Dijitalleşmenin neresindeyiz?

Şakir Tarım
Şakir Tarım

Bismillâhirrahmânirahîm;

GAZETE okumalarım sırasında, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın, “Titanik, salgın, dijitalleşme” konularını analiz eden ilginç bir yazısı ile karşılaştım. Millî Gazete’den Nedim Odabaş’ın, “Kendi Korkunu Kendin Yenebilirsin!” başlığı ile özetlediği yazıyı (16.10.2021) bir solukta okudum. Konunun ‘farkındalık’ oluşturan bir bakış açısı ile ele alındığını gördüm.

Sayın Tarhan’ın değerlendirmesine geçmeden önce, Titanik hakkında ön bilgiler verelim: Transatlantik yolcu gemisi olarak tasarlanan Titanik, 1910’da Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde Titanik White Star Line Şirketi’nin Olimpic tipi buharlı yolcu gemisi olarak yapıldı. 269 m. uzunluğundaki geminin yapımında 17 bin işçi çalıştı. Yapımına 7.5 milyar dolar harcandı.

Titanik’in yolcu kapasitesi 3.547 kişilikti. 26 deniz mili hızla yol alıyordu. Gemi günde 26 ton kömür yakıyor; 100 ton külü denize boşaltıyordu. 23’ü kadın, toplam 885 deneyimli mürettebatı vardı.

Titanik’in ilk seferindeki yolcusu 1.178 kişiydi. Yolcular o kadar şık giyinmişlerdi ki!.. Gemide eğlencenin her çeşidi vardı. 20 bin şişe bira, 1.500 şişe şarap, 8 bin puro da yer alıyordu.

Titanik’in o kadar çok reklâmı yapılmıştı ki, Batılılar ona “Batmaz Gemi” diyordu. Fakat daha ilk seferinde büyük bir buz dağına çarptı ve okyanusta kayboldu. İleri teknoloji ve tecrübeli mürettebatına rağmen batması dünyada şok etkisi oluşturdu. Geminin enkazı ancak 75 yıl sonra 1985’te bulunabildi.  

“BATMAZ” DENDİ; BATTI

İSTERSENİZ Sayın Tarhan’ın şu analizine yer verelim: “1910’da elektrik ve makinenin birleştiği Titanik’i yaptılar. Amerika’dan İngiltere’ye yola çıkarken gazeteler, ‘Titanik’i tanrı bile batıramaz’ manşeti attılar. Gemiyi bir buz dağı batırdı.” İşte, hadsizlik ve şımarıklığın sonu!..

Tarhan hoca, Kovid-19 salgınını anlatmaya geçmeden, salgından 1 yıl önce yaşanan şu olaya dikkatleri çekiyor:

“2018’de Davos’ta küresel sermaye; ‘Biz artık büyük veriyi kontrol edebiliyoruz; dünyadaki 3 zenginin 3’ü de dijital veriyi kullanan zenginler! Birisi internet satışı yapan, diğerleri yüksek teknolojiyi üretenler! ‘Büyük veri’ye biz sahibiz. Dünyayı kontrol etmeye çalışıyoruz’ dediler. Bir çatlak ses çıktı; ‘Dünya dijital diktatörlüğe gidiyor’ dedi. Tam dijital diktatörlük ilân edilirken Kovid-19 çıktı. Soğuk bakan bizim gibi ülkeler bile, dijitalleşmek zorunda kaldık. Yazılım, bilgisayar ön plana çıktı.”

Türkiye gibi, tarihin seyrini değiştiren bir ecdadın torunları büyük düşünmeli; ufku kâinatı kuşatmalı. Fotoğrafın tamamını görmeli, gelecekle ilgili sağlam öngörülerimiz olmalı. İnsan dünyayı gözünün büyüklüğü kadar görür. ABD dünyaya dijital teknoloji sundu. Bu, hazırcı insanların hoşuna gitti. Paylaşım ağlarını dilediği gibi(!) kullandı. İyi bir “teknoloji tüketicisi” oldu.

İnsanlık bu yolla küresel güçlerce manipüle ediliyor. Acı faturasını düşünmeden, yönlendirildiğimiz bir alanı “kendi eserimiz” sanıyoruz.                                 

Erbakan Hoca, 1970’li yıllarda “makine yapan makine”den söz eder; teknolojiyi bizim üretmemiz gerektiğini anlatırdı.

GEÇ Mİ KALDIK?

TEKNOLOJİYİ üreten, onun şifre ve kontrolüne de hâkim oluyor. Daha da geç kalmamak için, Tarhan hoca, AR-Ge çalışmalarıyla işe başlamayı öneriyor. Kovid-19’un bize bunu “düşünme fırsatı” sunduğunu hatırlatıyor: “Dijitalleşmekte geç kaldık. AR-GE’ye yatırım yapmazsak, arkadan toplayıcı olmaktan kurtulamayız. AR-Ge ile genç neslimizi koruyalım. Alternatif sunalım.”

Sayın Tarhan, 10 sene kadar önce başlatılan Fatih Projesi’nin yanlışlığını vurgulayıp, “Önce ‘yazılımcı’ yetiştirmemiz lâzımdı” diyor. “Teknoloji tüketicileri” değil; IQ’sü yüksek üst beyinler… “Bizim de ‘arama motoru’muz; milyarlarca kullanıcısı olan ‘sosyal ağlarımız olmalı’ diyerek işe başlayacak girişimci insanlar… Teknoloji üreticileri…”

Kolay mı, diyeceksiniz! Kolay olsaydı çoktan yapılırdı. Konuyu bugünden ele alıp çıkış yolu aramazsak, yarın da “tüketici” kalırız. “Teknoloji üreticisi” durumuna gelemeyiz. Gelecek tasavvuru olmayanlar yarınlarına sahip çıkamaz.

AGD, son yıllarda “yapay zekâ, robotik kodlama” üzerinde çalışıyor. İçlerinden bir grup genç, Uluslararası Dijital Medya Derneği’ni kurdu. Azimli gençler… Geleceğe ümitle bakıyorlar. Derneğin Genel Başkanı M. Fatih Gündüz Bey’le konuştum. “Dijital dünyaya doğru hızla ilerliyoruz. Gençlerimizi dijital medyayı yönetebilecek şekilde, geleceğin mesleği olan yazılıma yönlendiriyoruz” diyerek şunları anlattı:

“Bu iş için ‘Bilişim Direktörlüğü’ oluşturduk. Gençlere önce akademik eğitimler veriyoruz. Zeki ve çalışkan gençlerimiz var. Güçlerini birleştirip sistematik çalışmaya yönlendiriyoruz. ‘Biz de teknoloji üretebiliriz’ mantığını yerleştirmeye çalışıyoruz. İşin başındayız. Desteğe ihtiyacımız var.”

- Milli Gazete, Şakir Tarım tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/8210250/sakir-tarim/dijitallesmenin-neresindeyiz