Yeni bir “çılgınlığa” doğru mu!

Abone Ol

Dünya yeni bir çılgınlık çağına mı giriyor yoksa? Bu soruyu sorduran ne oldu? İlk akla gelen cevap Trump adlı bir patavatsız ve lümpen birinin çok önemli bir koltuğa oturması. Hem de seçimle, hem de halk oyuyla, yani bile isteye gelen bir felaket! 

20 Ocak’ta koltuğa oturdu ve daha 2-3 hafta bile olmadan birbirinden tartışmalı kararlar, birbirinden acayip açıklamalar peş peşe geldi. Pandora’nın kutusu bir açıldı mı kapanmazmış!

Dünya bir çılgınlık çağına mı sürükleniyor diye sormadan önce şunu sorgulamalı belki de. Dünya, zaten bir “çılgınlık dönemi”nde değil miydi? Paylaşım savaşları olan iki dünya savaşı ve sayısız iç savaş, iç karışıklık, istikrarsızlaştırma ve işgalle geçen 20. yüzyıl bir sulh dönemi miydi sanki? Başlı başına bir “çılgınlık çağı” değil miydi zaten?

Sırf dünyayı kendi aralarında paylaşırken yaşadıkları menfaat çatışması yüzünden dünyayı ve bütün bir insanlığı dünya savaşı kabusuna sokanlar sayesinde 20. yüzyıl zaten bir “çılgınlık çağı” olarak geçmedi mi? 

Kendilerine ait olmayanı ele geçirmek için, hak etmedikleri zenginlik ve kaynaklara “çökebilmek” için bütün bir insanlığı büyük bir kabusa sürükleyenler hala güçlü ve hala uslanmıyorlar. Ve muhtemelen uslanmayacaklar da…

Çünkü ister emperyalizm deyin, ister ırkçı emperyalizm, bu baş belasının önemsediği tek şey kendisidir, kendi menfaatidir. İnsan hayatının, onun nazarında bir kıymeti yoktur. Dünyaya sulh ve sükun getirmek, insanlığın barışı ve selameti için gayret göstermek “kitabında” yazmaz. Kendisi dışındakileri insan bile saymayan bir ilkellik, bir barbarlık, bir baş belası zihniyet!

O sebepledir ki, akli, mantıki ve vicdani gerekçeler uydurabiliyor işgallerine, zulümlerine, katliamlarına ve tüm “çılgınlıklarına”. Kendisi dışındaki insanlar, kendi “kutsal”(!) amacı için feda edilebilir, harcanabilir, katledilebilir çünkü. 

O yüzden, koskoca bir kıta, bir parça ekmeğe, bir yudum suya muhtaç halde, perişan bir vaziyette kıvranırken, daha hala değerli madenlerini, ekonomik kaynaklarını sömürmekten imtina etmez. Garibanın elindeki iki kuruşu da, insanların birbirini kırmasını da teşvik ederek, silah satışı vs diye elinden almayı kendine dert etmez. Aynı, kendi imal ettiği mikroplarla insanları hasta edip, sonra da ilaç satarken vicdanı sızlamadığı gibi.

Bu zihniyet, ister kapitalizm deyin, ister emperyalizm, ister ırkçı emperyalizm, insanlığın başındaki en büyük beladır. Ve durmayacaktır. Nasıl ki, 20. yüzyıl büyük bir çılgınlık çağı olarak geçtiyse, muhtemelen (elbette Allah bilir) bu asır da bu çılgınlıktan nasibini alacaktır. Çünkü bu iştahın, bu azgınlığın, bu ilkelliğin sonu yoktur.

“Yeni bir çılgınlık çağı mı başlıyor?” denmesinin müsebbibi olan ABD’nin patavatsız ve lümpen Başkanı, belki bu süreci hızlandıracaktır. Yoksa gidişat tam da bu yöndedir. Dünyada dengelerin değişmesi, tabiri caizse “kartların yeniden karılması” vs bu “yeni çılgınlık çağı”nı işaret etmektedir. 

İşin kötüsü de, bu çılgınlığın en büyük kurbanı olarak da İslam alemi ortada durmaktadır. Titreyip kendine gelir de, bu oyunu bozabilirsek ne ala!