Kavalcının penceresi

Fatma Tuncer
Fatma Tuncer

Rivayet edilir ki, bir köyde yaşlı bir kavalcı varmış, sabahları erken bir vakitte kalkar ve başını pencereye yaslayıp, akşama kadar kaval çalarmış. Kavalcı dış dünyadan kopuk yaşar ve kendisini dinlemek için gelenler gündelik meşgalelerden ya da sorunlarından bahsettiklerinde yerinden fırlar ve pencereden seyrettiği ağaçların vaktinde meyveye durduğunu, güneşin vaktinde doğduğunu, insanların hâsılat için erken saatte yollardan geçtiklerini ifade eder ve gördükleri ile duydukları arasında bir yakınlık kuramazmış. Bir gün köylülerden biri dayanamayıp kalkmış, “Be kardeşim sen dünyaya şu küçücük pencereden bakıyor ve gördüklerin kadarına kafa yorabiliyorsun, hele bir dışarı çık, topluma katıl, insanların binbir türlü sorunla mücadele ettiklerini görecek ve görme alanının dışındaki hayatlarla tanışacaksın” demiş. Adam karşısındaki kişinin yüzüne manalı bir şekilde bakmış fakat neden bahsedildiğini anlayamamış. Bu hikâye bana dünyaya daracık bir pencereden bakan ve hayatlarını halkın değerleri ile savaşmaya adayan laik zorbaların durumunu çağrıştırır ve bu kişilerin zihinlerini esaret altına alan o kronik nefretin sevgiyi silerek kendilerini büyük zarara uğrattığını düşünürüm. Hapsoldukları o karanlık mahzenden bir çıkabilseler, belki de farklı inançlara ve farklı düşüncelere sahip fertlerle aynı gemide yol aldıklarının farkına varıp insanlıkta buluşacaklar fakat özgürleşmeyi göze alamıyor ve hayata o daracık bir pencereden bakmaya devam ediyorlar.

Toplumun sorunlarından tamamen kopuk olan laik zihniyet, dünyaya, olaylara ve insana kavalcının penceresinden daha dar bir alandan bakıyor ve ne yazık ki bir hayal dünyasında yaşıyorlar. Bir asırdır bu toplumun inancıyla, öz değerleriyle ve kutsallarıyla kavga eden bu dogmatik zihniyet miatlarının dolduğunun ve çıkardıkları sese kendilerinin dahi itibar edemediklerinin farkında değiller. Savundukları ırkçı, marazi düşüncelerinin ebedi devam edeceğini zannediyor ve din düşmanlığı üzerinden güç kazanmaya çalışıyorlar. Nitekim geçtiğimiz günlerde sözde Edremit’in kurtuluşunu kutlamak için hazırlanan bir tiyatro gösterisinde Müslüman kadının örtüsüne ve asaletine göndermeler yapıldı ve laik zorbalar iç dünyalarında kimi düşman olarak gördüklerini bir kez daha aşikâr ettiler. Dikkatinizi çekmiştir, söz konusu etkinlikte zincire vurulmuş çarşaflı bir kadın, üzerindeki örtüyü atarak sözde özgürleşiyor… Anlamakta güçlük çekiyorum acaba bu faşist bağnazlar kimden ve nasıl kurtulduklarını düşünüyorlar? Düşman deyince bunların tasavvurlarında sadece Müslümanlar canlanıyor o yüzden İslam’ı çağrıştıran hiçbir sembole tahammül edemiyor ve irkiliyorlar. Bunlarla aynı havayı soluyor ve aynı toprak parçası üzerinde yaşıyor olsak da birbirlerinin dillerini bilmeyen iki yabancı gibiyiz. Bizim dostunu düşmanını ayırt edemeyecek kadar körleşen bu bağnazlarla müşterek bağlarımız yok, doğal olarak da hedeflerinde yer alıyoruz. Çünkü bakıyorlar ama göremiyorlar, bir türkü tutturmuş gidiyorlar ama sözleri zehir saçan bu türkünün mahiyetini ne kendileri anlayabiliyor ne de biz anlayabiliyoruz.

- Milli Gazete, Fatma Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7835064/fatma-tuncer/kavalcinin-penceresi