Yedigir ve yediler

Abone Ol

Yoksul ülkemiz için ekmek hâlâ çok önemli bir gıda. Elbet kimi hanelere hiç girmiyor. Beslenme uzmanlarının kotası gereği ekmekten uzak duranlar gittikçe artmakta.

Lakin fırınlarda görüyorum yoksul halk hâlâ kocaman bir poşette 8-10 tane ekmek alıp evine götürmekte.

Bu aslında yoksulluğun da göstergesi.

Pahalı gıda maddelerine gücü yetmeyenlerin tek seçeneği ekmek.

Lakin son günlerde ona da gelen zam ile insanlar zorda gibi klasik bir cümle kurmayacağım. Esnafın saldırganlığı, aç gözlülüğü, halkına olan gaddarlığı beni daha ziyade üzmekte.

Basından takip ettiğim göz aydınlığı bir haberde, böyle bir esnafın bu zamanda mumla arandığını göstermekte;

“Bursa’da bir fırıncı 400 gram ekmeği hâlâ 1 liradan satıyor. Ucuz ekmekten almak isteyen vatandaşlar ise fırının önünde kuyruk oluşturuyor.

Fırıncılar 250 gram ekmeği 1.50 liradan satarken, Mustafakemalpaşa ilçesinde 40 yıllık fırıncılık yapan Kazım Balaban, ucuz ekmek satarak vatandaşların takdirini kazanıyor. Vatandaşlar ekmek alabilmek için Balaban’ın fırınının önünde kuyruk oluşturuyor. Fırıncı: Maliyeti 85-90 kuruşu buluyor. Ama sürümden kazanıyoruz. Biz de, vatandaş da memnun. Ben 20 senedir ekmeği ucuz satıyorum.

İnsanlardan dua aldığımız için paranın bereketini görüyoruz.”

Ne kadar hasret kalmışız böylesi zarif, halkını düşünen, yoksul dostu esnafa.

Daha önce dikkatimi çekmemiş miydi son günlerde esnafın gittikçe gaddarlaştığını ve halka kötü davrandığına tanık olmaktayım.

Velinimetleri olan müşterilerine o kadar zalimce davranmaktalar ki sanki git başımdan senin gibi müşteri görmek istemiyorum tavrındalar.

Pazarda kadıncağız yarım kilo balık verir misin diyor sanki Fransızca konuştu, yüzüne bakmıyor, duymuyor ve konuşmuyor, kendisinden sonra gelenin iki kilo balık isteğini derhal yerine getiriyor.

Kadıncağız hakkını aramaya çalışıyor, asabileşiyor, tiranlaşıyor, neredeyse dövecek o yarım kilonun hıncını çıkarıp tezgâhı başından kovuyor.

Acaba hiç düşündü mü belki de o garip, avucundaki son parayı o yarım kilo balığa verip çoluk çocuğuna götürebilecektir.

Belki de tezgâhı başından kovduğu o garibin kalbini kırdığı için parasındaki bereketi de kaybedecektir.

Bu küstahlık çoğunda var tıpkı yakın yere gitmek üzere arabasına binene karşı surat asan taksici gibi.

Onların da müşteri kategorisine girebilmeniz için uzak yerler için taksi çağırmalısınızdır.

Daha çok para kazanamazlarsa anında asapları bozulabilmekte ve o negatif enerjiyi size de hissettirebilmektedirler.

Zarif esnafımız da var tabii, o sayısı binde bire düşmüş fırıncı gibi.

Kuyumcudaki terbiyeli genç müşterileri ile ilgilenirken nefes nefese gelen kendi yaşıtı bir başka gençle muhatap oluyor.

Arkadaşı kuyumcuya elli lira uzatıp, al şunu diyor, o da kalsaydı cevabını veriyor, telaşlı genç: “Allah razı olsun ihtiyacımı gördüm, elime geçince borcumu bir an önce yetiştireyim dedim, ölümlü dünya, çok korktum borcumu ödeyemeyeceğim diye.”

Kuyumcu genç: “Öyle şey mi olur kardeşim, para sizden değerli mi” diye ona cevap veriyor saygılı biçimde.

Paranın insandan değerli olmamasını hatırlatan ne kadar çok az insan kaldı çevremizde.

Oysa eskiden evliyalar küçük esnaftan çıkardı ya bir ayakkabı tamircisinin ya da yazmacının kerametleri anlatılırdı.

Yedigir ve yediler.

Biri gökyüzündeki yedi yıldız diğeri Ashab-ı Kehf.

Artık insanların yediler, kırklar arasına karışıp ismini gökyüzündeki yıldızlar arasına yazdırmak gibi yüksek emelleri hiç kalmadı.

Para hırsı, güzellikleri silip süpürmekte, insanlığa şans tanımamakta.