Yeni bir dünya kurmak

Abone Ol

ABD ve AB ülkelerinin Türkiye karşıtlığı yeni değil. Diyebiliriz ki ilişkilerin en iyi noktada bulunduğunda bile ABD hep düşmanca bir tavır sergiledi. Haçlılar hep birbirlerini tuttular. İslam dünyası ile İsrail söz konusu olduğunda da İsrail’in yanında yer aldılar. Kıbrıs konusunda da ABD Yunanistan’ın yanında yer aldı. Kıbrıs’ta Rumlar Türklere karşı katliam başlattıklarında o zamanki Başbakan İsmet İnönü katliamları önlemek için Kıbrıs’a müdahale kararı aldı. Kararla birlikte gemiler yola çıktı. Ne var ki, ABD Başkanı Jonson İnönü’ye bir mektup yazarak müdahaleden vazgeçilmesini istedi. Bunun üzerine gemiler geri döndü. Bunun üzerine İnönü’nün, “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır” sözü meşhurdur. O günden bu yana yeni bir dünyanın kurulması için rahmetli Erbakan Hocadan başkası harekete geçmedi. O da bir takım içerdeki işbirlikçiler eliyle engellendi.

Bu noktada ABD ve AB’nin düşmanca tavrının sadece Türkiye’ye yönelik olmadığını, İslam dünyasına karşı aynı duyguları besledikleri açıkça görülüyor. Böyle olmasa dünyanın çeşitli köşelerinde sürekli olarak Müslüman katliamı yaşanır, bir takım maşa olarak kullanılan terör örgütleri ile İslam dünyası boğuşmak durumunda kalır mıydı?

Bu söylediklerimizi net olarak görmek için gazetelere sadece bir günde yansıyan haberlere şöyle bir bakmak yeterlidir. Söz gelimi ABD Başkanı Trump önceden niyetini açıklayarak birkaç gün sonrada İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak nitelendirdi. Hâlbuki Devrim Muhafızları resmen bir devletin askeri gücü durumunda. Böyle olunca Devrim Muhafızları’nın terör örgütü ilan edilmesi İran’ın da terör devleti ilan edilmesi, kendilerinin terör üssü olduklarını gizlemek anlamına gelmez mi? Belli ki, bir İran’ı vurmak için yeni bahane üretiliyor. Libya ikiye bölünmüş durumda. Bununla da kalınmıyor sürekli olarak iç çatışmalar körükleniyor. Libya’yı bu hale kimlerin getirdiğini sanıyorum söylemeye gerek yok. Sudan, Haçlı dünyası, özellikle de Kiliseler Birliği eliyle ikiye bölündü ama bununla da yetinmiyorlar. Sürekli olarak karıştırıyorlar, iç çatışmaları destekliyorlar. Bu arada ABD ve AB ülkelerinin kuruluş aşamasından bu yana İsrail’e destek verdikleri, Filistin topraklarını İsrail’in işgaline arka çıkıyorlar. Sanıyorum Netanyahu’nun son olarak yaptığı açıklamada, “Batı Şeria’nın ilhakını ABD ile koordineli yapacağız” sözleri hiçbir izaha gerek bırakmayacak netlikte. Bu açıklama Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımaları, ardından Suriye’ye ait işgal altındaki Golan Tepeleri’nin İsrail’in olduğunu ilan etmesi ile birlikte düşünüldüğünde sanıyorum meselenin İslam düşmanlığı olduğu açıkça görülür. Bu arada yıllardan beri Suriye’deki terör örgütlerini ABD’nin silahlandırdığı, adeta teröristlerden bir kara gücü meydana getirdiği de düşünüldüğünde ABD ve yandaşlarının tek düşman olarak İslam dünyasını gördüğü netlik kazanıyor. Bütün bunlara rağmen hâlâ ABD’den dost ve müttefik olarak bahsedilmesi yeni bir dünya kurulmasına yönelik bir niyetin bile olmadığını gösteriyor.

AB ile ilgili olarak iki haberi kısaca aktarmakta yarar var.

İlk haber, “Türkiye’nin AB üyeliği süreci tamamen durmalı” başlığı altında yer aldı. Bu sözleri Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı’nın Almanya, Finlandiya ve Danimarka’dan gelen aşırı sağ parti temsilcileri ile birlikte düzenledikler ortak basın toplantısında söylüyor. Buna karşılık Türkiye hâlâ AB üyeliğini ulaşılması gereken hedef olarak görüyor.

Bu şartlarda belli ki bu ülkeyi yönetenler yeni bir dünyanın kurulmasına ihtiyaç duymuyorlar. Israrlı bir şekilde ABD ve AB etrafından dolanıp durmaya ülkemizi mahkûm ediyorlar. Hâlbuki Haçlı-Siyonist ittifakının hainliklerini önlemek, bu olmazsa en aza indirmek için yeni bir dünyanın kurulmasına ihtiyaç var.