Kültür-Sanat

Yeni bir dünya düzeni

Yeni bir dünya düzeni

Abone Ol

"Ve asıl soru bu sessiz yığınları daha ne kadar bu haliyle (uyuşuk) tutmak mümkün? Porto Allegre ruhuyla Davos ruhu nasıl çarpışacak? Hangi zeminde? Türkiye bu anlamıyla tarafların   saflarını  karıştırdığı, kardeşin gerçek anlamda kardeşi boğazladığı bir evreye neden koşarak gider?.. " sorularını soran Serdar Akinan,  bir taksi şoförünün anlattıklarıyla özetliyor çıkmazlarımızı.

New York Times gazetesinde son zamanların en tutarlı fakat karamsar analizini okudum. Yazı, küresel bir çöküşün arifesinde olduğumuzu anlatıyordu... Krugman‘ın çizdiği tablo milyonların işsiz kalacağı bir dünyayı muştularken bunun olası sosyal sonuçlarından pek bahsetmiyordu. ‘Küresel Sistemin 3. Büyük Krizini‘‘ bilemem ama bölgesel bir çatışmanın arifesinde olduğumuza inananlardanım. Kavramların içinin boşaldığı bu zaman diliminde ve bu coğrafyada bir başka sürece giriyoruz. Sadece Türkiye‘ye bakarak neyin eşiğinde olduğumuzu görenlerdenim.

Bu köşede günlerdir etraflıca yazıp çiziyorum. Açık açık dillendiremesem de gördüğüm ürkütücü... İşin kötüsü bu kanlı oyunun hiçbir etkin aktöründe umut verecek bir çıkış stratejisi de göremiyorum. Umut mucizeye kaldı... Bir adım geri çekilip bölgemize baktığımda da içinden çıkılamaz bir tablo görüyorum. Batı‘nın tasarımının gerçekleşmediği bu coğrafya, İran ve İsrail nedeniyle, zorla tanzim edilecek gibi duruyor. Ve bu tanzim de bir tasarımla olmayacak. ‘Ne halleri varsa görsünler... Düşen düşsün kalan sağlar bizimdir‘‘ diyen bir kaotik akıl devreye giriyor. Ya Pakistan ve Afganistan? Oralarda tutarlı hesaplanabilir gelecek senaryoları var mı? Yok...

Memleketimize tam olarak yansımayan Meksika Körfezi‘ndeki ekolojik kriz bu küresel kaosun neresinde peki? Ve asıl soru bu sessiz yığınları daha ne kadar bu haliyle (uyuşuk) tutmak mümkün? Porto Allegre ruhuyla Davos ruhu nasıl çarpışacak? Hangi zeminde? Türkiye bu anlamıyla tarafların saflarını karıştırdığı, kardeşin gerçek anlamda kardeşi boğazladığı bir evreye neden koşarak gider? Bu sorunun yanıtı bende saklı değil.

Ama geçen gün Diyarbakır‘da bindiğim taksinin yaşlı şoförü çok şey anlatan birkaç cümle sarf etmişti. ‘Yıllardır Diyarbakır‘da taksi şoförlüğü yapıyorum... Bu sokaklarda araba yoktu. Şimdi her taraf son model arabadan geçilmiyor... Bu çatışmalar sürdükçe dağa benim gibi garibanların çocukları çıkıyor... Diyarbakır‘ın bağlarından dağa çıkan ölüyor... Bir yandan da Dicle‘nin kenarında lüks villalar yapılıyor. Diyarbakır‘ın yanında yepyeni havuzlu lüks kasabalar yükseliyor. Kim bunlar? Kürt... O da Kürt ben de Kürt...‘‘

Bu cümle size bir şey hatırlatıyor mu? Siz hiç Teşvikiye Camii‘nden kalkan şehit cenazesi gördünüz mü? Tekel direnişinin önemi burada saklıydı aslında... Bitlis‘ten gelenle Diyarbakır‘dan gelen, İstanbul‘dan gelenle, Manisa‘dan gelen, türbanlısı da Alevisi de aynı çarkın kurbanıydı. Sadece bunu görsek yeter aslında... Sadece bunu...