Yeni din: Global sekülarizm

Abone Ol

Yazılarımızda sekülarizmden sık söz ederiz. Bunun Türkçesi: Dünyacılık. Kimi zaman laiklik ile de özdeşleştiririz. Sekülarizmin felsefi kavramının karşılığı: "Başkaca her türlü düşünceyi bir yana bırakarak günlük maddesel ihtiyaçları karşılamayı yeğleyen öğreti Dünyacılık, bilimi ve insanseverliği savunur. Spekülatif felsefenin yerine günlük yaşamımızla uğraşmak gerektiğini ileri sürer." [Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Sözlüğü]. Kaba tanımıyla, laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlanır. Kavramda felsefenin sahip bulunduğu spekülatifliğin yerine daha bir kararlı olmasıdır. Dünyeviliğe bir bakış da diyebiliriz sekülarizm için. Dünyevilik çıkarcılıkla özdeş.

Yabancı kavramlar hayatımıza girdiğinden beri düşünce hayatımızı her yönüyle belirliyor. Müslümanların kafasını karıştıran ve zihni problemler içinde bocalayanlarla karşı karşıya bulunuyoruz. Günümüz Müslümanlarının en temel hastalıklardan biri de bu dünyeviliktir. Günü kurtarmanın peşinde olmaktan öte bir durum da söz konusu. Müslümanların en belirgin özelliklerinden biri sakal diğeri ise başörtüsüdür. Bu iki özellik insanın kişiliğini ve kimliğini ortaya koyar. Doğrusu, sokağa çıktığımızda, bu tip insanların sahip bulunduğu bazı şeyleri görünce tuhaflaşırız. Şöyle ki, lüks bir jipi süren başörtülü bir bayan, güneş gözlükleriyle ve alabildiğine rahat ve konformist görünümleriyle insanı irkiltecek bir durum söz konusu. Zaten bu tür bir hayatın sınırları yoktur. Sınırları olmadığı için alabildiğine pahalı olan bir araçla reverans etmesi dünyeviliğin bir yansıması olarak gerçekleşiyor. Bu tür Müslümanlar, bu hayatı ve yaşayışı önce kendi ruhlarına sonra çevrelerine kabullendirmek için çeşitli tevillere başvururlar. Dolayısıyla, kimi zaman bu durumlar için Efendimizi kendilerine araç olarak kullanıyorlar. "Peygamberimiz bugün yaşamış olsaydı Mersedese biner miydi binmez miydi " ya da "Bugün yaşasaydı nasıl giyinirdi " Bütün bu düşünceler kendilerine gerekçe oluşturmak içindir.

Yukarıdaki tanımdan da anlaşılacağı üzere "her türlü düşünceyi bir yana bırakarak günlük maddesel ihtiyaçları karışlamayı yeğleyen öğreti" olarak tanımlanıyor sekülarizm. Uhreviliğin olmadığı bir hayat felsefesi.

Bu pencereden bakılınca dünyevi çıkarları için bu hayata ayak uyduranların neleri yapabileceği söz konusu oluyor ister istemez.

Zaman zaman milliyetçilik kavramıyla sekülarizm arasındaki ilişkilerden söz ederken, muhafazakârları da bu kapsam içinde değerlendirmemiz gerekiyor. Dindar görünmek bir anlam ifade etmiyor.

Bu kavramın açıklamasıyla ilgili bilgide hem dünyacılık hem de insanseverlik olarak tanımlanmasının çelişkisinin izahı da olmalı.

Bu bakış açısıyla bakıldığında birçok şey daha belirginleşir.

Dindarlık ile dünyacılık arasındaki ilişkide gene sekülarizim vardır.

İslâm bir denge dinidir. Dünyevi ve uhrevi dengeleri gözetmede ve insan doğasına uygun olanını insanlığa sunmada ölçülüdür.  Günümüz insanlığının yaşadığı bunalım dengesizlikten kaynaklanıyor. Bir yanıyla insanlığın belli bir kesimini refaha ulaştırırken büyük kesimini ise sefalete ve yokluğa sürüklüyor. Bugün gözlerimizi dünyaya çevirdiğimizde her gün açlıktan ve yokluktan ölen milyonlarca çocuğun hesabı sekülarizme sorulmalıdır. Dahası bu dünyevi bakış insanlığın uçurumunu büyütüyor. Bugün Türkiye ye baktığımızda Türkiye kaynaklarının büyük bir bölümünü sayısı yüzü geçmeyen kuruluş ve aile tarafından paylaşıldığı görülüyor. Dünya zenginler kulübüne giren 25 büyük zengin bu anlamda Türkiye yi temsil ediyor mu Temsil noktasında bu kadar yer alabilen bu insanların yaşadığı ülkede kaç milyon insan açlık sınırında, kaç milyon insan yokluk sınırındadır Buradan bakılınca zenginler tabakasında yer alanlar kaç bin kişiyi buluyor Zenginler sınıfındaki bu insanlar ülke ekonomisinin kaçta kaçına sahiptirler

Sekülarizimin felsefesine uyan bu zenginler sınıfının insanseverliğini de dolayısıyla merak ediyoruz.