Amerikan Başkanı Barack Obama’nın, West Point Askeri Akademisi’nin mezuniyet töreninde ABD dış politikasıyla ilgili yaptığı açıklamalar öyle görünüyor ki önümüzdeki günlerde dış politika analistlerinin en önemli gündemini oluşturacak. Öyle ki uzun zamandır eleştirilen ABD dış politikasının bir savunusu niteliği taşıyan konuşmada Obama, eleştirilere rağmen dış politik çizgilerini neden değiştirmemeleri gerektiğinin cevabını vermeye çalıştı. Başkanlığının bitimine 2 yıl kala Obama böylece ısrarla dillendirilen ABD’nin pasif kaldığı eleştirilerine karşı da son noktayı koyarak, dış politikanın bundan sonra da ne bir izolasyonist konuma çekileceğinin ne de müdahaleci bir stratejiye doğru yeniden sevk edileceğinin sinyallerini vermiş oldu.
Aslına bakılırsa Obama yapmış olduğu bu açıklamalarla hem ABD’den bir şeyler bekleyen başta AB gibi küresel aktörlerin hayallerini yıkmış oldu hem de küresel düzlemde var olan kaos halinin devam edeceğinin ilanını duyurmuş oldu. Her ne kadar bu son dış politik konumlandırmanın kalıcı olacağı söylenemese de, yani her an değişebilir bir pozisyon alma olmasına rağmen, ABD en azından dünyada yaşanan son kritik gelişmeler sonrasında kendisinin nerede yer alarak olayları nasıl okuduğunu herkese göstermiş oldu. Bu doğrultuda kısa vadede sistemin gidişatıyla ilgili nasıl bir düşünceye sahip olduğunu açıklayan ABD, bundan sonra diğer aktörlerin de kendilerini buna göre konumlandırmalarını bekleyecek.
Açıklamanın Gerçek Sebebi Ukrayna
Obama’nın konuşmalarıyla ilgili yapılacak yorumlar meseleyi nereye çekecek olursa olsun, Obama’nın yapmak zorunda kaldığı bu açıklamaların gerçek sebebi Ukrayna Krizi ile ilgili uluslararası kamuoyunu ikna edememiş olmalarından kaynaklanmaktadır. ABD Ukrayna’da Rusya’ya karşı çok kötü bir şekilde karizmayı çizdirdi ve o zamandan beri neden Rusya’ya hak ettiği cevabın verilmediği konusunda Batı kamuoyunda büyüyen bir tepki vardı. Obama her ne kadar vaziyetin Soğuk Savaş’a benzetilmemesi gerektiği, Putin’in uluslararası arenada yalnızlaştığı ve artık Amerikan askerlerinin savaşa gitmek zorunda olmadığı gibi açıklamalarla durumu geçiştirmeye kalksa da, başta Amerikan halkı olmak üzere tüm Batı dünyası neden her türlü güç kategorilerinde büyüme yaşanmasına rağmen daha da etkisizleşildiğini anlamakta zorluk çekiyor.
Yeni Tehdit Algısı mı
Obama’nın konuşmasında bizim için belki de en çok dikkat edilmesi gereken nokta, şüphesiz Irak ve Afganistan işgallerinden çıkarılması gereken dersler ile paralel olarak tanımlanan yeni tehdit algılamalarıyla ilgili açıklamaları oldu. Amerika için artık en büyük tehdidin doğrudan El-Kaide yönetiminden ziyade, özerk El-Kaide örgütleri ve aşırı uçlardan geleceğini deklare ederek yardıma ihtiyaç duyan coğrafyalar için 5 milyar dolarlık bir yardım fonunun kongreye teklif edileceğini açıkladı. Yani tehdit algılaması (ötekisi) değişen Obama yönetiminin, tehdidi önleyeceği coğrafya ise değişmiyor. Tek başına bu açıklamalar bile son zamanların en önemli gündemini oluşturan Boko Haram örgütüyle ilgili her şeyi ortaya koymaya yetiyor. ABD sadece yeni bir “kötü” algısı kurguluyor. Bu kötüyü düzelterek iyiye çevirme görevini ise yine kendisinde görüyor.
Türkiye Nasıl Etkilenir
ABD’nin yeni bir dış politika çizgisine geçip geçmeyeceği kadar, bu yeni politikanın Türkiye’yi nasıl etkileyeceği sorusu belki de bizim için en kritik sorudur. Bugüne kadar yumuşak politikalarla ve diplomatik yollarla mevcut küresel problemleri çözer görünen ABD, Obama yönetiminin en başından bu yana Türkiye’yi destekleyen bir çizginin çok fazla dışına çıkmadı. Her ne kadar Suriye politikasıyla Ankara’nın beklentilerini hiçbir zaman karşılayamasa da Washington, Obama’nın geride kalan 2 yılı boyunca da Türkiye ile ilişkilerde çok fazla değişikliğe gitme arzusunda olmayacaktır. Her ne kadar Suriye meselesiyle ilgili Ankara’ya destek sözü verilse de, Ukrayna’da yumruğunu masaya vuramayan bir ABD’nin iş işten geçtikten sonra Suriye’de sertlik yanlısı bir tavır sergilemesini beklemek çok mantıklı olmayacaktır. Sonuç olarak ABD’nin yeni dış politikası denen şey, hiç de yeni olmayıp, yaşanan olayların bir açıklaması niteliğinde eskinin devamının mantıksal gerekliliğini ortaya koymaktadır.