Gönlünle gövden bir olsun, baba ocağında duman tütsün!

Doç. Dr. Necmettin Çalışkan
Doç. Dr. Necmettin Çalışkan

Sevgili Kardeşim Ahmet,

Bu mektubu sana içli duygularla yazıyorum. Biliyorsun 30 Mart Mahalli İdareler seçimlerine az bir süre kaldı. Aramızdaki hukuka güvenerek bazı hatırlatmalar yapmak istedim. Geçen gün fotoğrafları karıştırırken eski günleri hatırladım.

Hatırlıyor musun beraber imkânsızlıklar içinde mücadele ettiğimiz günleri. Koltuk altında bir gecede 3 köye video taşıyıp köylülere seyrettirdiğimiz o günleri…

Ne günlerdi…

Köylere çıkarma yaptığımız zamanları... Ne samimiyet vardı aramızda, herkes ne fedakârlık yapardı.

İş çıkışı doğru partiye gider, aç geldiğimiz peynir ekmek alır, gazetenin üstüne serip birlikte yerdik, ne lezzetli gelirdi.

Soğuk gecelerde afişe çıkardık. Üşümeyelim diye ellerimizi ovalayarak ısınmaya çalışırdık. Öz kardeşten öte samimiydik.

Aramızdan hiç kimse menfaat, çıkar düşünmezdi. İşe adam alınacak olsa hiç birimiz kendi ailesinden birinin adını ağzına almaz, hep başkalarını söylerdi.

Ne günlerdi…

Seçimlerde sonuç ne olacak diye hiç merak etmezdik. Hep derdik ya, biz sonuçtan sorumlu değiliz. Yüzde 5 oy da alsak hakkın yanında olalım yeter.

O zamanlar, İsmet Özel’in “bize yüzde 7 derler” sözü ne kadar da duygularımıza tercüman olmuştu.

Akşamları ev toplantılarını bitirir, gece yarısından sonra da koca kazanlarda nişasta kaynatır, tutkal yapardık. Beyaz badanaya benzeyen yapıştırıcıları kovalara doldurup yola çıkardık.

Bir elimizde fırça-kova, diğerinde kağıt afişler sokak sokak gezer, duvarlara yapıştırır, sonra da yırtmasınlar diye sabaha kadar başında nöbet tutardık.

Ne günlerdi…

O günlerde hep hayal kurardık. Acaba bir gün iktidara gelir miyiz diye nereden bilebilirdik ki gün gelip iktidarın bizi birbirimizden ayıracağını.

Aramızdan çok cevval görünenlerin bir gün yoldan çıkacağını… Makam görünce değerlerden taviz vereceklerini...

Ne olur baba ocağını boynu bükük bırakma. Gidişini sana hiç yakıştırmadım, hep bir gün döner gelirsin diye bekledim. Üye fişini bile yırtmadım hala saklıyorum, bir gün dönersin diye.

Biliyorum sen de o umudu hep taşıdın. Orası baba ocağım dedin. Haydi, gün bugün! Hep o günleri özlediğini söylüyordun ya!

Biliyorum iyi niyetlerle gittin, ancak beklediğini de bulamadın. Belki de dönmeye ilk zamanlar yüzün olmadı. Ama şimdi fırsat var.

Biliyor musun biz hâlâ o ilk günkü heyecanı yaşıyoruz. Her gün evden çıkarken Cihat niyetiyle çıkıyoruz.

Hep diyordun ya gönlüm sizinle diye… Haydi, bugün sadakat göster, gönlüne kulak ver, vicdanının sesini dinle. Sen gelemezsen bile gizlice oyunu ver, bari gönlümüz yine bir olsun.

Zaten içi başka dışı başka olanları, dinimiz hoş karşılamaz. Zira bilirsin ki, şahsiyetli insanların gönlü ile gövdesi bir olur, içi başka, dışı başka olmaz.

Bu seçimde AK Parti’nin yüzde 3 fazla veya eksik oy alması gücüne bir etki yapmaz.  Ama Saadetin bu seçimde alacağı 3 puan fazla oy, “can suyu” kadar önemli.

Takdir edersin ki, bu ocak sönerse hepimiz üzülürüz. Baba ocağının bacası sönmemeli,  dumanı tütmeli...

Hep diyordun ya, CHP ile MHP nasıl dayanışma içindeyse, Saadet de AK Partiyle dayanışsa diye… Doğrusun… AK Parti ile Saadet de hayır işlerinde dayanışma içinde olmalı. Ancak bu, “Güçlü Saadet”le mümkün olur.

Çünkü sistem, Saadet’in alacağı oyu, AK Parti’nin dindar hanesine yazacak, böylece AK Parti’nin “iyi işler” yapmasında eli güçlenecek.

Güçlü Saadet, güçlü dindarlar demek.

***

Biliyorsun AK Parti döneminde çok iyi şeyler yapıldı. Ama eksiklikleri de görmezden gelemeyiz.

Çok sayıda derslik yapıldı. Ne var ki, eğitim müfredatı değişmedi. Çünkü bir kültür politikası yoktu!

Çok yol yapıldı. Ne var ki, işsizlik çözülemedi. İşsiz adamın evinin yolunu altın kaplama yapsan ne çıkar ki!

Esasen AK Parti sosyal, siyasal, ekonomik bir Amerikan projesiydi.

AB bir medeniyet projesi olarak görülüp, her türlü taviz verildi.

Mirasyedi evlat gibi, tarla, bağ-bahçe satıp, evin mobilyası, araç markası değiştirildi. Üretilmeden yapay refah düzeyi artırıldı. 

Etrafımız taytlı başörtülülerle doldu. Ev kredisi, araç kredisi, ihtiyaç kredisi gibi masum postuna bürünerek faiz dindar ailelerin bile boğazına girdi.

Zina yasasını bile savunur hale geldi insanlar. Oysa bu suçu irtikâp eden kebâir günah işlemişken; buna oy verenlerin durumu itikadı açıdan tecdid-i iman gerektirirdi.

Kur’an’la dalga geçen adama(!) en küçük tepki bile verilemedi.

Ekonomide, GSMH büyümesine rağmen; dev tesisler, can damarımız olan iletişim sektörü, bankalar, sigorta şirketleri, borsa ve topraklarımız yabancılara satıldı.

Çok özelleştirme yapıldı. Satış sırası yollara geldi. IMF’ye 25 milyar $ olan borcumuz bitti, ama başka bankalara borçlanıldı. 220 milyar $ olan toplam borç, 600 milyar $’a çıktı.

Çözüm faizsiz ekonomi, havuz, denk bütçeydi yapılmadı.

Yolsuzluk kasetlerinin içeriğini bilmiyoruz. Ama zan altındaki kişiler, kamuoyunu ikna edici cevaplar vermek yerine, mahkemenin sandıkta kurulacağını söylüyor. Böylece biz seçmenlere vebal yükleyerek hâkim olmamızı istiyor.  İçeriğini bilmediğimiz olayda nasıl hüküm vereceğiz. 

Irak’ta milyonlarca kardeşimiz ülkemizden kalkan beş bin sortiyle bombalandı, öldü. Suriye’de Beşşar Esed’i tahrikimiz ve halkı kışkırtmamız sonucu bu kadar kan döküldü, dökülüyor.

Arakan’da ve pek çok ülkede binlerce kardeşimiz ölüyor. Hamaset yüklü bağırıp çağırmaktan, nazırımızın salya sümük ağlamasından başka bir tepkimiz olmadı.

Çözüm İslam Birliğiydi. Hiç gündeme bile gelmedi.

İslam âleminin alev alev yandığını görüyorsun. Buna karşı çıkacak yürekli bir sese ihtiyaç var.  Bu ses sadece hamaset değil; aktif bir ses olmalı! 

Başka iyilikler de, on iki yılda bozuk saatin günde iki defa doğruyu göstermesi kadar az oldu.

***

Siyaset temsil mekanizmasıdır. Şahsiyetini en iyi temsil etiğini düşündüğün yerde olmalısın.

Hâlâ Saadet’in siyasette var olmasında yarar var diye düşünüyorsan, destek ver Saadet de var olsun!

- Milli Gazete, Doç. Dr. Necmettin Çalışkan tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/857960/doc-dr-necmettin-caliskan/gonlunle-govden-bir-olsun-baba-ocaginda-duman-tutsun