CHP EKMEĞİ YA DA DÖRT YEMEK

Necati   Tuncer
Necati Tuncer

AKP’li 4 Bakan için Meclis’te yapılan oylamadan sonra CHP’liler demişlerki: “Kaybettik. Hatalarımızdan ders çıkaracağız ve gelecek yıllarda önümüze konacak yolsuzluk dosyalarının oylamalarına bakacağız.”

Mübarekler sanki her maçta 4 yiyen takımın oyuncuları. AKP’li 4 Bakanı Yüce Divan’a göndermek ya da göndermemek oylamalarından sonraki rakamlar tartışılıyor:

Hayır diyenlerin 50 civarındaki eksiklerini, kahraman AKP’liler diye tanımlamakta kartel medyası.

MHP’li CHP muhalefeti de sevinmekte, bize katılan 50 civarında AKP’li var, sandıklarından.

Oylama, ad okunarak yapılmadığına göre, gizli oylama olduğuna gore, nasıl oluyor da kimin, hangi renk oy verdiği biliniyor

Teknoloji bu kadar ilerledi de bizim haberimiz mi yok. Yoksa Meclis’teki bütün milletvekillerinin karakter genlerini çözen ve nasıl davranabileceklerini basit bir işlemden sonra okuyuveren kalemşorlara mı sahip kartel medyası

MHP’li CHP muhalefeti oylamadan önce şöyle bir karar almış olamaz mı Bu bakanları Yüce Divan’a göndermeyelim;  Yargıya intikal etmiş bir davada konuşamayacağımzdan… Seçime kadar sürekli işleyeceğimiz bir konudan mahrum olabiliriz. Elimizde ve önümüzde başka muhalefet dosyaları kalmadığına gore, hayır oyumuz partimize hayırlı olsun.

Sonra ne oldu, dersiniz

Muhalefetin nefes alışlarını dahi takip eden AKP’liler hemen karşı duruş kararı almışlar: Bir kısmımız, Yüce Divan’a evet oyu verelim, hem muhalefetin oyununa gelmemiş olalım, hem de şaşırtalım onları. Bu oylar bizim değilse, kimin

Nerden mi vardık bu kanıya

Kılıçdaroğlu bey geçtiğimiz günlerde TV ekranlarına çıkıp, bizi dinliyorlar dememiş mi idi Gerçi bunları partisinin grup toplantısında kendisini dinletemediği gün söylemişti ama, yine de bir bildiği olmalıydı.

İşte, şimdi bu noktada şu soru  gelirse bu sayfanın okuyucularının aklına , ki mutlaka gelecektir. Cevabı da olsun.

Kılıçdaroğlu ve çevresini dinletene kadar, neden kendi bakanlarını dinlememiş AKP Önceden haberli olmak ve müdahale etmek hakları olmaz mı idi

Dördünüzü dinlemeyelim de, muhalefete iş çıksın, demiş olabilirler mi

Neden olmasın Burası Türkiye’dir. 12 yıldır AKP iktidardadır. MHP’liCHP muhalefeti hayattadır. Karteller de şikayetçi değiller gelirlerinden. AD Medyasına da her gün bayram.

 

Bana Anayasanı söyle

 Anayasa’daki “…Bakanlar Kurulu’nu başkanlığı altında toplantıya çağırmak…” maddesine rağmen CHP önderliğindeki muhalefetin “Hayır, yapamaz!” itirazları nerden kaynaklanıyordu, altında hangi sol psikolojisi vardı Olaya bu bakış açısı neden sorgulanmıyordu şimdi

Konumuz bu.

Bu ülkede anasaya değişikliklerinin yine gündemde olduğu 12 Mart sonrasının 70 küsur yılları..

Cumhuriyet, Yeni Ortam gibi sol gazeteleri entel katlamasıyla okumak gösterişindeki solcu üniversitelilerin dillerinde bir efsane söylenti var: Mülkiye’deki Anayasacıları Mümtaz Soysal demişki: Onlar Anayasa’yı nasıl yazarsa yazsınlar, yorumlayacak olan biziz. Bizim yorumlarımız geçerli olacaktır. Mümtaz Soysal Hoca bugünkü muhalefetin halini kastetmiş Olabilir mi Olmamalı.

Olsa olsa bu CHP hali, yeni bir Anayasa hazırlamak zahmetinden kaçmanın suçüstü resmidir.

Dün gece yar hanesinde

Emeklerimizi, çalışmalarımızı, projelerimizi, hayallerimizi, düşlerimizi bizden alıp götüren ve fakat “ ne istediler de vermedim” itirafıyla verme yerlerini farkında olmadan meşrulaştıran ve onca yıl bunları icraat olarak yaparken istihbaratı hiç önemsemeyen AKP yetkilileri konu biz olunca, biz yani Milli Gazete, Milli Görüşcüler olunca yasaklarına bir yasak daha ekleyivermişlerdi.

O beyanatı verip, yasak getirdikleri gün, doğrusu sebepleri anlayamamıştık. Başbakan Davutoğlu’nun “Plaket yasağı”ndan bahsediyorum.

Duyduğumuzda ardımıza, önümüze, sağımıza, solumuza baktık. Bizimle ilgisi ne olabilirdi bu yasağın

Dün akşam gerçekleşen, Bağıcılar Saadet Partisi İlçe Teşkilatının organize ettiği “Milli Gazete Gecesi” davetiyesini aldığımızda çözdük olayı.

Günler öncesinden bu gecenin düzenleneceği istibaratını alan AKP hükümeti, çareyi plaket yasağı koymakta bulmuş olmalıydılar.

Lakin istedikleri olmadı. Saadet Partisi Bağcılar İlçe Teşkilatı kusursuz bir organizasyonla düzenlediği gecede, diğer yazarlarımızın yanında bu fakire de bir plaket takdim ettiler. Gururlandık efendim.

Bu olay dolayısıyla AKP hükümeti cephesine ait kanaatimiz ise, artık istihbaratı, önemsedikleri doğrultusunda oluştu. Bu dahi bizim AKP hükümetine bir yardımımız sayılır.

Kandırılanların kanattıkları

 Bugünlerde kanal kanal gezen ve yazdığı kitabın satışını artırmaya yönelik “çanak sorular”a cevaplar yetiştirmeye çalışan bir eski emniyet istihbaratçısı var evlerimizin içinde.

Devlet, makam vermiş mi ona Vermiş. O makam yasal yetkilerle donatılmış bir makam mı Evet. O makamın bir eşi, bir paraleli, bir muadili daha var mı Hayır!

Anlaşılan, o makam altından gittikten sonra bana ne oldu, ülkeye ne oldu, kaygısına ancak düşebilen o eski emniyet istihbaratçısı anlatıyor da anlatıyor.

Ömrümüz zaten onlar o makamlarda iken geçti. Bir de evlerinde oturmaları gereken saatlerde mi dinleyip duracağız Hayır ama, bazen çaresizlikten yani tv kanallarında seyredilecek başka program olmamasından ya da aile yaşantılarımızı paramparça eden zenginlik manyağı dizilerden kaçmak için mecburen dinleme yaptığımız olmuyor değil.

O anlardan birinde şu cümleleri duydum bizzat ağzından: “Beni de kandırdılar. Polis okulundaki ilk yirmiye giren çocukların yerine kendilerinden olanları yazmışlar. Biz de onları anane gereği olarak önemli görevlere atadık.”

Bu itiraf bir suç duyurusu, bir yargılanma isteği değilse, nedir

İhtilallerden en son haberli olan, başbakan sıfatlı insan Demirel’in iktidar yıllarında çocuk olmanın, yetişkin olmanın, memur olmanın tabi neticesidir bu durum. Sonra isteseler de değişemiyorlar. Kısaca Demirel tavrı diyebiliriz buna. Hesap verme ihtimali belirdiğinde, bana haber vermediler demek, beni kandırdılar demek...

Olayı baştan alalım.

Başka kandırılanları herkes biliyor artık. Beni de, deyip dahil olmak hafifletici sebep olamaz.

İlk yirmi hak etmişin yerine, başka yirmi hak etmemişi kabul etmek... Burada yine mahzur az. Hak etmemiş o yirmi kişinin de bu ülkenin çocuğu ve art niyetli olmadıklarını kabul edersek, konu hakkı yenmiş yirmi kişi çizgisine çekilebilir.

Fakat ya öyle değilse, yahut öyle olmayan durumlar olursa...

Ne gibi

Bahis mevzuu edilen o teşkilata sızmak,  bulaşmak isteyen haricilerin varlığı ihtimalleri olduğunda mesela...

Mesul olması gerekenler aldatıldık, kandırıldık deme lüksüne mi sahipler

Ünlenen o eski yetkiliyi o kadarcık dinlemeden sonra, acaba başka hangi konularda da kandırılmıştın, sorusu geçti içimden. Ola ki bir gün romanı yazılır. Polisiye roman sahasında zira çok geriyiz.

Kadındır, sorgulanamaz mı dediler

 Gazetelerimize her gün düşen “Kadın cinayetleri” haberlerini kanıksadık galiba. Ayrıntılarını okumadan, –gerçi okusak ne olacak, standart ajans yazılımı fotokopileri– yine bir kadın cinayeti deyip, geçiyoruz.

Neden artıyor, gün be gün Geçimsiz olmak psikolojisi, illa bir cinayet işleme dürtüsüne mi dönüşüyor

Hele gazetelerimizin magazin haberlerinde “Yüz yaşını aşmış kadınlar”ın resimlerini görüp, haberlerini okuduğunuzda, genç yaşlarda tansiyon, şeker gibi sıradan teşhislerden sonra kaybettiğiniz yakınlarınıza üzülmez misiniz

Neden bizden hiç yoktur, dünyaya ilan edilen o yüz yaşını aşmış kadınlar arasında

Tek etki “yine” deyip yazılan cinayetler değilse, sosyologlarımıza bu konuyu araştırmak düşmez mi

Bir ucundan biz de tutalım dedik ve arşivimizi karıştırdık. “Menderes devri” günlerinde gazetelere yansımış bu resmi bulduk.

Birisine, yani siyasi rakibine, “Boyun posun devrilsin” bedduasını söyletmek için çekilmiş, tespit edilmiş kanısı oluşturulmaya çalışılmış olsa da, gerçeği öyle değil bu resmin yayımlanmasının.

“Kadın cinayetleri”, “Kadının cinayetleri”ni çağrıştırmasın ama.. Dememiz başka.

Neden bir kadına, gerçek bir kadına verilmiyor da bu görev, ünlü muhalif lider üstlendiriliyor

Bir taşla iki kuş meselesi...

Onun kadar yıl yaşayan gerçek bir kadın, o günlerde de yokmuş demek ki...

İkincisi, o ünlü muhalif lideri böyle kadın halinde göstererek, kadınları yüz küsur yıl yaşayan ülkelere, bizde de var öylesi, imajı vermek.

Ama daha Menderes günleri imiş o günler. Nerden biliyorlardı o resim sahibinin daha çok yaşayacağını Diyebilir siniz.

Gazetecilerimiz mi ne biliyorlardı Onlar bunları bilmenin ötesinde,o resim sahibi muhalifin rakiplerinin darağaçlarında öleceklerini de biliyorlardı.

Günümüz kartel kalemşorlarına bakabilirsiniz.

Ne özgürlükmüş ama..

Gazetemizin haberi verirken spota yazdığı “Bir AKP yetkilisi olan M. Ali Şahin, ‘Fireler tepki oylarıdır. Saate ve Bakara suresine...’ ifadesini kullandı cümlesini okuyunca, AKP’nin ünlü 4 Bakanın da kendilerini aynı vezinle anlatabilecekleri ihtimali geldi.

“İfade özgürlüğünü kullanıyoruz. çünkü biz, ancak böyle ifade edebiliriz kendimizi”

Neden olmasın

AKP’lidir... Kendilerini böylede ifade edebilirler. Önemli olan milletin ifadesidir. Şunun şurasında Haziran’a ne kaldı

1930’lu yılları özleyenler köşesi

Bir daha asla..

 Bir ülkenin ünlü hukukçuları 1930’lu yılları özlerlerse ve bunu buldukları her fırsatta kelimelere dökerlerse, bu durum, başkalarına sirayet etmesi muhtemel bir rahatsızlığın, bir psikolojik bozukluğun, bir hastalığın habercisi olabilir. Bu ülke, bizim ülkemiz. O insanlar bizim insanımız. Başkalarını da kaybetmek istemiyorsak, müspet bir şeyler yapmalıydık. AKP iktidarına rağmen bunu yapmak yine bize düşüyordu. İşte o 1930’lu yılları anlatan ve yine onların gazetelerinden aldığımız iki yazının kupürü. Böyle bir Türkiye’de yaşamayı gerçekten çok arzuladıklarından mı 2030 yılını 1930 yılı yapmak istiyorlar, dersiniz. Yoksa onlara birileri mi fısıldıyor bunları Bunu bilmek hakkımız.

SOYGUNCU CUNTACI

Çuvalları attıktan sonra zulaya.

Hazineye sayar kalan torbasını;

Sıradadır en büyük işbirlikçisi,

Hazineyi soyar kalantor basını...

 

ZEHİRLİ KÜLTÜR

Canlı namına ne varsa yok eder,

Lavlardan yayılan zehirli bir kül türü;

Hayat namına ne varsa yok eder,

Batıdan yayılan kapitalist kültürü!..

NAMAZ VE ORUÇ BERABER

İsra ve Mirac’ın bir sonucu,

Bize hediye edildi namaz;

Bir de ekler isek farz orucu,

Günah asla bize tutunamaz!..

ALTIN AVİZE

İpek halı için gitme camiye,

Ya da, kristal altın avize için,

Ancak, yoktur başka gölgelik diye;

Kutsal sancak altına vize için...

Ekrem Şama

- Milli Gazete, Necati Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/854013/necati-tuncer/chp-ekmegi-ya-da-dort-yemek