Öfkenizin tuzağına düşmeyin

Fatma Tuncer
Fatma Tuncer

Geçtiğimiz gün bir okurum aradı; öfkesini kontrol edemediğini ve bu konuda yardım alabileceği bir terapiste ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Okurumla konuştuktan sonra çağımızın sorunlarından biri haline gelen kontrolsüz öfke ve şiddetin gündemimizi neden bu kadar işgal ettiğini düşündüm. Hattı zatında potansiyel olarak hepimiz öfke eğilimi taşıyoruz ancak öfkemizi kontrol altında tutmayı doğal hayatın akışı içinde öğrenmek zorundayız. Doğru olan budur.

Seküler kültürün atmosferini soluyan insanlarımız hakkaniyet değerlerini kaybedince rekabeti, kaba kuvveti bir güç olarak algılayıp öfkelerini kontrol edemez hale geldiler. Oysa İslam kültüründe insani ilişkilerin şeklini adalet ilkesi belirlerdi, mağduriyetinize sebep olan kişiden hakkınızı alma şansınız elbette vardı ama tahammül göstermenin ve uzlaşı sağlamanın getirdiği kazanımları bilir ve affederdiniz. Affetmek hem manevi bir kazanca dönüşür hem de ortaya çıkacak çatışmayı ortadan kaldırır ve sükûneti sağlardı. Günümüzde insanların olaylara bakış açıları seküler kültürün renklerine göre şekillendiği için fertler affetmeyi, tahammül göstermeyi ya da insani yollardan hak aramayı bir yenilgi olarak görüp şiddete yöneliyorlar. Bu durumda doğal olarak fertlerin öfkeyi kontrol altında tutmaları pek mümkün olmuyor.

Bedenimizi ve duygusal yapımızı bir denge üzerine yaratan Yüce Rabbimiz bizden bu dengeyi korumamızı, aşırılıklardan kaçınmamızı istemektedir. Elbette adına hayat denilen şey stabil bir yapıya sahip değil aksine inişli çıkışlı girizgahları var hayatın ve kötülerle iyiler aynı ortamda yaşamakta, suyu, toprağı, güneşi, havayı ortak kullanmaktalar. Bu durum hakkaniyet duygusu gelişmemiş kişilerde rekabete, çatışmaya ve husumete neden olabiliyor. Ancak Allah’ın bize bahşettiği hak duygusu yaşadığımız sorunların çözümü noktasında bir anahtar görevi üstlenmekte ve sükûneti sağlamaktadır dolayısıyla bu anahtarı doğru şekilde kullanmalı ve olaylar karşısında öfkenin şiddete dönüşmesine fırsat vermemeliyiz.

Öfke duygusu hüzün gibi, sevgi gibi doğal bir duygudur ve haksızlığa karşı direnç göstermemiz için bahşedilmiş bir imkândır. Ancak bunun için öfkenin hakkaniyete tabi olması ve destekleyici bir güce dönüşmesi gerekir. Aksi takdirde şiddet ve nefrete dolayısıyla zulme dönüşecek ve hem sahibine hem karşı tarafa zarar verecektir.

Hz. Peygamber öfke anında abdest alıp ortamı terk etmeyi tavsiye eder. Resulullahın tavsiyesine tabi olan kişi hem tehlikeden uzaklaşmış olacak hem de sakin bir ortama çekilerek davranışlarını analiz etme şansı bulacaktır. Hz. Peygamber’in bu tavsiyesini bilimsel bir çerçevede ele alan rahmetli Dr. Haluk Nurbaki, kişinin öfke anında aldığı abdestinin bedende biriken statik elektriğin boşalmasını sağlayacağını ve dinginliğe vesile olacağını ifade eder.

Öfke raydan çıkmış bir araç gibidir, kontrol edilmediğinde nereye gideceği ve hangi zararlara sebebiyet vereceği belli değildir. Nitekim Hz. Peygamber, “Biriniz öfkelendiğinde sussun” buyurmuş ve bu süreçte ortaya çıkacak zarara karşı önlem almaya teşvik etmiştir. Zira kişi duygularının kontrolünü kaybettiğinde aklını, iradesini kullanamaz hale gelir ve bu durum büyük tehlikelere yol açabilir. İnsani ilişkilerimizde hakkaniyetli davranabilmek için öfkenin yularını elimizde tutmak ve kontrolü sağlamak zorundayız. Aksi takdirde ortaya çıkacak zararı telafi etme şansımız olmayabilir.

- Milli Gazete, Fatma Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7614008/fatma-tuncer/ofkenizin-tuzagina-dusmeyin