Bir dergi yazı istedi. Yazıyı isteyeni kıramadığım için
gönderdim.
Dergi çıkınca adresime gönderilmiş. Baktım, benim adımın
altında benim yazmadığım bir makale var.
Makaleyi baştan sona severek okudum ama çok üzüldüm.
Bu makale bana ait değildi. Başkasının makalesini benim
adımın altında yayınlamışlar.
Bir, bunun için üzüldüm,
İki, bu makalenin yazarına haksızlık yapıldığı için
üzüldüm,
Üç, böyle güzel, edebi bir makale yazamadığım için
üzüldüm,
Dört, dili güzel, gönlü güzel, dinine aşık insanlarımızın
çok sevdiği dinini bilmediği için makalesinde hatalar yapmasına üzüldüm,
Beş, üslubu güzel makaledeki yanlışların bana
yüklenmesine üzüldüm.
Telefonla durumu derginin idaresine bildirdim ama
düzeltme yazısı yazılmadı.
Hoşuma giden yazının bile bana aitmiş gibi yayınlanmasından
hoşlanmadığım halde hiç bir zaman tasvip etmeyeceğim yazıların benimmiş gibi
yayınlanması veya benim de beğendiğimi belirterek yayınlanması da beni rahatsız
ediyor.
İşi bilen arkadaşlara sordum, bu internet curcunasında
yapabileceğin bir şey yok dediler.
Yapılabilecek şeyler diye bilinenler faydasızmış.
Bütün mesele eğitimin edepsiz olmasından
kaynaklanmaktadır.
Okumuşların bir kısmının hortumcu, okumamışların bir
kısmının hırsız olduğu, ikisinin de mal çaldığı gibi söz hırsızları olduğu gibi,
çalıntı sözü başkasının üzerine atarak hırsızlıkla suçlamalar yapılmakta.
Sünbülzade Vehbi:
Sirkati şi r edene kat ı zeban lazımdır.
Böyledir şer i belâğatta fetavayı sühan diyor.
Yani: Söz sultanlarının kanununa göre başkasının şiirini
çalanın fetvası, dilinin kesilmesidir.
Sümbülzade nin bu şiirinin de İntihal olduğunu Tahir ül
Mevlevi, Edebiyat Sözlüğü isimli kitabında İntihal maddesinde anlatır.
Bu konunun önemini vurgulamak için Sevgili Peygamberimiz:
Benim adıma kasıtlı olarak yalan söyleyen (Yani benim söylemediğimi ve
yapmadığımı söylemiş ve yapmış gibi gösteren)ler kendilerini cehennem ateşine
hazırlasınlar buyurmuş. (Buhari, Sahih, Kitabı İlm, babü Men kezebe)
Bu konunun önemini kavrayan Sevgili Peygamberimizin
arkadaşları duydukları her sözü naklederken kimin söylediğini, kimden
naklettiğini mutlaka belirterek rivayet etmişler.
İki yüz yıl sonra gelen İmam Buhari, eserinde Merfu
hadisleri, Mevkuf hadisleri, Maktu hadisleri naklederken bile sözün sahibini
naklettiği gibi iki yüz yıl içinde o sözü nakleden beş veya altı kişinin de
adını nakletmeyi namus bilmişler.
Yalnız hadis konusunda değil, her güzel sözde de sözün
sahibini belirtme tarafına gitmişler.
Kelamı kibar veya kibarı kelam dediğimiz güzel sözlerin
sahibini bilemediğimiz zamanlarda veya bir mısra veya beytin yazarını
hatırlayamadığımızda onu naklederken tırnak içine alarak sahibinin biz
olmadığımızı dinleyen ve okuyana hissettirmemiz gerekir.
Biz, bu edebe riayet edelim.
Başkalarının yaptıklarına misilleme olarak biz de onlara
benzemeye çalışarak ahlakımızı bozmayalım.
Dinime düşman olanın bile söylemediği sözü onun üzerine
atarak, yalan söyleme, iftira tma yoluyla onu aşağılama tarafına giderek
kendimizi kirletmemeye dikkat edelim.