Kıbrıs’ı neler bekliyor?

Mustafa Kaya
Mustafa Kaya

Geçtiğimiz 20 Temmuz Salı günü Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 47. yıl dönümüydü. Kurban Bayramı'yla aynı güne denk gelen bu önemli günde Türkiye, bayram mesajlarıyla birlikte Kıbrıs ile ilgili yapılan açıklamalara da odaklandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ada’ya gitmesi ve öncesinde bir müjde vereceğini söylemesi ayrıca ilgiyi artırmış oldu ve gezi bütün dünya tarafından takip edildi. Hal böyleyken bu müjdelerden birisinin Kıbrıs’ta izolasyonların kaldırılması için Pakistan ve Azerbaycan’ın yeni bir adım atacakları şeklinde birçok yorum yapıldı. Hatta devletin adından Kuzey ibaresinin kaldırılacağı ve doğrudan “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” şeklinde tanımlama yapılacağı konuşuldu. Ancak bu beklentiler karşılık bulmadı ve müjde olarak Kıbrıs’a Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Parlamento binası yapılacağı açıklandı. Doğal olarak bu müjde olduğu söylenen yeni inşaat projelerinin Kıbrıs için neler getireceği veya ne anlam ifade ettiği konusu tartışmaların merkezine oturdu. Bir de yerleşime kapalı olan Maraş bölgesinin yüzde 3,5’lik kısmının açılacağının söylenmesi, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Daimi Üyeleri tarafından peş peşe yapılan sert açıklamalara sebep oldu.

Kıbrıs ile ilgili yazılarımızda çoğu kez Kıbrıs için kırılma noktasının Annan Planı olduğunu yazmıştık. Annan Planı neden kırılma noktasıdır? Çünkü Türkiye’nin baskısıyla o plana Kuzey Kıbrıs’ın “evet” demiş olmasının olumsuz sonuçlarını halen yaşamaya devam ediyoruz. Bilindiği gibi 24 Nisan 2004 tarihinden, yani Annan Referandumundan bir hafta sonra Güney Kıbrıs “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Avrupa Birliği (AB) üyesi yapılmıştı. Güney böylece doğrudan “hayır” dediği için AB tarafından ödüllendirilmiş oldu. Türkiye de AB ile üyelik müzakerelerinin başlayacağı ve Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonların kaldırılacağı yalanlarıyla kandırıldı. O gün AB yolunda risk istemeyen iktidar, sağlıklı düşünmekten uzakta ve olabildiğince tavize açık bir görüntü veriyordu. Peki, o günkü “evet” bugün neden ayağımıza dolanıyor? Çünkü AB ülkeleri ve ABD, “Siz o plana evet diyerek iki devletli bir çözüm istemediğinizi ortaya koydunuz” diyorlar. O yüzden federasyon ve benzeri modelleri bize dayatmaya devam ediyorlar. Kimse de Güney’e neden BM planına “hayır” dediniz diye sormayı düşünmüyor. Güney mükâfat üstüne mükâfat alırken “masadan kaçan taraf olmamak” adına yürütülen süreçlerin tortularını temizlemek için ise şimdi biz yollar arıyoruz. Öylesine bir tuzaktı ki bu plan neresinden bakarsanız bakınız, bubi tuzakları bile yanında daha masum kalır.

Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın satır aralarında söyledikleri açıkça ifade ettiklerini gölgede bıraktı. Gezi öncesi Avrupa’dan arandığını ve yapacağı muhtemel açıklamalarla ilgili bazı kanaatlerin kendisine ifade edildiğini söyledi. Sayın Cumhurbaşkanı bu uyarılara itibar etmediği mesajını verdi ama sonuçlara bakıldığında bu görüşmenin etkili olmadığını söylemek çok da mümkün görünmüyor. Çünkü bu görüşme veya görüşmeler açıklanması planlanan başlıklar üzerinde revizyona gidildiğini gösteriyor.

Ayrıca bu gezide eksikliği hissedilen bir diğer konu da Kuzey Kıbrıs’ın kurumlarına şahsiyet kazandıracak dilden uzak olunmasıydı. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ilişkilerin boyutlarını dünyada bilmeyen yok ama bunu parmağı göze sokarcasına göstermeye çalışmak ne kadar doğrudur? Türkiye olarak öncelikle biz Kuzey Kıbrıs’ın ve kurumlarının hukukunu korumak için azami gayret göstermemiz yani en başta bizim buna dikkat etmemiz gerekmez mi?

Kuzey Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne ihtiyacı varsa, Parlamento binası yapılacaksa bunu Kuzey Kıbrıs kurumları kendi içinde kararlaştırsa da Türkiye olarak biz bunlara her türlü desteği versek daha uygun olmaz mıydı?

Sonuç olarak geç de olsa iktidarın bugün “iki devletli çözüm” seçeneğine gelmiş olması önemlidir. Ancak endişe, Kıbrıs için talep edilen bu yegâne çözümün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı diğer dış politik sorunlarla aynı torbada değerlendirilmesi yani pazarlıklarda bir başlık olarak görülmesidir. ABD, İngiltere, Rusya, Fransa,  şunu demiş, AB ülkeleri şöyle bir açıklama yapmış, kim ne derse desin bu saatten sonra bu açıklamaların hiçbir önemi yok.

Kıbrıs’ta “iki devletli çözüm” dışında bir seçeneğin adada barış ve huzuru temin etmesi artık mümkün değil. Önce biz buna yüzde yüz inanalım ve bu konuyu pazarlık malzemesi yapmayalım, sabredelim yeter. Sonuçta herkes bu noktaya gelecek ve bu gerçeğin önünde duramayacaktır. Herkes şunu net olarak bilmelidir ki Kıbrıs’ı tartışmaya açan Ankara’yı masaya koymuş demektir. Çünkü Doğu Akdeniz’de bunca yaşanan tecrübe Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenliği için ne kadar hayati önemde olduğunu net olarak göstermiştir.

- Milli Gazete, Mustafa Kaya tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7513865/mustafa-kaya/kibrisi-neler-bekliyor