Ölüm korkusu ve siyasal tercihlere etkisi

Bekir  Gündoğmuş
Bekir Gündoğmuş

Geçtiğimiz hafta salgının psikolojisi konusuna temas etmiş, bu hafta ise konu ile ilgili farklı bir perspektif sunan Dehşet Yönetimi Kuramı’ndan bahsedeceğimi ifade etmiştim.

Bahse konu olan teori, 2000’li yıllar sonrası popülerlik kazansa da, uzun yıllar boyunca insan davranışlarının nedenleri üzerine yoğunlaşmaktadır.

Teorinin temel iddiası; insanların geleceğe yönelik korkuya kapıldıklarında dehşet halini yaşaması ve çözüm olarak da kültürel dünya görüşlerine sarılması üzerine odaklanmaktadır.

Detaylarına gireceğim biraz sonra ancak mevcut gündemimizi anlamaya dönük olması ve aslında siyasal öngörü fırsatı sunuyor olması da zaten teorinin bu iddiasından kaynaklanmaktadır.

Hepimizin de kolaylıkla gözlemlediği gibi pandemi süreci, dünya genelinde korkunun bir üst aşamasında dehşet halini yaşatmaktadır. Zira korku hali, tehlike ya da tehdit durumunda savunma geliştirme işlevine sahipken dehşet hali ise insanların çaresizliğine vurgu yapmaktadır.

Sıradan bir tehlike karşısında savaşmak, kaçmak ve donakalmak seçeneklerinden birisine yönelen insanların çaresiz kaldığı durumların başında ölüm gelmektedir.

Ölüm karşısında insanın teslim olmaktan başka çaresi bulunmamaktadır. Ve bu durum maddeye hükmettiğini zanneden insanı dehşete düşürmektedir.

Pandemi sürecinde yaşanan psikolojik ruh hali tam da bu teoriyi doğrular niteliktedir. İtalya’da yolda yürürken bir anda devrilip ölen insan görüntülerini izleyerek başlayan korku hali yanı başındaki eşine dostuna komşusuna da hastalığın bulaştığını gören ve bunlardan bir kısmının öldüğüne şahit olan insanları dehşet haline doğru sürüklemektedir.

Salgından ölenlerin oranı hasta olanlara nazaran oldukça sınırlı olduğu halde ölüm korkusu birçok insanın gündelik hayatında önemli değişikliklere neden olmaktadır.

Genel olarak dehşet halinden kurtulabilmek için insanlar iki yola başvurmaktadır. Bunlardan birincisi; kültürel dünya görüşlerine sarılmak olurken diğeri ise benlik saygısını artırmaktır.

Kültürel dünya görüşleri ile kast edilen anlam; kişinin inancını, milliyetini, ideolojisini kapsamaktadır. Benlik saygısı ise daha çok kariyer, başarı gibi kriterler üzerinden anlaşılmaktadır.

Araştırmalar kültürel dünya görüşlerine yönelimin benlik saygısına nazaran çok daha fazla etkili olduğuna işaret ediyor.

Gelir, eğitim ve meslek düzeyi gibi çeşitli etmenler ile de şekillenen benlik saygısı kültürel dünya görüşlerine yönelimi de etkileyebiliyor.

Siyasal gelişmelere etkisi bakımından değerlendirdiğimizde konu çok daha anlaşılır hale gelmektedir. Örneğin 2004 yılında yapılan ilmi bir araştırma, Amerikan halkının desteğini alma konusunda başarısız olan G. Bush’un 11 Eylül saldırısı sonrasında hızlı bir şekilde yükselişe geçtiğini ve politikalarına desteği artırdığını ortaya koymaktadır.

Ülkesinin terör tehdidiyle karşı karşıya kaldığı izlenimine sahip olan insanlar milliyetçi reflekslere yönelerek dehşet halini yönetmeye çalışmaktadır.

Elinde İncil ile seçim kampanyası yürüten Donald Trump’ın, her ne kadar seçimleri kaybetse de, 2016 seçimlerine nazaran oylarını neredeyse 15 milyon dolayında artırması da bu anlamda değerlendirilebilir.      

Kısacası pandemi gibi “ölüm” gündeminin şartları belirlediği bir ortamda insanların mevcut yönetimleri ve düzeni korumaya dönük yönelimler geliştirdiği görülmektedir.

Üzerinde ciddi şüpheler bulunmasına rağmen insanların büyük çoğunluğunun aşılanma uygulamasına yönelik büyük ölçüde uyum göstermesi, mevcut yönetimleri destekleme refleksine örnek gösterilebilir.

Diğer yandan, teorinin öngördüğü şekliyle, ülkelerde siyaset yapıcılar çok daha dini, milliyetçi, ideolojik refleksler geliştirmeye yönelmektedir.

Yerli ve milli üretim, bekanın korunması, geleneklere sahip çıkma, vatan-bayrak sevgisi gibi siyasal söylemler “bir ve beraber” olmayı sağlamakta ve böylece dehşet halinden uzaklaşıldığı varsayılmaktadır.

Bütün bunlar, bir yılı aşkın süredir muhatap olunan pandemi sürecinin siyasal etkilerini ciddi ölçüde ele almayı zorunlu kılmaktadır.

Burada iki önemli soruyu sormamız gerekiyor. Bunlardan ilki; insanları dehşet haline sürükleyenler neyi hedefliyor?

Diğeri ise bu dehşet halini nasıl yönetmek gerekiyor ve önceliğimiz ve hedeflerimiz ne olmalı?

Görünen o ki, siyaset bu sürecin doğru bir şekilde okunmasına göre şekillenecek.

- Milli Gazete, Bekir Gündoğmuş tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7290822/bekir-gundogmus/olum-korkusu-ve-siyasal-tercihlere-etkisi