Başkalarının hayatları

Mine Alpay Gün
Mine Alpay Gün

Yaşamıyor gibi yaşayan bir nesil.

Bakmıyor gibi bakan bir kuşak.

Dinlemiyor gibi duran dostlar.

Çocukluğumuzda göremeyeceğimiz kimselerle çevrilmişiz.

Orwell’in endişeleri çoktan sahne almış.

Büyük biraderlerin gözetlemesi, dinlenmeler, fişlenmeler artık yaşamın rutini haline gelmiş.

Aile yemeğinde, bayram sofrasında, düğün gününde bile insanlar yanında oturduğu kişinin yanında değil.

Elinde telefonu, başka diyarlara çoktan yelken almış.

Aile reisi bütün çocuklarını toplamanın sevinci ile kızları ve oğullarının dökümünü yapmakta, işlerini ayarlamışlar, hepsi burada. Oh çok şükür. İşte mutluluk tablom demekte seksen yaşındaki baba. Eşinin elini tutmuş, tıpkı geçmişte olduğu gibi masa etrafında toplanmış çocuklarını izlemektedirler.

Hepsini ne çok özlemişlerdir. Bu davete önce itiraz etmişler, çok işleri olduğunu ileri sürmüşler ama  “son akşam yemeği olabilir, evladım” diyen annenin sesi baskın çıkmış, mazeretlerini geçmez akçe gibi ceplerine atıp işlerinden çıkan gelmişti, baba ocağına.

Tekrar tekrar saymıştı yaşlı karı koca dört evlatlarının aile bireylerini. Hepsinin eşleri ve çocukları tamdı, ömürlerinde ender rastlanan bir toplantı idi. Artık çoğu torunları da evlenmiş, onlar da çoluk çocuğa karışmışlardı. Fakat yemekte olsun, çay esnasında olsun çoğu sohbetten uzaktı. Bakışları boş boş bakıyor, kiminin elinde telefon hararetle sosyal medyaya laf yetiştiriyorlardı.

Yaşlı adam acı acı güldü. Bir de öldüğü gün ancak bu toplanma başarısını gösterebilirler diye düşündü. Fakat çok emindi ki birbirleri ile konuşabilme becerisini gösteremeyeceklerdi. Tıpkı başka aileler gibi bölük pörçük olacaklardı. Herkesin fikri, zikri apayrı idi.

Teknoloji; evladı babadan, torunu neneden ayırmıştı. Ne geçmişin ipi kopan tespihin tanelerini dizen sabırlı gelinleri vardı, ne islenen lambanın camını her gün silen temiz bir evin melekleri kalmıştı. Soba önü külünün anında temizlenmesi eli kanda bile olsa eski kadınların baş vazifelerindendi.

Başkalarının hayatları, esir almıştı bedenleri.

Annesini düşündü yaşlı adam. Televizyonu getirdiği ilk gün yaşlı validesi arkasını dönüp oturmuştu. Ne diller dökmüştü, “anneciğim o kutudaki adamlar sahici değil, seni göremezler niye örtünle yüzünü gözünü kapatıp arkanı dönüp oturuyorsun”.

Rahmetli anacığı o gün, o bilge cevabı vermişti:

-Ben onları görüyorum ya.

Doğru, demekte şimdi yaşlı adam. Yıllarca evlerimizde, odalarımızın içinde, hayatımıza karıştı o adamlar, işlerimize burunlarını soktular. Onlar olmadan akşamları edemedik, sabaha varamadık, o dizileri, filmleri seyretmeden günleri tüketemedik. Başkalarının hayatları, kendi hayatlarımızı öyle bir ele geçirip esir edip yiyip tüketti ki. Bizlere bir şeyler kalmadı. Aynı odada eşimizle karşılıklı otursak da konuşmayı unuttuk, o adamlar konuştu, onları dinledik, böyle ele geçirildik, ağzımız dilimiz gönlümüz bağlandı.

Yıllarca çocuklarımızı onlarla büyüttük, ninnileri bir kenara atıp o çizgi filmleri önlerine koyduk, çoluk çocuk oturup en mahrem sahneleri izlerken yüzümüz kızarmayı unuttu. Biz mi onları izledik onlar mı bizi izledi, denetledi, yönetti, hayatımızı karmakarışık etti, içinden bir türlü çıkamadık.

İşte şimdi kaç nesildir durum daha da kötüye gitmekte. Bizden sonra bu bağlar daha da kopacak. Bizim evde tutabildiğimiz nesiller, kendi çocuklarını elde tutamayacaklar, her biri bir yerlere dağılacak.

Konuşma bitecek, söz katledilecek, meclisler tükenecek, ailenin içli ritmi yitecek.

Başkalarının hayatları bizim hayatlarımıza egemen olup ele geçirip bize bizi bırakmayacak, nesilleri birbirinden ayırıp koparacaklar.

Yaşlı adam eşine bakıp bir suçlu gibi umutsuzca mırıldandı; bizden sonra hayat daha da zor olacak.

- Milli Gazete, Mine Alpay Gün tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/855124/mine-alpay-gun/baskalarinin-hayatlari