Kafası ve kalbi olan mı yoksa ağzı olan mı?

Hüseyin Akın
Hüseyin Akın

Topluma karşı konuşmanın kişiye göre değişen sıkıntıları vardır. Bunu biliyoruz. Diliniz damağınıza yapışabilir, tükürüğünüz kuruyabilir ya da bildiğiniz her şeyi bir anda unutabilirsiniz. Çok rastlanır arızalardandır bu tür manzaralar. Fakat bundan da daha zoru olduğunu görüp yaşayınca kürsüde kalabalıklara konuşmanın zorluklarının aslında aşılabilir olduğunu hemen anlarsınız. Bir oda dolusu insan içerisinde bir mevzuda konuşmak deveye hendek atlatmaktan çok daha zordur. Adeta düz duvara tırmanmak, İtalyan çukurundan geçmek ve engelli koşuyu aşmak zorundasınızdır. Herkes her şeyi herkesten iyi bildiğini sanmaktadır. Sözü kapan kimseye pas vermeden karşı kaleye gol atma peşindedir hep. Hukuk konuşurken orada bir hukukçunun, hastalık ve sağlık konuşulurken yine orada bir doktorun bulunuyor olmasının hiçbir önemi yoktur lafazanlar için. Din mevzuunu ise uzmanlarından başka herkes bilmektedir. Hem de şaşılacak bir özgüvenle. Üniversite bitirmiş olmak, dirsek çürütmek, mürekkep yalamak, akademik kariyer sahibi olmak, kitaplar yazmak… Bunların hiçbirisinin toplulukta konuşanlar nezdinde bir önemi yoktur. Makam, mevki ve zenginlikçe tanınmış biri iseniz nefesler tutularak dinlenirsiniz. Söylediğiniz şeyler dünyanın en ahmakça, en saçma şeyleri bile olsa ortamdakiler hemen bunda bir hikmet aramaya kalkarlar. İşin bir de siyasi tartışma tarafı var ki o tam da evlere şenliktir. Kendini ve ailesini idare etmekten aciz insanların sanki o partinin il başkanı edasıyla nasıl savunmaya kalktıklarını, ortalığın toz duman olduğunu görürsünüz. Bu anlamda üslup bakımından bir futbol takımını desteklemekle bir siyasi partiyi savunmak arasında hiç fark yoktur. İşte böyle zamanlarda biraz okuyup yazan, düşünen biri iseniz duvar yarılsa da meydana gelen oyuktan kendimi dışarı atsam diye dua kıvamında beklersiniz. Çünkü başkaca bir çareniz yoktur.

DERGİ ALDIM MANAVDAN

Edebiyat dergileri neden süreli yayınlar kategorisine dahil edilir, anlamak zor. Değişen gündeme tâbi günlük gazete midir ki dergiler süresi geçince gözden düşer. Tam tersini düşünmek belki de daha isabetli olur. Yeni dergileri vaktinde okuduğum pek vaki değildir. Aslında çoğu kişi dergileri ilk aldığında sadece şöyle bir karıştırır, salim bir kafayla etraflıca okumayı daha müsait bir zamana saklar. Benim tarzım da aşağı yukarı böyledir. Dingin vakitlerimde edebiyat dergilerinin eski sayılarını okur, yer yer notlar alırım. Aktüel haber dergileri ancak zamana sadık kalınarak okunabilir. Zira onlar hadiseleri tüketici iştahıyla tüketmek için vardırlar. Benim çocukluğumda günlük gazeteler okunduktan sonra kesekağıdı yapılırdı. Kimi zaman da cinayet mahallinde vefat etmiş veya bir kazaya kurban gitmiş insanların üzerlerine örtülürdü. Bir mevkutenin başına gelebilecek belki de en garip şeydi bu. Halbuki hiçbir cinayetin üstünü bir edebiyat dergisi ile örtemezsiniz.

BUGÜNÜN MAHCUPLARI

Bir konuda denenmemişseniz sakın büyük konuşmayın. Bugünün mahcupları dünün büyük konuşanlarıdır. Sınanmamış insan rahat konuşur, çünkü sırtında küfe yoktur. Sırtında küfe olanın yürüyüşünü insafsızca eleştirir. Hızlı gitmediğini, küfeyi doğru taşımadığını, doğru taşısa bile doğru bir yere götürüp teslim etmediğini şikâyet edip durur. Dünün mahalle insanıyla bugünün dağılmış mahallenin insanı arasındaki farkın temel sebebi budur. Dün hiç para ile tanışmayanların zengin insanları ve zenginliği nasıl eleştirip yerden yere vurduklarını bugün onların aynı duruma gelmesi ile daha iyi anlıyoruz. Sırtında para kasası yoksa para ile tanışmadığın için bir zahit ya da keşiş gibi konuşup durursun. Paraya kavuşunca durum değişir. Sükutu sahip olduğu şeylerle emziren bir insan çıkar ortaya. O sensin! Makama gelinceye kadar makam karşıtı davranmış olman büyük bir özlem ya da harlı bir beklentinin neticesiymiş meğer. Şimdi sahip olduğun makam seni mayıştırıvermiş. Eleştiri ve şikâyete giden dilin gittiği yerden dönmez olmuş. Artık her makamdan çalıp oynayabiliyorsun. Bir iddian olsaydı “Allah insanı iddiasından vurur” derdim. Hiç kendine anlatıp vaaz etmedin. Verdiğin örnekten kendin nasiplenmedin. Uhud Savaşı'ndan kervan yükünden, ganimet paylaşımından bahsettin, yenilenler arasında, ganimete üşüşenler arasında sen de vardın. Fakat o kadar başka yere bakıyordu ki gözlerin kendini göremedin!

- Milli Gazete, Hüseyin Akın tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7520219/huseyin-akin/kafasi-ve-kalbi-olan-mi-yoksa-agzi-olan-mi