Yemek Duası ile Namaz Olur Mu? (2)

Abone Ol

On bir yaşında yemek duası ile başladığım namaz ve samimi duygularla yaptığım dualarım aşılmaz zannettiğim barikatları delip geçmiş ve 15 yaşında teyzemle birlikte tatil için geldiğim İstanbul’da yolum medreselere düşmüştü… Ailemle çatışmayı göze almış ve laik kesimin güçlü olduğu memleketime veda edip, dindarların ağırlıkta olduğu İstanbul Çarşamba’da yer alan bir medresede kalmaya karar vermiştim. Dindarların ağır baskılara maruz kaldığı dönemlerdi ve geleneksel eğitim sistemini sürdüren bu kurumların varlığı bende büyük şaşkınlık uyandırmıştı. Hayatım bir anda değişmiş ve kendimi hiç tahayyül etmediğim bir yerde bulmuştum… Güne faşist esintiler taşıyan marşlarla başlayan bir şehirden nasıl olmuştu da seher vakti namaza uyanan insanların arasına dâhil olmuştum… Allah’ım ne büyük ikramdı! Rüyada mıydım? Biliyorum bu kararımın bir bedeli olacaktı ve yalnızlığı bütün damarlarımda hissedecektim… Tek başına savrulurken rüzgâr sağımdan solumdan esecek ve hayatımı zorlaştıracaktı… Ama olsun beni içimdeki özle buluşturan Allah yalnızlığımda da terk etmeyecekti, bunu bütün benliğimle hissedebiliyordum. On bir yaşında bir çocuğun portakal ağacının altında yemek duası ile kıldığı namaz ve samimiyetle yaptığı dualar onu hayallerinde büyüttüğü dünyaya taşımıştı ve bunun bedeli yalnızlık olmuştu. Ama yalnızlığın içinde kimsenin göremediği okyanuslar çağıldıyordu ve o çocuk o okyanusun sesi ile teselli buluyordu…

Medresede hoca namaz bahsini işlerken, portakal ağacının altında yemek duası ile kıldığım namazdan bahsetmiş ve on bir yaşında yaşadığım bu olayın hayatımda önemli bir yere sahip olduğunu anlatmıştım. Fakat ilginçtir namazla ilgili ilmihal bilgileri aktaran hoca o çocuğun duygularını anlamak yerine, “Yemek duası ile namaz olur mu, boş bir şekilde eğilip kalksaydın daha doğru olurdu” gibi eleştirilerde bulunmuştu. Hocayı bu konuda otorite olarak kabul ettiğim için bu ifadelere itibar edip kendimi suçlamıştım. Ancak daha sonra sadece medreselerde değil bütün kurum ve kuruluşlarımızda eğitimcilerin insanı tanımak yerine bir araç gibi görüp sadece kabuğu ile iletişim kurduklarını fark edince, kendime yüklenmekten vazgeçmiştim. İnsanı tanımadan, anlamadan onun hayatında köklü bir değişim yapmanız mümkün olabilir miydi?

İslam medeniyetinde namaz hayatın merkezinde konumlandırılmış ve bütün meşgaleler namazın etrafına serpiştirilmişti. Namaz hayatımızın kalbinde atan ana damardı ve elbette belirlenmiş şartları vardı. Ama iç dünyamda yaşayan on bir yaşındaki o çocuğun bu konuda hiçbir bilgiye ulaşma imkânı yoktu ve o bildiği tek dua ile Allah’a yönelmişti… Hocanın katı tavrı karşısında incinen o çocuğu on beş yaşımdaki halimle kucakladım, sarıldım ona ve teskin ettim.

Ne yazık ki ilmi ruhundan koparan ve katı bir güce dönüştüren hocalarımız rahmeti tüm varlık âlemini kuşatan Yüce Allah’ı affetmeyen ve cezalandıran bir varlık olarak anlatıyorlar. Çocukların ruhsal gelişim süreçleri ile ilgili bilgiye sahip olmadıkları için sık sık cehennem vurgusu yapıyor ve küçük hatalarının dahi ceza ile karşılık bulacağından bahsedip sevgi yerine korku pompalıyorlar. Oysa Sevgili Peygamberimiz muhatabına hitap ederken sadece cehennemden bahsetmemiş, Allah’ın rahmetinden ve cennetin muhteşemliğinden de sıklıkla bahsetmiş ve bu konuda dengeyi sağlamıştı…