Sezai Karakoç’un Masal şiirini okumadan, bu yazıyı okumanız tavsiye edilmez.
“Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar… En onulmaz yarası olanlar… Ta kalplerinden vurulmuş olanlar… Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar…”
Doğu hâlâ var. Babalar da öyle…
Hâlâ batıla meftun evlatlar...
Hâlâ az da olsa, birileri ölmeyi değişmeye tercih ediyor.
Yedinci oğul belki erken göçtü, evlenemedi, karışamadı çoluk çocuğa…
Ama bir yol açmış oldu.
Eşi yoktu belki ama yoldaşları vardı.
Çocukları yoktu ama yoldaşları vardı.
Belki torun torba sevemeden göçtü ama yoldaşları vardı.
Mesela bir Necmettin Erbakan çıktı o sene… O da öldü ama değişmedi.
Sonra bir Metin Yüksel vardı. O da öldü ama değişmedi.
Şevketler, Muhsinler öldüler ama değişmediler.
Çoğunluklar akın akın dönüşürken onlar değişmediler.
Batıl, kırk farklı oyun geliştirdi… Onlar yine değişmediler.
Ama sayıları azdı.
Sonra bir gün yetmiş altıncı oğul çıka geldi, bu azınlıklar diyarına…
Zehri bala bulayıp da geldi.
Dönüşümü ambalajlayıp da geldi.
Bizden gibi geldi.
Kardeşlerim! dedi.
Şiirler okudu. Ayetler söyledi.
Rahatlamak istemez misiniz?
Sizden sonraki nesilleri rahatlatmak istemez misiniz?
Ben de yedinci oğulun neslindenim.
Yorulmadınız mı ölmekten?
Batılılardan intikam almak istemez misiniz?
Strateji üretelim. Yenilik üretelim.
Köhnemiş geleneğin hantal yükünden kurtulalım.
Ölmek çözümmüş gibi davranmayı bırakalım.
Hayat güzel! O halde yaşayalım!
Ya değişirsek? Dedi içlerinden biri…
Ya değiştirirsek? Dedi yetmiş altıncı oğul…
Samimi azınlıkların çoğu ikna olmuştu.
Ama bilmiyorlardı. Değişimin değiştirilememek üzere yaratıldığını…
Ama bilmiyorlardı. Üçüncü bir seçenek olmadığını… Ya değişim ya ölüm…
Ama bilmiyorlardı. Dünyanın yarım kalmak üzere tasarlandığını…
Ama bilmiyorlardı. Tüm zaferlerin, mutlulukların ahirete saklandığını…
Ama bilmiyorlardı. Müslüman’a bu dünyada rahat olamayacağını…
Ama bilmiyorlardı. Taviz verirlerse tüm tavizlerin ardı sıra sıralanacağını…
Ama bilmiyorlardı. Yolun sonunda hüsrana uğrayacaklarını…
Yedi Durak
Yetmiş altıncı oğul ve avenesi çıktılar yedi duraklık bir yola…
Birinci durakta, karşıdakileri değiştirmek için tutuşan hevesliler, yorulunca pes ettiler.
İkinci durakta, zengin ve mücahit olmak isteyenler, para hayali kurarken kavga ettiler.
Üçüncü durakta, dünyayı biz mi kurtaracağız diye düşünen tembeller yolu terk ettiler.
Dördüncü durakta, yenilikçiler tavizler verdiler, aslı nesli inciterek, defolup gittiler.
Beşinci durakta, imanı zayıf olanlar şehvetine yenildi, yolu rezil rüsva ettiler.
Altıncı durakta, genç olanlar sanal bunalıma bulaştılar, intihar ettiler.
Yedinci durağa gelindiğinde bir tek yetmiş altıncı oğul ve yolda helak ettiği hikâyeler kalmıştı.
Yoruldu. Bitti. Tükendi… Çöktü durak kenarına… Yasladı kafasını, daldı bir anda…
Çıka geldi Sezai Karakoç rüyasına… Yani yedinci oğulun ta kendisi…
Çok incittin dedi…
Gelmiş geçmiş tüm babaları çok incittin.
Helak ettin nice evladı, hepsini batılın yoluna çul ettin.
Heba ettin yolu yordamı, davayı mahvettin.
Şimdi bekle…
Tövbe et. Allah’tan bağışlanma dile ve bekle…
Yetmiş yedinci oğulun gün yüzüne çıkacağı günü bekle…
Seni sizi başıboş, yolu sahipsiz mi sandın evlat?
Altı oğul sapıtsa, yedinciyi Allah görevlendirir.
Yetmiş altı oğul sapıtsa, yetmiş yedinciyi Allah görevlendirir.
Yedi yüz yetmiş altı oğul sapıtsa, yedi yüz yetmiş yedinciyi Allah görevlendirir.
Hâsılı
Yedinci oğuldan sonra yine yıktılar şifa anıtını…
Musa’dan sonra İsrailoğullarının yaptığı gibi…
Yine özümüzü düzeltecek olan Cenab-ı Hak’tır.
Nil’i, ayı, çölü yardığı gibi…
Bugün yedinci oğulun adı Sezai Karakoç olur. Yarın Necmettin Erbakan olur. Ertesi gün Şeyh Ahmet Yasin olur. Sapıtan oğullar ve kahrolan babalar oldukça, yedinci oğullar da her zaman var olacaktır Allah’ın izniyle… Allah’a emanet olunuz.