Suç ve ceza

İsmail Hakkı Akkiraz
İsmail Hakkı Akkiraz

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İslam’dan yüzünü batıla çevirmiş Batıcılar ve işbirlikçi münafıklar İslam’ın günah tanziminden yakınıp dururlar. Onlara göre bu günahlar, dünya hayatını zevkle yaşamaya engel oluyormuş. Hâlbuki İslam'da günah, suçlarla ilgilidir ve günah çizgisi, suç alanının sınırlarını siyah bir dairenin içine almaktadır. Bu çizgi, suçluluk halimizin günahsızlık halimize karışmasına ve kaynaşmasına engel olmaktadır. Bir yandan da hayâ ile utanma ile sıkı sıkıya ilgilidir. Hayâ, hayattır ve imandandır. Allah'tan hayâ etmek, insanı günahtan alıkoyar. Bir Müslüman’ı, hayâsı onu, suç işlemekten haram ve günah alanlarından uzak tutar. Hayâ ve edep; İslam’ın, insana yüklendiği görevleri kolaylaştırıcı kuvvettedir. Müminler, ölüm sonrasına ve ahirette hesap vermeye inandıklarından Allah’tan ittika ederler, bunun ile iyilik olan Adil Düzen’i hâkim, kötülük olan faizci kapitalizmin zail olması için malıyla canıyla cihat ederler. İslam düşmanı Hıristiyan ve Yahudi batıda günah, gözle görülür, elle tutulur suç olmaktan koparılmıştır. Onlara göre insan zaten doğuştan suçludur, suç ve günah, masum hayatın içine karışmıştır. Bunun için Müslümanlar, Batı’yı taklit ederek hiçbir saadete ulaşamazlar. Günah işlemek bir hak değil, zulümdür. İslam’ın günah düzeninin hayatın dışında tutulduğu toplumlarda suç kavramı kesinliğini yitirir ve ortalık karışır. Her zaman suç işlemeye yatkın, işlediğinin suç olup olmadığını bile kavramakta güçlük çeken bir gençlik türer. İslam’ın yerine batı cehaletini ikame eden toplumlarda aile tahrip edilmiş, şefkat ve merhamet yerini kin ve nefrete bırakmıştır. Sözde, her şeyi akılla çözüyorlar. İslam’ın terbiye etmediği bir aklın; nefsin ve enaniyetin nasıl bir kölesi olduğunu düşünmek bile istemezler. İslam; orta ve doğru bir yoldur, insanı günah işlemekten korur. İnsan, yalnızken ve kalabalıktayken, her durumda ve her yerde yaptığı her işi İslam ile ölçüp biçerse kurtulur. O zaman kendisine ve başkalarına faydalı bir kimse olur. Bugün, bu İslam’ca duruşun kapısını Milli Görüş tutmuştur.

CEZA

Günahlar ve günahkârlarla ilgili “sünnetullah”; Allah’ın değişmez yasaları vardır. Kâinatta olup biten her şey, bu yasalara göre olur. Bunlar şunlardır. a-Kim günah ve kötülük yaparsa cezasını bulur: Günahları işlemek, işleyenine bakmaksızın, cezanın uygulanmasını gerekli kılar. Günahların işlenmesinde ve ona gereken cezada “sünnetullah”, genel ve kesin olup bütün yaratıklar için geçerlidir. Kişiler, kavimler, ülkeler ve topluluklar bu cezanın kapsamı içindedir. Bu cezaların uygulanmasında, müsamaha söz konusu olmaz. Allah âlemlerin Rabbidir. Herkes bu genel kanunun önünde eşittir. Günah işleyen her kimse, sünnetullah gereği cezasını görür. b-Kötülüğün cezası kötülüktür; bir günah işleyen sadece onun kadar cezalanır: Ceza, günahın, kötülüğün miktarına göredir. Günah ve kötülüğün miktarına, yani hak ettiği cezanın üzerine yapılan artış, çirkindir, haddi aşmadır, zulümdür. Zulüm ise caiz değildir. Allah kullarına zerre kadar zulmetmez. c-Kötülüğe, günaha rıza göstermek toplumun genelinin cezasını gerektiren bir günahtır: Rabbimiz: “Öyle bir fitneden; günah ve kötülüklerden sakının ki, aranızdan yalnız zulmedenlere erişmekle kalmaz. Bilin ki Allah’ın azabı çetindir” buyuruyor. Ayette geçen “fitne” günah anlamındadır. Bu günah; toplumdaki kötülüklere “emri bil maruf ve nehyi anil münker” konusunda ikiyüzlü davranışlara, bidatların ortaya çıkmasına ve cihatta tembelliğe rıza göstermek olarak tefsir edilmiştir. Bir toplumda kötülükler kabul görür ve yaşanırsa, bu mutlaka cezalandırılır.

UMUMÎ CEZA

İslam’da: “Hiçbir günahkâr başkasının günahını çekmez” hükmü esastır. Zaten her nefis, yaptığı şeyler karşılığında rehin alınacak, tutuklanacaktır. Cezanın, umumi oluşunun sebebi; kötülüğü işleyenin, ondan vazgeçmesi vacip olduğu gibi, diğerlerinin de o kötülüğü engellemeleri vaciptir. Bu yapılmadığı zaman fert ve toplum birlikte günahkâr olurlar. Kötülüğü yapan, yaptığı için, toplum ise, o kötülüğün işlenmesi karşısında susup ona rıza gösterdikleri için ceza görür. Allah hüküm ve hikmetiyle, kötülüğe razı olanı, onu yapan gibi kabul etmiştir. Böylece, topluca günah işlemiş oldukları için azap, hepsine iner. Enam 6: “Görmediler mi, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar gönderip evlerinin altlarından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları, günahları sebebiyle helâk ettik ve onların peşinden başka nesiller yarattık.” Allah, geçmişte işledikleri günahları sebebiyle kavimleri helâk etmiştir. Hiç kimse, kısa ömrü içerisinde görmese de bu, geçerli bir kanundur. Allah’ın İslam’dan başka hiçbir şeye rızası yoktur. Müminin siyaseti, Allah’ın rızasını kazanma, yolunda halifelik görevini adil bir şekilde yerine getirmektir. Bir mümin, adil düzen varken, faizci kapitalizmin yürütücüsü ve destekçisi olamaz. Bir mümin; “bu işler birden olmuyor, yavaş yavaş olur, adil düzenin de zamanı gelecek” diyerek şer siyasetine destek olursa günahkâr olur.

SAADET’İ SUÇLAYANLAR

Bu kesim; Saadet’i, din düşmanları ile CHP, PKK ve HDP ile birlikte olmakla suçluyor ve “hainlikle” itham ediyor. Gerçek şudur: Saadet Partisi, milletimizin karşısına ıslah siyaseti ile çıkan, hak ve adaletten yana olan, Adil Düzen’i telkin ve teklif eden, İslam Birliği’ni savunan bir teşkilattır ve ümmettir. Saadet Partisi; bu manasıyla ne AK Parti’nin karşısında, ne de CHP ve diğerlerinin yanındadır. Herkese; kurtuluşun Milli Görüş’te olduğunu anlatmaya çalışan şuurlu bir topluluktur. Erbakan Hoca’mızın dediği gibi; Saadet siyaset yapmıyor, iyiliği emrediyor, kötülüğe mani olmaya çalışıyor. Bunu göremeyecek kadar kör olanlara ne anlatılabilir ki… Selam hidayete tabi olanlara…

- Milli Gazete, İsmail Hakkı Akkiraz tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7272295/ismail-hakki-akkiraz/suc-ve-ceza