Ümit ile ümitsizlik arasında

Mehmet Biten
Mehmet Biten

Yaşadığımız hayatın her tarafından fire veriyoruz. Sanki neye dokunsak, neyi iyi olarak ansak anında kirleniyor ve tanınmaz bir hale geliyor. Belki de ifade etmeye başladığımız andan itibaren biz de bu kirlenmeye duçar oluyoruz. Konuştuklarımız, yaşadıklarımızı desteklemiyor ya da yaşadıklarımız konuştuklarımıza hiç benzemiyor. Her geçen gün gördüğümüz manzaralar, duyduğumuz feryatlar içimizden bir şeyleri alıp götürüyor. Zaman zaman kayıtsız kalan insanlara içten içe imreniyoruz belki sessizce, kimseye hissettirmeden. Belki de gördüklerimiz, duyduklarımız bizim yansımamızdır. Belki de çektiğimiz ıstırapların ana kaynağı bu yansımadır. Sanki birileri bizi zorla bu yaşam biçimine mecbur bırakıyor.

Halen daha tozpembe bir bulutun üzerinde giden insanları gördükçe insanda kendini sorgulama ihtiyacı doğuyor. Bu yozlaşmaya, bu kirlenmeye, bu üretimsizliğe ve dolayısı ile bu kadar insanı ümitsizliğe düşüren şey nedir. Bizim içimiz çürüdüğü gibi zorla ayakta durabilen toplumun çürümesine de sebep oluyor. Hatta yakında neredeyse kendine münhasır bir toplumu bulabilmek bile zor hale gelecek. Bütün bu gidişatın artık bir yerde durması gerekiyor. Bu hantallık hissinin verdiği yorgunluğu atlatabilmek de oldukça zor görünüyor. 

Belki de bu kadar dip bir yerden nasıl çıkış yapılabileceğini araştırmamak, durumu sorgulayamamak elbette pembe gözlük takanların marifeti yüzünden olmalı. Bu kadar şüphenin olduğu bir yerde nasıl düzgün bir muhakeme yapılabilir. Bu kadar sığ bir alana sıkışıp kalmada toplum olabilme özelliğinin yitirilmesinin oluşturduğu sorun her şeyden daha fazla süreci etkiliyor. Bu kadar keskin hatlarla toplumun ayrışmış olması ve insanların bu sureci nasıl yasakları ile ilgilidir. Ne halde olduğu ile ilgilidir. Ne yazık ki her bir parça kendinden bir şeyler bulabilir. Bir de bu yetmezmiş gibi sadece kendi topluluğuna, kitlesine kulaklarını sonuna kadar açtığını ve karşıdakini de hiç dinlemediğini ifade edebiliriz.

Geçmişin tatlı anılarını yaşamak yerine daha değerli olan bugünü yaşayabilmek elbette çok kıymetli bir durumdur. Çünkü yaşattığı şey daha iç açıcı umut vericidir. Yaşamaya değer bir şeylerin var olduğunu hatırlatmadır. Karanlığın varlığı kadar aydınlığın da var olduğu bilgisine ulaşma imkânı içerir. Zaten bütün bu iddiaların temelinde daha iyi bir hayat ve dünya olgusunun olduğunu ispat etme eğilimi değil midir? Küçük dar yapıların içine hapsolmak insanın umudunu da neşesini de elinden alıyor.

Zamanın içerisinde eriyen, pörsüyen biz miyiz yoksa bizi biz yaptığını düşündüğümüz bugüne kadar aidiyetimizi oluşturan şeyler mi? Ya da ince bıçak sırtı gibi her şeyi tersine çeviren iktidar aygıtı ile kurulan ilişkilerimiz mi? Aslında sürekli sorguladığımız ve sonunda “hepsi bir yanılsama mı” diye düşündüğümüz bir nokta mı? Hangisi? Başka türlü bir yaşama mümkün değil miydi? Yeniden nasıl bu kadar yol yürünecek? Yoksa şairin (Abdurrahim Karakoç) dediği yer mi; “Umudum her zaman bakidir ama / Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun” mu? Her hâlükârda kendi hakikatimizin tuz ile buz olduğu bir eşikte kendimize bir şeyler söylemek zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Yoksa bu kadar absürtlüğü absorbe edecek ne var ki? Artık hakikatin yüzü eskidi ve hangi şeyin hakikate daha çok benzediğinin bir anlamı yok, bir anlam arayışı çabası da yok.

Dimyatı da pirinci de bulguru da tükettik. Elimizde sahte bir bayraktan ziyade bir şey yok. Geçmiş günlerin özlemi değil, geçmiş günler de kurulan hayallerin, umutların bu denli heder edilmiş olmasının sızısını duyumsamaktan başka bir şey değil. Bugün bulduklarımız umduklarımız mı? Sadece gördüklerimiz, duyduklarımız değil duymadığımız ama olup biten her şeyden içimiz dışımız kötülüklerin normalleştiği bir çürümeye uğradı. Bereketin hayatın her alanından çekilip gitmesi elimizde olduğunu düşündüğümüz ya da elimizde tuttuğumuzu düşündüğümüz her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu açık ediyor. Bu bakımdan nereden bakarsak bakalım umudu ve neşeyi mücadelenin merkezine koymak gerekiyor. Bu da bereketi geri döndürebilir. Ve verdiğimiz fireleri tolare ettirebilir. Ümitle ümitsizliğin arasında bir yerde hareket etmek ve güzellere bakmak bizi iyi edebilir. Tabi ki bir de inanmak ve mücadele etmek gerekir. Hoşça bakın zatınıza…

- Milli Gazete, Mehmet Biten tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7838009/mehmet-biten/umit-ile-umitsizlik-arasinda