Yeni başbakan, yeni kabine ve başkanlık sistemi

Abone Ol

Medya ya da medyaya yön veren çevreler hangi konuyu

önemser ve ön plana çıkartırsa o konu ve konular ön plana çıkıyor. Son günlerin

gündemini ise 27 Ağustos taki AK Parti Büyük Kongresi oluşturuyor. Çünkü bu

kongre ile partinin yeni genel başkanı ve başbakan adayı seçilmiş olacak. Bunun

sonucu olarak da yeni kabinede kimlerin yer alabileceği haber ve köşe

yazılarının ana konusu oluyor. Tüm bunlar aslında Sayın Erdoğan ın esas konusu

olan başkanlık sistemi tartışmalarını da gündemden düşürmüyor. Gündemin bir

başka konusu ise daha doğrusu kulislerde tartışılan konusu Abdullah Gül ve

çevresi ile ilgili. Bu konu şimdilerde kulislerden gazete köşelerine de intikal

etmiş bulunuyor. İddialar oldukça ciddi. Abdullah Gül ün başbakan olması için

çalışıldığı, Gül ün Başbakanlığında Erdoğan ın hükumete fazla karıştırmayacağı

gibi iddialar sanki o alanda ciddi mücadelenin yürüdüğü şeklinde. Doğrusu işin

bu boyutlara ulaşacağını, bir Gül-Erdoğan savaşının açıktan yaşanacağını

düşünmüyorum. Ayrıca bu köşede Sayın Gül ün Sayın Erdoğan ın

cumhurbaşkanlığında başbakanlık yapmayacağını dile getirmiştim. Bu arada Gül ün

çevresine yönelik eleştirilerde Gül Paralel Yapı ile birlikte gösteriliyor.

Şahsen buna ihtimal vermiyorum.

Tüm bunlar üzerinde herkes kendine, kulis bilgisinin

zenginliğe ve arzularına göre yorumlar yapacaktır. Benim esas üzerinde durmak

istediğim husus başkanlık sistemi ve bunun için anayasa değişikliğine duyulan

ihtiyaç. Sayın Arınç başkanlık sisteminin 2015 de gündeme geleceğini, hedefin

2015 ten sonra başkanlık sistemi olduğunu söylemiş. Aslında 2010 daki anayasa

değişikliğinde bu konunun çözülmesi gerekirdi. Yani halkın seçtiği bir

cumhurbaşkanı ile başkanlık sisteminin önünün açılması gerekiyordu. Bu olmadı.

Ardından uzunca süre yeni bir anayasa hazırlanması için çaba sarf edildi ama

muhalefet ile iktidar partisi esas noktalarda anlaşmaya varamadı. Tüm

partilerin uzlaşması ile yazılmış maddelerin halka hayata geçirilmesine de

muhalefet karşı çıktı. Böylece iktidar partisinin yeni anayasanın iktidar ve

muhalefetin mutabakatı ile hazırlanması isteğinin geçersizliği ortaya çıktı. O

günlerde, tüm partilerin uzlaşmasını istemenin yeni anayasaya karşı olmakla eş

anlamlı olduğunu dile getirmiştim. Zaman bizi yanıltmadı.

Şimdi yeni anayasa hazırlanması gündemden çıkartılmış,

sadece olayın başkanlık sistemi ile sınırlandırılmış bulunuyor. Eğer başkanlık

sisteminin getirilmesini öngören anayasa değişikliği içinde tüm partilerin

uzlaşması istenirse bilinmelidir ki bu da gerçekleşmez. Aslında Cumhurbaşkanını

halkın seçmesi ile adı konulmamış da olsa yarı başkanlık sistemine geçilmiş

bunuyor. Ama anayasa ve yasalara göre yürürlükte olan Parlamenter sistem. Bu

bakımdan önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanı-Başbakan sürtüşmesinin gündeme

gelmesi sürpriz olmaz. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan önümüzdeki dönem için

AK Parti nin yeni yapısını bu tür sürtüşmeleri engelleyecek bir şekilde

düzenlemek istiyor ve bunu sağlaması da mümkün. Buna rağmen parti içinde ortaya

çıkacak bir takım sürtüşmeler ister istemez bir takım istenmeyen olaylara sebep

olabilir. Tüm bunları bir beklentim olduğu için ifade ediyor değilim. Her türlü

sürtüşme ve kriz ülkemize zarar verir. Bunu bir takım siyasi beklentilerle

istemek doğru olmaz. Bir de görünün köy var. Görünen köyü tarif etmek ve

anlatmak görünmeyeni anlatmak kadar zor değildir. Bu bakımdan bugünlere

gelinmeden AK Parti Anayasa da bugün yapmak istediği değişiklikleri yapmalıydı,

yapmadı/yapamadı.