Nobel ödülü mîlad olsun

Mahmut Toptaş
Mahmut Toptaş

Bu ödül, Türkiye için bir milat olacaktır.

Gençlerimize okuma ve yazma yoluyla da zengin olunabileceğini göstermiştir bu ödül.

Zenginlerimize, malla adının kalıcı olamayacağını, ödül veren vakıflar kurarak gelecek nesillerde hayırla anılmanın mümkün olacağını göstermiştir bu ödül.

Şeyhul İslâm Ebu-s-Suud Efendi, Mimar Sinan ve Şair Baki döneminde yaşayan zenginlerden hiç birinin adını bilmiyoruz. Ancak şairlere destek veren zenginlerin adları, şiirin içinde yer bulup yaşayabilmişler.

Nobel Barış Ödülü nü de Bangladeşli Profesör Muhammed Yunus aldı.

Rektörlerimiz, Üniversitelere okumak için gelen öğrencilerin kılık kıyafet muayenesiyle vakit öldürmekten vazgeçerler, "Uluslararası endekslere giren bir tek yayını yok" diye ayıplanmaktan kurtulurlar. Öğrencilerin önünü açarak uluslararası başarılara imza atan öğrenciler yetişmesi için bir milat olur.

16/10/2006 tarihli Milli Gazete deki yazımda şöyle demiştim: "Orhan Pamuk beye verilen Nobel ödülüne, ilk duyduğumda sevindim. Orhan Bey hakkındaki bilgilerim, basında lehte ve aleyhte çıkanlardır.

Orhan Pamuk un 18 ay büyüğü olan Şevket Pamuk beyin Aksiyon dergisine (Sayı: 392 - 10.06.2002) verdiği bilgiye göre Orhan la Şevket in büyük dedeleri Sabit Bey, Manisa Gördes müftülüğü yapmış. 1890 yıllarına kadar Gördes te yaşayan ailenin baba tarafı Gördes in yerlisi, babaannenin anne tarafı 1850-1860 yılları arasında Kafkaslardan göç eden Çerkez miş.

Aksiyon dergisinden Cemal A. Kalyoncu soruyor:

- Yalçın Küçük de kitaplarında sizden bahsediyor... "Okumadım bile. Bu konuya girmek istemiyorum. Konu dışı söylüyorum. Bu adamcağız tutturmuş, benim Yahudi olduğumu söylüyor, kitabına da almış. Kitapları okumadım. Pek çok insan da bunu bana söylüyor. Bu, bana çok ayıp geliyor. Ben Yahudi değilim, ben Selanikli değilim. Olsam söylerim, .. valla ben Yahudi değilim..." diye cevaplıyor Orhan Pamuk bey.

Biri de çıkmış "Orhan Pamuk Müslüman değil" diyor.

Yazılanlar önemli değil. Ödülü almak önemli.

Bizim klasik tefsirlerimizin hemen hepsinde Hıristiyan şair Ahtal ın (M.S. 641-710) şiirlerinden çokça iktibas edilmiştir. Putperest şairlerin şiirlerinden alıntı ise çok daha fazladır.

Bu adam Hıristiyan dır, şiirlerini tefsire almayalım dememişler.

Çünkü Kur an-ı Kerim de Rabbimiz, "(Benim kullarım) Her sözü duyarlar en güzeline uyarlar." Buyurmuş (Zümer 39/18)

Futbolcuların aldığı paraları duyunca gencecik delikanlılarımızdan bir kısmı okulunu ihmal ediyor ve futbolcu olmak istiyor ve mahalle aralarında top koşturuyor.

Bir kısmı da öğretmeninin aklının kırkta biri aklı olmayan mafya babasının okula çocuğunu getiren Mercedese bakıyor ve kısa yoldan zengin olmak için mafya ayaklarına takılıyor.

Ne olur işadamlarımızla üniversitede başörtüsü takibi yapan proflarımız bir araya gelseler, yazan ve çizen insanlarımızdan birçoğuna her sene ödüller dağıtsalar. Ödüller de bir memurun kırk yılda alacağı parayı bir eserle alabilecek kadar olsa da bu gencecik beyinlerimiz okumaya ve yazmaya yönelseler ve kaliteli eserler yarışına katılsalar.

Belki bu Nobel ödülü birkaç zenginimizi ve yazar-çizerlerimizi harekete geçirir diye de sevindim." Demiştim.

Televizyonlardan seyrettiğimiz ödül töreninde en çok Edebiyat ödülü dikkati çekti.

Çünkü edebiyat ödülleri bütün dünya insanının çoğunluğunu ilgilendirirken, Fizik, Kimya, Tıp ve Ekonomi dallarındaki Nobel ödülleri dünya insanının çok azını ilgilendirmekte.

Edebiyat, bir şekilde herkesi doğrudan etkilerken, diğer dallar dolaylı etkilemekte.

Edebiyat ödülü alanların eserleri ellinin üzerinde dile çevrilirken, diğer dallardakiler on dile bile tercüme edilmemekte ve yalnız o bilim dalını ilgilendiren ilim adamları tarafından takip edilmekte.

Ebedilik hepimizin iç dünyasında vardır. Hayırla yadedilmek için yapılmaktadır bütün sosyal tesisler, ilmi eserler.

Bir tek mısrası yaşayan, adı sanı bilinmeyen, Lâ veya Lâ edri diye imzalanan mısraların şairleri de yaşıyor demektir.

Anonim hikayelerimiz vardır. Onların ilk yazanı veya söyleyeni unutulmuş gitmiş ama yazdığı ve söylediği dillerden gönüllere akmaya devam ediyor.

Güçlü bir siyasi otoriteye sahip Kanuni Sultan Süleyman, Veziri a zamı Sokollu, Şeyh-ül-İslamı Ebu-s-Suud, Mi mar Sinan, Şair Baki hepsi birbirini tamamlarlar.

Acaba bunların içinden en fazla bilineni hangisidir diye bir anket yapılsa galiba Mimar Sinan kazanır.

"Avazeyi aleme Davud gibi Sal, Baki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş" diyen şair Baki nin ünü Mimar Sinan kadar değil gibi geliyor bana.

Yahya Kemal, okuduğu bir beyit için "Böyle bir beyit söylemek, Selimiye Camii ni yapmak kadar zordur" derken kelimelerden bir eser meydana getirmekle taşlardan bir eser meydana getirmeyi kıyaslarken yine de mimariye öncelik vermiş ama bana göre yine de söz sanatı mimariden önde gelir.

Selimiye yi elli ülkede ancak fotoğraflarıyla gösterebilirsiniz. Ama sözlü sanatın kendisini elli dilde yüzlerce ülkenin milyonlarca evinde göstermek mümkün.

Yahya Kemal e nisbet edilen bu söz, belki de Koca Ragıp Paşa nın: "Eğer maksut eserse Mısra-ı berceste kafidir.

Acep hayretteyim ben seddi İskender hususunda:"

Yani: "Eğer gaye, hedef bir eser meydana getirmekse, Mısra-ı berceste/ güzel bir mısra bile yeterli. Çünkü İskender inyaptığı o ünlü seddin yerinde yeller eser" sözünden ilhamla söylenmiş olabilir.

Kalıcı sözler, ezeli ve ebedi olan Allah ın sözünden güç alan sözlerdir.

Şairin birine evin ve evin içindeki eşyaların hepsi yandı denildiğinde: "Keşke beyitim (Şiirim) yanacağına beytim (evim) yansaydı" demiş.

- Milli Gazete, Mahmut Toptaş tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/870901/mahmut-toptas/nobel-odulu-milad-olsun