İngiltere’yle kaderimiz nasıl “birleşir”?

Burak Kıllıoğlu
Burak Kıllıoğlu

Emperyalizmin Ortadoğu ve İslam alemine yönelik hesaplarından, planlarından söz edilirken sürekli bir “yüzyıllık hesaplaşma”ya atıf yapılıyor. Yüz yıllık önce Anadolu’da, İstiklal Harbi nedeniyle akamete uğrayan ve temelinde Sevr’den de öte Sykes-Picot anlaşmasının bulunduğu bir paylaşım planı yani.. İngiltere ve Fransa’nın aralarında taksim ettiği bir Ortadoğu ve burada İsrail için de ayrılmış olan bir yer mevcut.  

Bugün o paylaşım hesabında Fransa’nın yerini ABD alıyor. Özellikle 2. Dünya Savaşı’yla birlikte dünya sahnesine bir “güç” olarak çıkan ABD, Ortadoğu’da bu paylaşım hesaplarında başat bir rol üstlense de, ikinci plana düşmüş gibi görünen İngiltere’nin hala etkin bir aktör olduğunu unutmamak gerekiyor. 

Ne de olsa, ABD her ne kadar “dünyanın jandarması” pozları kese de hala bilinci ve hafızası olmayan bir devlet, adeta “züccaciye dükkanına girmiş bir fil” patavatsızlığında bir kontrolsüz güç.. Onun adeta “yancısı” gibi gözükmesine rağmen, İngiltere “diplomasi”, yani “kurnazlık” ve “sinsilik” bakımından oldukça tehlikeli ve ABD’ye nazaran yüzyıllık hesabı unutmayacak derecede hafızası olan bir ülke. Ortadoğu’nun ve İslam aleminin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanıp durmakta…

Türkiye’deki muhafazakar kesim, İngiltere meselesini birçok konuda olduğu gibi birtakım ezberler üzerinden okuyor. “iki kişi kavga ediyorsa kesin İngiliz geçmiştir” şeklindeki kahvehane tadındaki mesellerin ötesine geçmeyen bir bilinçsizlikle ve hala “şehir efsaneleriyle” değerlendirmeler yapılıyor. Sağlıklı değerlendirme yapmak yerine haddinden fazla abartmak gibi yanlış yollara sapılıyor. Ya çok abartıyoruz ya da çok küçümsüyoruz, arası yok!

Dünyadaki güç dengesinde şaşırtıcı bir şeyler değişiyor aslında. 20 sene kadar “tek kutuplu dünya”yı fırsat bilip Ortadoğu’daki taşları yerinden oynatmaya soyunan Batı emperyalizmi, Rusya ve Çin gibi rakiplerin ortaya çıkmasıyla bir şaşkınlık yaşıyor. ABD’nin Suriye politikasının çökmesi buna bir örnektir. Bu beklenmedik durum, Batı emperyalizmini, yani ABD ve İngiltere’de “pozisyon değişikliğine” yol açabilir. Gerçi Trump’un damdan düşen ve lümpen tavrıyla daha da bilinçsizleşmesi muhtemel olan ABD belki bu değişime yönelmeyecek ama gayet sinsi ve kurnaz olan İngiltere’yi dikkatle izlemek gerekiyor. Hele ki AB’den çıkmasıyla birlikte bu değişimi daha da iyi takip etmek şart.

Bu minvalde, İngiltere Başbakanı TheresaMay’in Türkiye ziyareti hiç de sıradan bir ziyaret olmasa gerek. Hele ki ABD ziyaretinin hemen ardından bu ziyaretin gerçekleşmesi daha da manidar. Ancak manidar olanlar bu kadarla sınırlı değil. Anadolu Ajansı’nın bu iyaretle ilgili haberine bir bakmak gerek:

“May’in ABD’yi ziyaretinin ardından Türkiye’ye gelmesini olumlu adım olarak gören uzmanlar, iki ülkeyi ‘dünya sahnesinde menfaatleri paralel giden taraflar’ olarak yorumladı.”

Ajans, emekli bir öğretim üyesinin “Bir nevi kaderleri birleşen iki ülke haline geldi Türkiye ile İngiltere” sözlerine de yer veriyor. Acaba nasıl bir ortak paydada buluşup “ortak kaderi” paylaşacağız İngiltere’yle sorusu akla geliyor. Veyahut İngiltere, durduk yere neden böyle bir ilgi gösteriyor Türkiye’ye?

Geçtiğimiz günlerde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Irak eski Başbakanı Nuri el Maliki’nin yeniden başbakan olması durumunda bağımsızlık ilan edeceklerini açıklıyor. Akla hemen birkaç hafta önce meşhur Siyonist örgüt CFR’de çıkan “AreConditionsRipeningforIraqiKurdishState?” (Şartlar Irak Kürt Devleti için olgunlaşıyor mu?) adlı yazı geliyor. 

İngilizlerin bu ilgisinin bunlarla ve Kıbrıs meselesiyle bağlantısı var mı acaba? Malum, “yüzyıllık hesap” hala kapanmadı onlara göre…

- Milli Gazete, Burak Kıllıoğlu tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/844310/burak-killioglu/ingiltereyle-kaderimiz-nasil-birlesir