Musibetleri doğru “oku”mak-1

Bahaddin Elçi
Bahaddin Elçi

Darüsselam/cennet/ “esenlik yurdu”ndan,  meşakkat/musibetler yurduna indirilmişiz. Burada mutluluk arayışındayız. Yanlış adreste bulamıyoruz... Rabbimizin son Resulü (S.A.V.) de,  “Dünyada rahatlık yoktur” buyurmuş. Bir dönemin güçlü padişahı da aynı gerçeği ifade etmiş: “Bütün dünya benim olsa, gamım gitmez, nedendir bu? Ezelde gam  turab ile yoğrulmuş bir bedendir bu...”

Göçmen olmayan var mı? Atamız Adem (A.S.) ile Havva annemiz cennetten yeryüzüne zorunlu ve geçici ikamete tâbi olarak indirildiler. Bu bir sürgün sayılmaz mı? Cennetten/selâm yurdundan meşakkat yurduna indirilmek?! Tehcir... Sürgün... Sınav... İmtihandayız. Sınanıyoruz. Şerle hayırla... (Mülk/2,  İnsan/2) Musibetlerle (korkularla, açlıkla, mallardan, canlardan eksiltilerek) imtihan oluyoruz... (Bakara/155-156)

Musibetler, nefsimizi arındırıyor, günahlarımızı da... Sabreder, istiğfar edersek... Nimete dönüştürebiliriz.

“O’ndan geldik; O’na döndürülüyoruz.”

“Allah Teâlâ’nın izni olmadan hiçbir musibet gelip çatmaz...” (Teğabün/11)

“Korku, açlık, mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltmekle imtihan ediyoruz. Sabredenlere müjdeler var. Onlar bela geldiğinde biz Allah içiniz ve O’na döneceğiz” derler. (Bakara/155-156)

“Gerek yerde gerek kendi canlarımızda meydana gelen bir musibet, yaratılmadan önce Kitab’da (Levh-i Mahfuz’da) yazılmıştır. Bu Allah’a göre kolaydır.” (Hadid/22)

Yeryüzünde ilk ana/ata yurdumuz Hicaz, ikincisiyse “Cudi” bölgesidir. Dünyada hepimiz uykuda/rüyada ve gurbetteyiz. Ahiret ise karar yurdumuz...

Dünya evinde/gezegeninde misafirleriz, yolcularız. Seferdeyiz... Dünya evinin de tüm evrenin de yaratanı maliki Allah Teâlâ’dır. O halde bu fenâ yurdunda misafir gibi, yolcu gibi yaşamalı değil miyiz? Ev sahibinin rızasına, talimatlarına uygun yaşamak, haddini bilmek/aşmamak, azgınlaşmamak... Firavunların, Karunların, Hamanların akıbetleri ortada...

Kendi yararımıza olarak ev Sahibi’nin emir ve yasaklarına uygun yaşamak, kulluk görevimiz. Amellerimizin yararları da zararları da bizim için...

Gece, gündüz, güneş, ay, hava, su, toprak... Tüm nimetler/emanetler bize hizmet ediyor. Güneş doğmasa, su çekilse, toprak ürün vermese, yağmur yağmasa, havasız kalsak... Ne olur halimiz?!

Kötülüklerin önlenmesi, iyiliklerin yayılması toplumun sigortasıdır.

Âlemlerin Rabbi, Meliki Allah Teâlâ, yoktan yarattığı evrende her an her şeyde tam tasarrufta, her şeye Kadir, Muktedir, Egemendir.

“Bismillah”, “biiznillah”, “maşaallah”, “inşaallah”, “La kuvvete illa billah”, “Vema tevfiki illa billah”... beyanlarında bu gerçeğe, anlamlara vurgular var.

O (C.C.) sözlerinde, işlerinde Hakim’dir. (Hikmetlidir) Adil ve Rahman’dır.

O’nun verdiğini kimse engelleyemez; vermediğini de kimse veremez. O halde O’nun yardımına muhtacız. Yardımını nasıl alabiliriz? Musibetleri neden yaratıyor?

Musibetlerde günahlarımızın; bir kısmının karşılığı (ceza) olarak, bizi uyarmak, tevbeye yöneltmek, nefsimizi terbiye etmek, arındırmak, kalp hastalıklarımıza şifa olsun, arınalım, ahirete hazırlanalım, Rabbimize yaklaşalım... Cezamız ahirete kalmasın... gibi hikmetler var deniyor. Bir anlamda ceza, bir anlamda şifa... Musibetler, salih ameller, istiğfarlar bizi arındıran şeyler... Dertler ilaç olabiliyor. Bunlar elbette müminler için... Kâfirler için bu dünyada da azaptır, cezadır.

Hem tüm ilahi kitapların özü Fatiha’da, hem de Felak ve Nas surelerinde her türlü yardım ihtiyacının ancak âlemlerin/insanların gerçek Rabbi, Meliki ve ilahı Allah Teâlâ’dan isteneceğine vurgular var. İlahi yardımı da isyan edenler değil, itaat edenler alır.

Rabbimizin iman edip salih amel işleyen erkek ve kadınlara dünyada da güzel bir hayat vaadi var. Allah Teâlâ, “muttakilerin” dualarına icabet buyurur.

- Milli Gazete, Bahaddin Elçi tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7567407/bahaddin-elci/musibetleri-dogru-okumak-1