Yeni Yalta süreci olan hızıyla devam ediyor.
Kamplaşmanın şimdiki adı Eski Batı - Yeni Doğu . Yükselen yeni örgütleri ise
Batı nın iktisadi, siyasi ve güvenlik bazlı hegemonyasına meydan okuyan Şanghay
İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS, bir diğer ifadeyle Doğu-Güney İttifakı ...
Düne kadar Batı nın sömürgeleri olan güçler ile tarihsel
kodlarına dönüş aşamasında olan eski imparatorlukların çok kutuplu dünya
arayışları kapsamında ortaya koydukları ortak irade, uluslararası sistemde yeni
bir sürece işaret ediyor; özellikle de Soğuk Savaş artığı yapılara (NATO, IMF,
Dünya Bankası ve hatta BM gibi) ve anlayışa yönelik istikrarlı, tutarlı ve
kararlı adımlarıyla...
Örneğin Brezilya, Rusya, Çin, Hindistan ve Güney
Afrika nın oluşturduğu BRICS in IMF ve Dünya Bankası na alternatif olması
planlanan Kalkınma Bankası nın kuruluşuyla ilgili ilk somut adımı atmış olması,
Ekonomi Konseyi ni kurması, Çin ve Brezilya nın ikili ticari ilişkilerinde
dolar yerine kendi para birimlerini kullanma kararı almaları bundan sonraki
süreçte Batı sermayesi ve Amerikan dolarına yönelik mücadelenin geleceğiyle
ilgili önemli ipuçları veriyor. Bir diğer ifadeyle kapitalizm, açık kapı
siyasetinin bumerang etkisiyle karşı karşıya...
Dolayısıyla, 1996 da Şanghay Beşlisi ile Avrasya bazlı
başlayan siyasi-güvenlik ağırlıklı meydan okuma süreci, 2009 da iktisadi-ticari
boyutuyla ön plana çıkan BRICS ile daha global bir seviyeye ulaşmış vaziyette.
Yeni bir dünya arayışı şeklinde ortaya çıkan ve Amerikan
hegemonyasına karşı tutumlarını çok kutupluluk söylemi adı altında dolaylı
bir şekilde ifade eden bu örgütlerin iki ortak temel aktörü ise Rusya ve Çin.
ŞİÖ deki gözlemcilik statülüğü de göz önünde bulundurulduğunda BRICS in de bir
üyesi olan Hindistan bu ikilinin yanında yer alan bir diğer ortak olarak
karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, karşımızda Avrasya nın üç büyük gücünün
oluşturduğu yeni bir troyka söz konusu.
Buna Latin Amerika dan Brezilya ve Afrika kıtasından
Güney Afrika nın da dahil edilmesiyle birlikte, Büyük Dünya Adası ve Güney
Amerika birlikteliğinden oluşan dinamik ve genç bir ittifak ortaya çıkıyor.
Öyle bir yapı ki, demografik olarak çöküş yaşayan Batı
karşısında genç bir nüfusa ve güçlü bir reel ekonomiye sahip, dünya nüfusunun
yarısını içerisinde barındıran, küresel ekonominin çeyreğine hükmeden, dünyanın
en büyük yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip binyılın meydan okuması...
Batı karşısında birlik anlayışının önemini kavramış
farklı medeniyetlere, kültürlere, inançlara, değerlere, sistemlere sahip bu
ülkelerin attığı adımlar, aynı zamanda batılı bir takım projelere, tezlere ve
senaryolara da cevap niteliği taşıyor; en azından medeniyetler çatışması
boyutuyla...
Nükleer teknolojiye sahip bu ülkeler, bulundukları
kıtaların da en güçlüleri durumunda. Bölgesel güç statülerini küresel anlamda
BM Güvenlik Konseyi nde daimi üyelik ile pekiştirmek isteyen bu ülkeler
(Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan), son dönemde silahlanmaya ayırdıkları
bütçeleriyle de dikkatleri çekiyor.
Nitekim, bu durumun farkında olan Güney Afrika Devlet
Başkanı Jacob Zuma, BRICS ülkelerinin Afrika da düzenlediği bu ilk zirvede şu
ifadeleri kullanıyor: BRICS ülkeleri bugün artık görmezden gelinemez.
Yüzyılları geride bırakan Afrika, bugün ilk kez tutkulu bir devletler grubunun
bir parçası olmuştur.
Gücün adres değiştirmeye başladığı bu yeni dönemde
Batı-Kuzey İttifakı ise eski sömürgecilik anlayışına ve bir takım hastalıklı
ideolojilerine, alışkanlıklarına yeniden sıkı sıkıya sarılmaya başlamış
bulunmakta. Bu cenahtaki bir diğer önemli gelişme ise, Batı-Kuzey İttifakı
içerisindeki ayrışmalar ve alttan alta yürütülen güç mücadelesi ya da örtülü
tarihsel hesaplaşma ...
Türkiye ye gelince... Rusya ve Çin in başını çektiği bu
iki yapı, özellikle de ŞİÖ, Türkiye nin Türk-İslam dünyası ağırlıklı manevra
alanını daraltıcı bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Türk dünyasını adım
adım Rusya-Çin ikilisine kaptırmaya başlayan Türkiye, bir süre sonra Avrasya
bazlı politikalarında sahada birlikte hareket edeceği aktör bulmakta zorluk
çekme riskiyle karşı karşıya. Bu kapsamda Kafkasya ve Orta Asya dan gelen
sinyallerin çok daha ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor...
Dolayısıyla, -cek, -cak lara dayalı bir proaktif dış
politika anlayışının geçer akçe olmadığı bu süreçte Türkiye yavaş yavaş bir
başka ittifaka doğru itiliyor. ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün oluşturduğu bu
ittifak, şu an için Türkiye açısından tek seçenekmiş gibi sunulmaya
çalışılıyor. Daha önceleri, çıkaramazsınız denilen Doğu Akdeniz deki İsrail
gazının bir kurtarıcıymış gibi Türk kamuoyuna lanse edilmeye çalışılmasının
altında da bu husus yatıyor olsa gerek...
Oysa, Türkiye çok daha farklı Yeni Bir Dünya sloganıyla
yola çıkmıştı. Yeni Yalta sürecinde ittifaklardan birinin parçası değil, başlı
başına bir merkez, üçüncü yol olmak niyetindeydi. Anlaşıldığı kadarıyla bu
dünyalar ya da yollar konusunda bir kafa karışıklığı söz konusu...