Niye savaşıyoruz onu bilmiyorum. Galiba savaşıyorsak sınırlarımızı korumak için savaşıyoruzdur. Zira yeterince geniş, korunaksız ve de sırasında korumaktan aciz kaldığımız sınırlara sahibizdir. Ya da mevcut sınırlarımız tehdit ediliyordur. Bir sınıra hitaben, ‘Bak adam ol, yoksa seni ortadan kaldırırım’ diyenler olabilir.
O sınırlar niye var onu da bilmiyorum. Sınırlar korunmak için olabilir. Öyle ya hırsızı var, hırlısı var, uğursuzu, arsızı var. Arada sınır olmasa onlar bizim olan tarafa geçiverir. Geçerlerse ekmeğimizi elimizden alırlar. Yahut ekmeğimizi onlarla bölüşmemiz gerekebilir. Aşırı israfı önlemek amacıyla ve artık bakanlık emriyle 200 gram üretilen ekmeğin nesini bölüşelim? Hem bu bölüşmek bölücülerin işi gibi görünüyor. Öyle bölmek, bölüşmek bize uymaz. Bütünlük iyidir. Birlik ve beraberliğimizi bozmak… Neyse işte. Domatesi, biberi, patlıcanı ve dahi peyniri bölüştüğümüzü düşünemiyorum bile. Dünyanın parasını verip satın aldığımız ürünleri bölüşelim de fırsatçı pazarcılara, Amerikan uşağı marketlere, işbirlikçi fırınlara mı kazandıralım? Olmayan krizi fırsata çeviren aracılar mı kazansın? Hem olmayan kriz, henüz olgunlaşmamış krizdir. Olunca tadından yenmez. Onu da mı bölüşelim?
Yoğurtsal bir birlik beraberlik elbette bozulmaya mahkûmdur. (Domates de bozulmaya mahkûmdur ama semtteki tanzim nereye kurulur bilmediğimizden onunla henüz müşerref olamadık, tanışınca onu da tetkik ederiz.) Dışarıda bırakmamak ve nofrost buzdolabında saklamak, yani içeride bırakmak ve elden geldiğince çabuk tüketmek gerekir misak-ı milli sınırları içinde. Velhasıl sınırlarımızı çok iyi korumalıyız ki üşümesin bu karlı günlerde. İcabında sarıp sarmalamalı, üstüne battaniye örtmeliyiz.
Peki, bu yedi düvele karşı nasıl savaşıyoruz? Doğrusu iyi savaşıyoruz. İnsansız hava aracı, insanlı hava aracı, silahlı insansız hava aracı, silahsız insansız hava aracı, silahsız insanlı hava aracı, araçsız insanlı hava, dronlar ve metrobüsle savaşıyoruz. Aşina olmayanlar tarafından metrobüs nerden çıktı diye düşünülürse ol mübarek aracın -insanın insanla, insanın kendisiyle ve hayatla meydan muharebesinin canlı örneği bu havasız insan aracının- savaşım için vazgeçilmez olduğunu, milyonlarca insanın hayat yolculuğunu şekillendirdiğini belirtmek gerekir. Hem metrobüsün yegâne teknoloji ürünümüz drondan neyi eksik olabilir ki? Bir de yedi düvel var. Kimdir bu yedi düvel, neyin nesidir? İşte onu biliyorum. Yedi düvel; Zambiya, Mozambik, Zimbabve, Zaire, Azad Keşmir, Madagaskar ve Suriye olsa gerektir! Evet. Ekvator, Fildişi Sahilleri, Papua Yeni Gine ile bir problemimiz olmayabilir ama bu durum ilerleyen günlerde, sürekli gelişmekte olan ülkemiz açısından bunların da bir tehlike oluşturmayacağı anlamına gelmez. Çünkü bizi kıskanıyorlardır ve kısa sürede uluslararası alanda bu kadar başarı elde etmemizi çekemiyorlardır. Bir defa uluslararası esenler otogarı, İstanbul uluslararası üçüncü hava limanı, uluslararası sularda yüzen gemicikler ve elbette dronlar, şey, insansız-insanlı-silahlı-silahsız hava araçları bu yedi düvel açısından yenilir yutulur şeyler olmasa gerektir. Dikkat ettiyseniz üçüncü köprü ve Haliç’in temizlenmesi meselesini saymıyoruz bile. Yedi düvel daha niye çatlamasın, kudurmasın? Siz bilmezsiniz, bu yedi düvel yedi devil gibidir, öylesine şeytan, öyle şey…
Yedi düvele karşı savaşırken bize yardım eden dostlarımız yok mu? Nasıl olmasın! En başta dünya ahiret müttefikimiz Amerika, ezeli dostumuz, kardeşimiz, canımız ciğerimiz olarak yedi düvelden özellikle Suriye konusunda en büyük hamimizdir denebilir. Irak’ta işi bittikten sonra daha ellerini bile yıkamadan sırf sınırlarımızı korumak amacıyla Suriye’ye dersini vermiş, veremediği kısımcıkları da bize sipariş etmiştir. Sonra başımız her sıkıştığında dibimizde bitiveren Rusya, mahalle kavgalarının vazgeçilmezi iri yarı, sarı bıyıklı abimiz değil midir? Elbette İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan, Katar, Macaristan, Sırbistan, Polonya ve yine şu zor zamanlarda Kapıkule yakınındaki pazarları şenlendiren Bulgaristan, ekonomi terörüne karşı hep yanımızda yeşillenen dostlarımızdır. Sayılamayacak kadar çok ülkeyle iyi ilişkiler geliştirdiğimiz, ama hassaten başımızın belası, sınırlarımızın hastası yedi düvele karşı savaştığımız su götürmezdir.
Sonuçta fena halde savaşkan bir millet olduğumuz gerçeği aşikârdır. Yedi düvele karşı savaşır, yetmiş düvelle sevişiriz. Bizden kim gocunası…