Sütten ağzı yanan yoğurdu üfler de içer.
Bu sebepten seçilecek yeni Cumhurbaşkanı nın nasıl olması gerektiği konusundaki görüş ve tavsiyelerimi aziz milletimize arz etmeyi kaçınılmaz bir vazife sayıyorum.
Yeni Cumhurbaşkanı dış politikamızı ABD ve AB ye, ekonomik politikamızı IMF ye endeksleyen birisi olmamalı. Başka bir deyimle zihnindeki yol haritası, Siyonizmin yol haritasına benzememeli, Türkiye nin millî menfaatlerini ön planda tutan bir kafa yapısına sahip olmalı.
Meselâ, Sezer gibi Anayasa yı, bütün hükümlerini yok farzederek sadece lâiklik, fikri sabitine indirgeyecek birisi olmamalı.
Yeni Cumhurbaşkanı, Siyonistlerin, "Kendisine üstün cesaret madalyası" takacak kadar beğenisini kazanan birisi olmamalı.
Ya da 1 Mart Tezkeresi TBMM de red edilince, Sayın Gül gibi ağlayan veya Sayın Erdoğan gibi mâtemlere kapılan birisi olmamalı.
Amerikan emperyalizmine, en azından Zapetero kadar karşı çıkarak Irak a giden askerlerini geri çekmek cesaretini gösteren birisi gibi olmalı.
Ya da Ecevit in başbakan iken yaptığı gibi "Peşinen, Irak ın işgaline karşı çıkan" birisi olmalı.
Cumhurbaşkanı iken, Sayın Turgut Özal, Irak a, ABDile birlikte kuzeyden asker sokmamızı istemiş, Sayın Necip Torumtay Paşamız, Genelkurmaylık görevinden istifa etmek suretiyle bu kanlı maceraya sürüklenmemiz önlenmişti.
Bilindiği gibi, Sayın Erdoğan da Özal ın yolundan giderek, 62 bin ABDaskerini, deniz, hava ve kara üslerimize konuşlandırarak yine Irak a kuzeyden girmek hevesine kapılmış, onun bu hareketine de TBMM nin sayın üyeleri geçit vermeyerek yine ülkemizin kanlı bir maceraya sürüklenmesine engel olunmuştu. Türkiye 1 oyla adeta direkten dönmüştü.
Yine Cumhurbaşkanı tavrını, Siyonist ve Evangelistlerin gayelerini gerçekleştirecek istikamette koymamalı, seçilecek başkan, tavrını dünya barışından yana koymalıdır. Zira Türkiye ağırlığını koyduğu ve dünyadaki dengeleri barıştan yana tamamladığı taktirde, hem İslâm âlemi ve hem de dünyamız, sonucu meçhul bir bâdireden kurtulmuş olacaktır. Yeni başkan bu görüş ve zihniyetin mümessili olmalıdır.
ABD nin güdümündeki Büyük Ortadoğu Politikasının hedefinin Türkiye dâhil bütün İslâm ülkelerinin işgalinden ibaret olduğu, dünyaya, barış değil kan ve katliam getirdiği artık kesin olarak anlaşılmıştır. Bütün dünya kamuoyu ayaklanmış, katil Bush defol naralarıyla sarsılmaktadır. Hatta ABD seçmeninin % 59 u bile, ABD nin askerini derhal Irak tan çekmesini istemektedir.
Buna rağmen Sayın Erdoğan, Bush un kendisine tevdi ettiği Eşbaşkanlık görevini hâlâ sürdürmektedir. Seçilecek Cumhurbaşkanı nın bütün bu ve buna benzer kusur ve ayıplardan arınmış olması gerekir.
Kaldı ki kamuoyumuz, gerek ABD, gerek AB ve gerekse IMF yi istememektedir. Yeni başkanın kamuoyumuza rağmen böylesine fahiş hatalara düşmeyen birisi olması gerekir.
Yeni Cumhurbaşkanı nın, millî iradeye ve Demokratik sisteme yüzde yüz bağlı olması, darbelere asla geçit vermeyecek bir politika izlemesi gerekir. Meselâ, Sayın Demirel in 28 Şubat ta yaptığı gibi post-modern de olsa darbelere paralel davranmaması gerekir.
En doğru çözüm, Cumhurbaşkanı nın millet tarafından seçilmesidir.
Ama yukarıdaki şartları haiz olan üyelerden birisi olmak şartıyla Meclis tarafından seçilmesi de isabetli olabilir.
Ama tekrar tekrar denenerek Bush un izinde yanlış politikalar uygulamış olanların ve üstelik bu tür yanlış politikalarda ısrar edecekleri belli olan kimselerin seçilmesinden, kesinlikle kaçınmak icab eder. Zirâ denenmişi denemek sonunda pişmanlık getirir.
Değerli milletvekillerimize çok önemli tarihî görevler düşmektedir. Milletvekillerimiz hakta hatır olmaz prensibine sadık kalarak, vicdanî kanaat ve ölçülerini rehber edinmeli, yarın rûz-i mahşerde, Allah huzurunda hesaba çekileceklerinin bilinci içerisinde bir karar verilmeli ve bir seçim yapılmalıdır.