Yeni Anayasa ve "canavar!"laşan eski İslâmcılar

Abone Ol

Türkiye deki Anayasa faaliyeti Tanzimat la başladı...

Cumhuriyet anayasalarını meclisler yaptı... Türkiye de ilk demokratik anayasa

1961 de yapıldı. Askerler sivillerden oluşan bir ilim heyeti oluşturdular,

onlar bağımsız olarak Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar ın başkanlığında anayasa

yaptılar... Sonra 82 Anayasası Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı nın başkanlığında

sivillerden oluşan bir ilim heyeti tarafından hazırlandı... Şimdi Yeni Bir Anayasa nın

yapılması için genel mutabakat var... AK Parti bir kanunla anayasa hazırlama

ilmî heyetini kurmalı... Bu ilim heyeti yirmi ilim adamından oluşmalı... Siyasi

partiler aldıkları oy nisbetinde ilim adamı atamalı... Meclis dışında kalan

partiler de kendi oyları ile istediği kimseyi destekleyebilmeli... Heyetin

hazırladığı anayasa metni Anayasa Komisyonu na gelmeli, uzlaşma o komisyonda

olmalı... Uzlaşmanın tek yolu vardır, uzlaşılmayan noktalarda hakemlere

gitmek...

Bu konuda bu köşede KİTAP olabilecek onlarca yazı

yazdık ama kör-sağır-dilsizlere ne fayda!

Yeni Anayasa birçok yeni hükümler içermeli. 1- Mevcut

Anayasa ya göre hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Bu durumda bizim AB ye

girme imkânımız yoktur. Birleşmiş Milletler in kararlarına uyma zorunluluğu da

getirilemez. Bu hüküm kaldırılacaktır. Kendisi ilgili konularda hâkimiyet

kayıtsız şartsız milletindir şekline çevrilmeli, uluslararası ilişkilerde

uluslararası kurallara uymayı taahhüt etmelidir. 2- Anayasamız üniter devlet

yapısını kabul etmiş; il, bucak ve ocak bağımsızlığını tanımamaktadır. Bunun

değiştirilmesi gerekir. Devlet ülkesiyle ve ulusu ile bölünmez bütündür.

Bölünmez bütünlüğe zarar vermeyecek hususlarda herkes özgürdür. Yüzde bir

seviyesinde bile illerin iç işlerine devlet karışamaz. İller bağımsızdır. Yeni

Anayasa birlik ve bütünlüğün yanında yerinden yönetimi ve özgürlüğü de hükme

bağlamalıdır. 3- Mevcut Anayasadaki üniter devlet yapısı dikta devlet şeklinde

uygulanmaktadır. Seçim barajlı partiler, tarikat ve medrese yasaklığı, tek

odalar; bunlar hep antidemokratiktir. Bunlar ortadan kalkmalıdır. Çoklu sistem

getirilmeli, çoğunluk yerine nisbi sistem uygulanmalıdır...

Bunlar yapılmalı ama bu önerilere kör-sağır-dilsiz AK

Parti bunları ağzına bile almamakta...

Evet, bunlar yapılmıyor ama Anayasa Mahkemesi Başkanı

Haşim Kılıç ın açıklamalarına dair siyasiler ve yazarlar, büyüklere birçok

eleştiri masalları anlatıyor; Başbakan Erdoğan ın Millî Görüş gömleğini

çıkardık sözüne atıfla, AYM Başkanı Kılıç ın Gücün ve şartların etkisiyle

gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız sözleri eleştiriliyor!.. O

halde gömlek çıkaranların hâline bakalım

Ali Bulaç, ilâhiyat ve sosyoloji tahsillerini

içselleştirmiş bir düşünce adamı, bu birikimine istinaden derin tahliller

yapıyor; yapılması gerekenleri yapmayan eski İslâmcıların nerelere

savrulduklarını anlatıyor. Son iki yazısından alıntılar yapacağım. Önce 24

Nisan tarihli Muhafazakâr lâiklik! başlıklı yazısının sön bölümüne bakalım:

Başörtüsü, sakal, frapan tesettür, kutsal geceler, İslami dilin kullanımı,

kısaca muamelat ve ukubata taalluk etmeyen her türlü dindarane söylem ve fiil,

bu çevreleri sanki dinin tamamına sahiplermiş gibi bir duyguya sevk etmektedir.

Zaman zaman da dine veya diyanetvari riütellere yönelen saldırılara karşı

koyması, muhafazakârı din konusunda daha emin kılmaktadır. Eski İslamcı

laiklerin saldırılarına karşı koyarken kendini sekülerleştirmektedir. Dinin

diline, sembollerine ve ritüellerine sahip olduğundan piyasa kapitalizminin

yasalarının tümünü işletebilir, ölümcül rekabet edebilir. Muhafazakâr

siyasetçi, başarı için her yolu mubah sayabilir. Namaz kılan avukat haksız bir

davayı savunabilir; sakallı tüccar faiz işlemlerini yürütebilir, taşeron işçisi

çalıştırır, emeğini sömürebilir; ihale kapmak için tezvirat yapabilir,

gerektiğinde rakibini karalayabilir; değil mi ki para kazanmış, dilediği gibi

tüketebilir; onu Türkiye açmıyorsa Maldiv adalarında hiç utanmadan ve Allah tan

korkmadan bir gün tok bir gün aç yatan, 90 yaşında ta Arabistan dan İstanbul un

fethine gelen Ebû Eyyûb el-Ensari Hazretleri adına açılan tatil köyünde tatil

yapabilir... Dava için yolsuzluk, usulsüzlük, yalan, hile, komplo her şey

mümkün ve mubah. / Cevabını aramamız gereken soru şu: Muhafazakârlardan ve eski

İslamcılardan nasıl bir canavar çıkarabildik

Canavar! başlıklı dünkü (28 Nisan) yazısın sonunda

meselenin bam teline dokunmuş: Eski İslamcılar İslamcılıktan istifa edip

yollarına devam edeceklerine; dinin somut hükümlerini bir kenara bırakıp

diyanetle yetinebilecekleri ne hükmettiler. Tabii ki buna da zayıf da olsa bir

dini/fıkhi meşruiyet buldular. Buna göre laik düzende İslami hükümler

uygulanmaz; iç ve dış güçler, mevcut hukuki mevzuat buna izin vermez. Ama

güçlenmek de lazım, bu da ancak iktidar olmakla mümkün. Modern iktidar tek

yanlı olarak güç ve zenginlik kazandırır. Bu durumda güç toplayıncaya kadar

iktidar olur ve iktidarı kullanırken İslami hükümleri askıya alabilir, dini

ritüellerle yetinebiliriz. Semboller ve ritüeller hem dinle bağı koruyor, hem

laik hasımlara karşı avantaj sağlıyor. / İktidar için iktidar hırsıyla

yanıp tutuşan eski İslamcılar ve muhafazakâr dindarlar, dinin hükümlerine karşı

bağımsızlaşarak modern Leviathan ı kendi iktidarlarında yaşattılar; bu arada

sekülerleştiler. Dostoyevski Tanrı yoksa her şey mübahtır demişti. Pekiyi,

hem Tanrı yı ve dini ritüellere ve sembollere hapsedeceksin, hem sekülerleşip

her şeyi mübah göreceksin! Bu olur mu ey Müslüman