Kırıntılar

Fatma Tuncer
Fatma Tuncer

Çocuk beş kardeşin en küçüğüydü. Aile apartmanında yaşamanın avantajlarına sahipti ve sabah kalkar kalkmaz babaannenin kapısını çalar, kahvaltıyı onlarla yapardı. Babaanne her sabah kahvaltıyı hazırlamadan önce bahçeye koyduğu su kabını doldurur ve kuşlar için bir miktar yem atardı. Çocuk başını cama yaslar ve yazın yakıcı sıcağında suyu kana kana içen kedileri izlerdi. Çocuk, kuşların babaannenin attığı yemi yerken yaşadıkları heyecanı bütün yoğunluğu ile hisseder ve hayvanlarla yakınlık kurardı. Kuşlar sabahın erken saatinde atılan bu yemleri yer sonra ağaçların dallarına konar ve günlük konserlerini verip giderlerdi. Çocuk her sabah babaanne ile hayvanlar arasında gerçekleşen bu alışverişi kaçırmamak için erkenden çalardı kapıyı. Çocuk hayatı anlamlı kılan şeyin iyilik yapmak olduğunu o yaşlarda kavramıştı.

Yıllar su gibi akıp gitmişti, babaannenin gölgesinde büyüyen o çocuk bir eğitimciydi ve hemen her yıl okulun en sevilen öğretmeni seçiliyordu. Ayakları hep yoksulların sokağında olmuştu Halil öğretmenin. Yürekleri acıyan çocukların başlarını okşardı, evlerine ekmek parası götüremeyen babaların kalplerini teskin eder, söze hasret kalanların yüreklerine su serperdi. Halil öğretmen hayatının büyük bir kısmını yardım çalışmalarına ayırırdı ve her akşam evinin kapısından içeri girerken aynı soruyu sorardı: Bugün Allah için ne yaptım? Halil öğretmen bu erdemli davranışı eğitim aldığı okullardan değil yüreği sevgi ile çarpan babaannesinden öğrenmişti…

ÇOCUĞUN PİŞMANLIĞI

Ay başı geldiğinde baba maaşından bir miktar ayırır ve aile fertlerine hiçbir açıklama yapmaz, sessizce çıkıp giderdi. Çocuk merak ederdi, acaba baba bu parayı kime veriyor, kim için harcıyordu? Hatta bazen iç geçirir babaya öfke duyardı fakat ne duygularını belli edebilir ne de babaya o parayı nereye harcadığını sorabilirdi. Çocuk sessizliğe gömülür ve susardı. Bir akşam ödevlerini yaptıktan sonra defterin kıyısına şöyle bir not düştü: Babamın ayırdığı parayı kime verdiğini bilmiyorum ama bana bisiklet almasını isterdim…

Aradan birkaç ay geçti, aile fertleri kahvaltıda bir araya geldiler. Baba ihtiyaç hissetmiş olacak ki anneye açıklama yapıyordu: “Her ay aldığım maaştan bir miktar ayırıp, bir yoksulun bakkal borcunu ödemeye çalışıyorum ama gücüm sadece bir aileye yetebiliyor, bu ay babaları vefat eden beş yetim çocuğun geçimliğini karşılayabildim…” Anne başını eğmiş hiç yorum yapmadan dinliyordu… Çocuk babanın bu davranışından çok hoşnut oldu ve kendini suçladı, o akşam defterine düştüğü notu sildi ve şunları yazdı: Babamla gurur duyuyorum ben de büyüdüğümde onun gibi iyiliksever biri olacağım.

KÜÇÜK ŞEY YOKTUR

Kadın asırlık ömrünü hayır hasenatla geçirmiş ve dünyayı bir fırsatlar diyarı olarak görüp,  sevgi ve iyilik biriktirmişti. Artık merdivenin son basamaklarındaydı, gözlerinin feri sönmüş, ayaklarında derman kalmamış ve gündelik işlerini dahi yapamaz hale gelmişti. Fakat aldığı her nefesin, attığı her adımın büyük bir imkân olduğunu biliyor ve şükrü hiç terk etmiyordu. Kadın sabah namazından sonra duaya duruyor ve gün ağarıncaya kadar tanıdığı-tanımadığı tüm mazlumlara, yoksullara, hastalara, yaşlılara dua ediyor ve bunu rutin olarak yapıyordu. Hiç tanımadığı, bilmediği, karşılaşmadığı insanlarla duada buluşuyor ve onlar için yakarıyordu. Kimse doksan yaşında bir kadının hasta ve muhtaçlara duaları ile ulaşıp büyük destek sağladığını bilmiyordu. Zaten onun böyle bir şeye ihtiyacı da yoktu, elimden ancak bu geliyor deyip dualarını hiç terk etmiyordu. Kadın sahip olduğu şey ne ise onu Allah için kullanıyor ve ebedi göçte işine yarayacak azık biriktiriyordu. Kadın geçici olana değil kalıcı olana tabi olmuştu.

- Milli Gazete, Fatma Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7288028/fatma-tuncer/kirintilar