Devlet salt iktidar mı?-ıv

İsmail Kıllıoğlu
İsmail Kıllıoğlu

Devleti salt, yani mutlak güç, yetki gibi niteliklere, eş deyişle, iktidara sahip mevhum, kuruntuya dayanan algılayış, insanlık tarihinin hemen birçok dönemlerinde var olmuştur. Bu algılayışın yansımalarını zorbalık (tyrannos), zümre hâkimiyeti (oligarchie), soyluluk hâkimiyeti (aristocratie) tarzında siyasi rejim çeşitleri olarak görülmüştür. Demokraside de iktidar elbette söz konusudur, ama onun kullanımında öznelik ya da sahiplik durumlarında önemli değişkenler, bir bakıma tarafların konum ve nitelikleri farklılaşmaktadır.

Zorbalık, zümre hâkimiyeti, soyluluk hâkimiyeti şeklinde yapılan ayrımda iktidarın kullanılması, işlevi, kaynağı ve bunlara sahip olma konuları, kendine özgü söylemler temelinde tanımlanmakta ve açıklanmaktadır. Hatta iktidar olgusu, söz konusu söylemlere bakıldığında, doğa, insan ve toplum üstü kurgulamalara atıf yapılmak suretiyle, yerine göre “kutsallık”, yerine göre akıl dışı ve üstü anlaşılmazlık yüklenerek “mistik” bir haleye büründürülmektedir.

Sözgelimi zorbalık rejiminde bir kişinin iktidara sahip olması ya da iktidarın mutlak olarak teslim edilmesinde, çoğunlukla o kişinin belli bir konuda gösterdiği başarı dayanak olarak alınmıştır. Genel olarak bu başarı, bir savaşta elde edilen galibiyete, bazen de o kişinin sahip olduğu belli bir yeteneğe atfedilmek suretiyle belirlenmiştir. Giderek iktidar, o kişinin varlığıyla, niteliğiyle, yeteneğiyle özdeşleştirilmiştir. Farklı nedenler ve unsurlara bağlı olmakla birlikte, Roma İmparatorluğu’nun belli bir döneminde ortaya çıkan “Sezar” (caissier) unvanı verilmesi böyledir. Keza soyluluk hâkimiyeti rejiminde, prens, dük, marki, kral gibi belli unvanlara sahip olmak, hem iktidarın kaynağı hem sınırını ve hem de kullanım niteliğini belirlemede ilke ve ölçü olarak görülmekteydi. Kuşkusuz bu şartlarda da devlet kavramına yer verilmekteydi, ama o bütünüyle iktidar kavramı içinde eritilmiş bir haldeydi.

Her ne kadar Batı siyaset felsefesi ve bilimi bakımından devlet olgusunu iktidar olgusundan ayıran, ilk olmasa da önemli adımı atan Thomas Hobbes, bu konudaki eseri Leviathan’da, yine de devlete ait iktidarı “kral”a mutlak kullanımıyla vermekteydi. Gerçi dönemin İngiliz krallığının karşı karşıya bulunduğu sorunlar bakımından kralın iktidarını mutlak, hatta bir yönüyle sınırsız nitelikte tanımlamasında mazur görülecek nedenler bulunduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu gerekçeler Hobbes’un iktidarı krala mutlak ve sınırsız olarak tanıması yüzünden totaliter bir devlet anlayışına varmasını önlemeyecektir. Öte yandan Hobbes’un toplumun, dolayısıyla ağırlıklı olmasa da bireyin ve onun insan olmasının doğal sonucu olan temel insan hak ve özgürlüklere sahip olması gerektiği yönündeki görüşlerinin bulunduğunu belirtmek gerekir. Bu konularda Locke, Rousseau gibi Toplum Sözleşmecilerine göre yetersiz ve eksik kaldığı söylenebilir.

Özetle, iktidar olgusuyla devlet olgusunu, aralarındaki ilişkileri mahiyetleri ve nitelikleri dikkate alınarak özenli bir şekilde ayırmak gerekmektedir. Dahası böyle bir ayrım yapılmadığı takdirde, iktidar ve devlet olgularının birbirine karıştırılması sadece soyut düşünme düzleminde bir takım sakıncaların, hatta yanılgı ve yanlışların ortaya çıkarak bizzat bu olgular hakkında olumsuz görüşlere vardırmaz. Asıl olarak, toplum, insan ve insan hak ve özgürlüklerinin doğru bir şekilde kavranmasını engelleyip bulanıklaştırdığı gibi, iktidar ve devlet uygulamalarını da tehlikeli alanlara sürükler. Batı düşüncesinde böyle bir ayrım yapılabildiği zamandan itibaren oradaki insanların, toplumların, ülkelerin, mesela toplumsal, siyasal, iktisadi, düşünsel yönlerden gelişme gösterdikleri, buna karşılık dünyadaki diğerlerinin geri kaldıkları gibi bir sorun tartışmaya hâlâ açık durmaktadır.

- Milli Gazete, İsmail Kıllıoğlu tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7299743/ismail-killioglu/devlet-salt-iktidar-mi-iv