Yeni Bir Teklif

Abone Ol

Üretimden bahsediliyor da nasıl üretileceğinden bahsedilmiyor. Üretim hep başkalarından bekleniyor. Ülkemizde tarım ve hayvancılık bitme noktasında. Tarım ve hayvancılığın nasıl ayağa kalkacağı ise sadece ‘tarım işçileri’ne bırakılıyor. Tarım ve hayvancılıkla ilgili konu açıldığında göç mevzusu da gündeme geliyor. Çare olarak hemen köyden kente göçü durduralım tarım ve hayvancılık gelişir pratiği öne sürülüyor. Köyden kente göç durdurulsa bile -ki şu anki anlayış ve sistemle durdurulamaz da- tarım ve hayvancılık gelişmeyecektir. Yani yaygın anlayışa göre köylü tarlada çamurun çöpün içinde çalışsın şehirliler masa başında onun ürettiklerini yesin deniliyor. Niye, köyde doğmuş insanların masa başında çalışmaya hakkı yok mu? Senin var da onların eli ayağı düzgün bir iş yapma hakkı yok mu?

Efendim devlet teşvik veriyor adamlar köyde tarım ve hayvancılık yapmıyor. Yapmaz! Niye yapsın! Sen şehirli olarak ayağına gelmiş domatesi salatalığı tereyağını yoğurdu yerken onun da ayağına gelmiş yiyecek içecekleri yiyip içme hakkı yok mu? Sen şehirde iki yağmur damlasından oluşan avuç içi kadar çamura basmadan yürümeye çalışırken köylü akşama kadar çamurun tozun toprağın içinde çalışıyor. Konunun özü şu; tarım ve hayvancılığın kolay bir iş olduğu sanılıyor. Kolaysa, madem devlet teşvik de veriyorsa git kendin yap! Eline bir kazma al da iki kaz bakalım nasılmış dünyanın dört bucağı bir gör! Eline bir çapa al da oturduğun dairenin salonu kadar bahçeyi bir gün çapala bakalım nasılmış tarım bir gör! İnişi yokuşu çarı çamuru olmayan yaşadığın şehirden üfürmek kolay bir tarlaya git de sadece bir gün akşama kadar su sula bakalım bir daha tarım ve hayvancılık konusunda köylerin boşaldığını kasabaların bittiğini falanı filanı ağzına alacak mısın! Kentten tekrar köye göçü sağlayarak tarım ve hayvancılığı kurtarmaya çalışmak başkası hazırlasın ben yiyeyim mantığıdır. Bu mantıkla kimse geri köye göçmez. Tarım ve hayvancılık da ayağa kalkmaz.

Türkiye’de en çok haksızlık dağda bayırda tarlada bağda bahçede tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlara yapılıyor. Tarım işçisi tanımlaması bile aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılıyor. Oysa tarım işçilerinin yaptığı iş kadar zor bir iş yok. Üreten insanlara emeğinin karşılığı verilmiyor. Tarlada çalışıp çabalayarak meyve ve sebze üreten insanlardan devletin dahi haberi yok. Devlet sadece tarla sahibini tanıyor ve onu muhatap alıyor ona birtakım haklar veriyor. Gerçek emekçilerin ise herhangi bir hakkı hukuku yok. Hukuk düzenlemesi içinde yer verilmeyen, herhangi bir sosyal hak tanınmayan insanlardan tarım ve hayvancılığı kurtarmaları bekleniyor. Bir çobanın besleyip büyüttüğü hayvanlar bir şehri doyuruyor da çobandan kimsenin haberi olmuyor. Çobanın sosyal güvencesi var mı? Hafta tatili var mı diye ne soran ne düşünen var! Şu kadar hayvanı var deniyor yani hayvanlar değerli ama insan olarak çoban insan yerine konulmuyor. Onun bir ailesi çoru çocuğu olduğu, onun da çeşitli sosyal ihtiyaçları olduğu düşünülmüyor. Sonra romantik bir şekilde koyun otlatırken falan üniversiteyi kazandı diye hiç gerçekçi olmayan övünç haberleri yapılıyor. Oysa onu o şartlara devlet itiyor.

Peki, ne yapılmalıdır? Devlet tarım ve hayvancılığı örneğin bir nüfus müdürlüğü gibi bir okul gibi bir vergi dairesi gibi yani kısaca bir devlet dairesi/kurumu haline getirmelidir. Çoban örneğini verdik ya devlet çobanı ‘memur’ tanımlamasının içine almalıdır. Tarım konusunda çapalama yapandan tarla sulayana kadar hepsini memur statüsünde ilgili üniversite mezunlarından atama yapmalıdır. Hatta o konuda üniversite yoksa kurmalıdır. Mesai saatleri, hafta tatilleri vb. bütün sosyal haklar verilmelidir. Bu konuda coğrafi yapı esas alınmalı yani dağda sürü otlatılırken ovada buğday ekilmeli köy-kent ayrımı ortadan kaldırılmalıdır. Şehirlerin hemen yanında bahçeler olamaz mı bal gibi olur!

Tarım ve hayvancılık yeni bir hukukla devlet politikası haline getirilirse ayağa kalkar!