Siyasal rejimler yol ayrımında mı?

Bekir  Gündoğmuş
Bekir Gündoğmuş

Başta Avrupa ve Amerika olmak üzere dünya genelinde siyasal eğilimler bağlamında önemli dönüşümler yaşanıyor.

Son dönemlerde yapılan birçok araştırmada, demokratik katılım taleplerinden çok daha önde olacak şekilde, devletçi eğilimlerin arttığı yönünde ciddi bulgular ortaya çıkıyor.

İktidardan hoşnut olmayan ancak muhalefet partilerinden de umudu olmayan veya çözümün siyaset kanalından olmayacağına inanan kitlelerin sayısında periyodik bir artışın olduğu ifade ediliyor.

Diğer yandan, pandemi sürecinin kolaylaştırıcı etkisiyle, yönetimler totaliter gözetim rejimleri olma imkanıyla karşı karşıya bulunuyor.

Ekonominin kırmızı alarm verdiği, siyasetin kısır döngü içine girdiği bir ortamda bu değişimi iyi anlamak gerekiyor.

Sağ ya da sol popülizmin dahi kendisine sınırlı destek bulabildiği bu ortam, dünya genelinde siyasetin yeni bir yol ayrımına geldiğinin sinyali olabilir.

Pandemiyle birlikte devletlerin “kural koyma, olağanüstü hale karar verme” kapasitelerinde ciddi artış olduğu ve bunun meşruiyet zemini bulduğu zaten bilinen bir durum.

Bir de üstüne mevcut siyasi partilerin umut vermeyen görüntüye sahip olması eklendiğinde, seçmenlerin kendini güvende hissedeceği bir otoriteye teslim olmaya yönelmesi önemli bir seçenek haline geliyor.

Bunun somut göstergeleri Fransa, Macaristan, Brezilya, ABD gibi ülkelerde açıkça görülmeye başlandı. Fransa’da Macron gerilerken sağ partilerin yükselişe geçmesi, Macaristan’da Orban hükümetinin muhalefet karşısında milliyetçi söylemleri artırması, ABD’de Trump’ın tüm muhalefete rağmen, her ne kadar kaybetse de, seçimde oylarını önemli oranda artırması gelişmelerini bir bütünün parçaları kabilinden değerlendirmek gerekiyor.

Teknokrasi ile popülizm arasındaki iç içe geçme durumunu betimleyen tekno-popülizm kavramının eskisine nazaran çok daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanması elbette bir tesadüf değildir.

Hali hazırda milliyetçi-muhafazakar ve devletçi söylemlerin revaçta olmaya başladığı bir döneme doğru ilerliyoruz.

O halde siyasi partilerin geleceğe dair vizyonlarını belirlerken bu hususların farkında olarak adım atmalarında yarar bulunmaktadır.

Bunun anlamı bir kabullenme değil, vakıayı tespit edebilmek ve bunun karşısında doğru yolu göstermek için doğru hamleyi yapabilmektir.

Türkiye’de siyasetin büyük ölçüde uluslararası siyaset ile birlikte şekillendiğini unutmamak gerekiyor. 1923-1950 arası uygulamaların dönemin ulus devlet nosyonlu siyasal atmosferiyle uyumlu olduğunu, çok partili yaşama geçiş kararının demokratikleşme dalgasının yansıması olduğunu, 1960-1980 arası ideolojik eğilimlerin büyük ölçüde taklit içerdiğini, 1980 sonrası apolitikleşme ve liberalleşme eğilimlerinin bir yansıma olduğunu belirtmek gerekiyor.

Eşitsizliklerin dayanılmaz bir noktaya geldiği, ancak siyasetin de cazibesini ve güvenilirliğini yitirdiği son dönemde “yönetme” işini kimin yapacağı sorusu, bugünün önemli sorusudur.

İşin özü; kapitalizm de komünizm de duvara toslamıştır, yolun sonu görünmüştür. İnsanlığa sunacakları bir kurtuluş reçetesi kalmamıştır.

Peki, bu boşluğu kim dolduracak?

Önümüzdeki hafta nasip olursa bununla ilgili düşünmeye devam edelim.

Not: Öncelikle tüm Millî Gazete okurlarımızın mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum. Rabbimiz adil bir dünyanın kurulduğu, ümmetin tek yürek haline geldiği gerçek bayramlara ulaşmayı hepimize nasip etsin. İbadetimiz makbul olsun.

Diğer yandan, yarın aynı zamanda 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümü. Bu vesileyle şehitlerimizi ve Kıbrıs Fatihi Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca'mızı rahmetle anıyorum. Bilindiği gibi, Kıbrıs’ın Siyonizm ile mücadele açısından ne denli önem taşıdığını bilen ve Başbakan Vekili sıfatıyla harekât emri vererek adaya Millî Görüş mührünü vuran Erbakan Hoca'mız açısından 20 Temmuz tarihi ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra Saadet Partisi’nin kuruluş tarihinin bilinçli bir şekilde 20 Temmuz 2001 tarihine denk getirilmesini de böyle okumak gerekir kanaatindeyim. Kıbrıs Barış Harekâtı ve Saadet Partisi’nin kuruluşunu birlikte anmak, Kıbrıs’a yönelik bilincimizi ve dikkatimizi canlı tutmaktadır. Bu vesileyle kuruluşunun 20. yıl dönümünün Saadet Partisi’ne hayırlar getirmesini niyaz ediyorum.

- Milli Gazete, Bekir Gündoğmuş tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7496254/bekir-gundogmus/siyasal-rejimler-yol-ayriminda-mi