mi?

Abone Ol

Gündem, hiç kuşkusuz Suriye. Böylesi bir gündemde Hazar’daki yeni dengeler ve ittifaklaşma sürecinde Azerbaycan boyutunu ele almak, muhtemelen bir çok kimse için “gündem dışı” bir girişim olarak kabul edilecek. Zaten, Türkiye üzerinde yürütülen yoğun operasyonun bir hedefi de bu. Oysa, dünya dönmeye devam ediyor. Türkiye Ortadoğu’ya kilitlenmiş iken, Kafkasya’da farklı gelişmeler yaşanıyor. Örneğin Gürcistan’daki seçimler, bölgede Rusya’nın karşı rövanşları ve İsrail’in yeni hamleleri gibi...

“İsrail’in Hazar’da İttifak Arayışları mı ” başlıklı yazımızda da buna kısmen dikkat çekmeye çalışmış ve Azerbaycan üzerinden bölgede geliştirdiği yeni kuşatma stratejisine değinmiştik. Bu yeni sürecin aktif bir parçası konumunda bulunan Bakü’deki yönetimin tavrının, hesaplarının da çok iyi bir şekilde irdelenmesi gerektiğinin altını çizmiş ve bu sayıya pası atmıştık.

Gerçi, resmi olarak her iki taraftan bu iddialara yönelik olarak yalanlamalar gelmiş olsa da, iki yüksek rütbeli eski Azeri asker ile iki eski Rus gizli servis elemanının Reuters’e yaptığı açıklamalar, “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözünü bir kez daha hatırlatıyor. Özellikle de Türkiye açısından bir çok şeyin epey bir süredir “sürpriz etkisini” kaybetmeye başladığı bir dönemde...

Nitekim Bakü, söz konusu işbirliğinin İran aleyhine olmadığına yönelik açıklamalarda bulunsa da, bunun Tahran’daki yönetimi ikna ettiği söylenemez. Hatta, Türkiye boyutu itibarıyla da bu açıklamanın tatmin edici bir yönü söz konusu değil.

Nedenlerine gelince... Her şeyden önce, son gelişmeler bunla ilgili önemli ipucu veriyor, aynen yakın tarihimizde görüldüğü üzere. Nitekim, iki devletin tarihinde çıkarlar noktasında farklı “ittifak-işbirliği” tercihleri bir ilk değil. En azından “Kafkas Seddi Projesi” (Gürcistan-Ermenistan-Azerbaycan) kapsamında 1920’lerin başlarında yaşanan gelişmeler bir çoğumuzun malumu.

Hatırlanacağı üzere, bu settin inşasında Londra ile birlikte hareket eden Bakü’ye karşı, Ankara da Moskova ile işbirliğine gitmiş ve söz konusu projeyi akamete uğratmıştı. Bu husus, Azerbaycan’daki Türklük ve Türkiye karşıtı çevrelerin tek yanlı kullandıkları önemli malzemelerden birisi olarak halen karşımıza çıkmaktadır.

Aynı şekilde, Haydar Aliyev döneminde Azerbaycan Türküne farklı kimlik arayışları, Elçibey’in Türkiye’ye yönelik politikalarının büyük ölçüde terk edilmesi ve “başarısız darbe girişimi” de, Ankara-Bakü hattında derin iz bırakan gelişmeler arasındadır.

Son dönemde yaşanan bazı hadiselere gelince... Bunların başında Ankara-Bakü hattında 2009’da kendisini gösteren Türkiye-Ermenistan arasındaki normalleşme-protokoller süreci ve ardından yaşanan “olağanüstü” gelişmeler yer almaktadır. Her ne kadar iki ülke arasındaki gerilim son dönemde yerini yavaş yavaş yumuşamaya bırakıyor gibi olsa da, güven sorunu kısmen de olsa varlığını devam ettirmektedir. Nitekim, “Protokoller-Sessiz Diplomasi” sürecinin sonucunda ortaya çıkacak tablo, ikili ilişkilerin seyrini önemli ölçüde etkileyecek gibi görünüyor. Süreçteki bu belirsizlik ya da olasılık, Bakü’yü fazlasıyla rahatsız ediyor.

Görünen o ki, işi şansa bırakmak istemeyen Bakü, Ankara’yı daha “rasyonel bir tercihe” zorlamak için Tel Aviv dengesini dış politikasının merkezinde bir yerlere oturtmuş vaziyette. Bu anlamda İsrail, Azerbaycan açısından stratejik bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor ki, bunun bir örneğini 1997 tarihli Türkiye-İsrail stratejik ortaklığı oluşturuyor.

Bakü’nün buradaki bir hesabı da, İsrail üzerinden Amerika’daki Yahudi lobisinin desteğini kazanmak gibi gözüküyor. Lobi ile sadece Ermenistan-Karabağ konusunda bir destek beklenmiyor. Belki bundan daha öncelikli olarak, “Kafkas Baharı”nın Aliyev rejimi üzerindeki yıkıcı etkisi izole edilmek isteniliyor. Nitekim, uzunca bir süredir Paris ile başlatılan yakın ilişkilerin arkasında bu hesabın olduğu biliniyor. Dolayısıyla, Ortadoğu’daki Arap Baharı’nın arkasında ABD-Türkiye ikilisinin olduğuna inanan Aliyev yönetimi için İsrail bir kez daha ağırlık kazanıyor.

Bu noktada Hazar’daki çok boyutlu-aktörlü gerginliği de göz ardı etmemek gerekiyor. Hazar’daki statü sorunu, genel anlamda Azerbaycan’ın bölgedeki çıkarlarını etkilediği gibi, daha özelde Türkmenistan ve İran’la yaşadığı krizlerde de kendisini gösteriyor. Dolayısıyla Bakü, Hazar eksenli güç mücadelesinde bu kilidi lehine kırabileceği bir güç dengesi arayışı içinde görünüyor. Burada Türkiye’nin başlı başına belirleyici olamayacağı kanaatine varan Bakü, İsrail üzerinden bölgedeki krizi daha da derinleştirmek suretiyle, adeta bulanık suda balık avlamaya çalışıyor.

Bakü’nün Tel Aviv ile başlattığı sürecin, bölgede ilk etapta İran akabinde ise Rusya’yı hedef alan bir takım “büyük projelerin” uygulama dönemine denk gelmesi de bir tesadüf olmasa gerektir. Muhtemelen, bir takım stratejik evliliklerin ardından da bu yatıyor. Özellikle de İran ve Rusya’nın dağı(tı)lmaları sonrası bölgede oluşacak güç boşluğunu bölgedeki diğer Türk-Müslüman halklardan oluşan “Yeni Hazar İmparatorluğu” ile doldurabileceğine inanan Gizli Dünya Devleti açısından...