Popülizmin esareti altında siyaset

Bekir  Gündoğmuş
Bekir Gündoğmuş

Türkiye’de siyasetin yönünü tayin etmede, dahası konjonktürel gelişmeleri tahlil etmede, dolayısıyla Türkiye siyasetini anlamada unutulmaması gereken en önemli bilgi, ekonominin değil siyasetin belirleyiciliği olduğu hususudur. Tanzimat’tan günümüze değin yaşanan siyasal süreçlerin bütününde bu gerçeği görmek mümkündür.

Sınıf ayrımı yerine yöneten-yönetilen ayrımının varlığı ve güçlü devlet algısı Türkiye’de siyasetin belirleyiciliğinin temelini oluştururken, çok partili yaşama geçişten bu yana temel ayrışma noktası da yaşam tarzı farklılıkları üzerine şekillenmektedir.

Elbette tek etmen yaşam tarzı farklılıkları değildir, ancak Türkiye’nin kendi siyasal yaşanmışlıkları ayrışmanın bu zemin üzerinde inşa edilmesini beraberinde getirmektedir.

Bunu ifade ederken ekonomik yapının ya da gelişmelerin siyaset üzerinde etkisi olmadığı anlamında bir yaklaşımdan söz etmiyoruz elbette.

Zira yaşam tarzını şekillendiren unsurların temeline bakıldığında dahi, ekonominin etkisi ayan beyan fark edilecektir. Taraflar arasında gelir, eğitim, meslek düzeyleri karşılaştırması yapıldığında bu etki kolaylıkla ayırt edilebilmektedir. 

Ne var ki, mücadelenin odak noktasına ekonomi koymak istendiğinde, yaşam tarzı üzerinden çıkartılan suni gündemlerle konunun nasıl manipüle edildiği ve sağından soluna seçmenlerin ezici çoğunluğunun nasıl buna çanak tuttuğu herkesin malumudur.

“Bak gördün mü, nasıl da gündemi değiştirmeye çalışıyorlar” sözü bu anlamda sıklıkla söylenilen bir sözdür. Ancak aynı zamanda siyaseten neredeyse hiç karşılığı olmayan bir sözdür.

Çünkü yaşam tarzı üzerinden kendi kamplarına çekildiği bir ortamda tarafları birlikte gerçek gündemi konuşmaya çağırmak, beyhude bir çağrıdan öteye gidememektedir.

Hele hele popülist siyasetin küresel ölçekte yükselişe geçtiği ve yakın gelecekte çok daha etkisini arttıracağının görüldüğü günümüzde bu sözün geçerliliği çok daha fazla sorgulanır niteliktedir.

Hemen parantez içinde belirtmem gerekir ki, güncel (sağ ya da sol) popülist siyaset; kimlik inşa etmeyi ya da var olan kimlikleri yüceltmeyi içermektedir.

Popülist siyasetçilerin her biri sınırlarının, kimliklerinin, değerlerinin tehdit altında olduğu iddiasını (beka söylemi) güçlü bir şekilde dile getirmekte ve bu sayede kitlelerini konsolide etmektedir.

Kimisi tehdidin gerekçesi olarak göçmenleri dayanak göstermektedir, kimisi başka ülkelerle işbirliği yaptığını iddia ettikleri “içerideki hainleri ve onların sahiplerini” hedefe koymaktadır.

Peki, bu strateji karşılık görmekte midir? En azından seçim sonuçlarına bakılırsa popülist siyasetin ciddi karşılık bulduğu, kitlelerin bu “düşman” imgesi karşısında kenetlendiği görülmektedir.

Popülist siyasetçiler, “elitlerin” karşısında “halk” adına durdukları ve halkın haklarını savundukları söylemiyle siyasal meşruiyet oluşturmaktadırlar.

Onun için halkın değerleri, sembolleri, alışkanlıkları karşısında aykırı bir tutuma yönelmemekte, aksine onları çok daha belirgin hale getirmektedirler. Onlar gibi düşünmekte, onlar gibi hareket etmektedirler.

Popülist siyasetçilerden “devlet adamı”, “salon beyefendisi” tavırlarını beklemek muhaliflerin ya da elitlerin alışkanlığı olsa da, sıradan insanların beklentisi bu yönde değildir.

Bu nedenle popülist siyasi söylem; meşruiyetini halka dayandırma iddiasıyla çoğunlukla kaba, sert, acımasız, rövanşist bir tutum içerisindedir.

Ülkede var olan ekonomik sorunlar, yolsuzluklar, israflar popülist söylemlerle kolaylıkla görünür ama önemsiz kılınabilmektedir.

Peki ya, nereye kadar?

Adı üstünde popülist söylem! Bir gelecek kurgusu beklemek zaten beyhude değil mi?

Duvara toslanıldığı anda popülist siyasetin başvuracağı yöntemler yine popülizm ile şekillenecektir. Ve ürkütücü ama gerçek olan ise; bu yaklaşım bir ur gibi dünya geneline yayılmaktadır.

- Milli Gazete, Bekir Gündoğmuş tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7237712/bekir-gundogmus/populizmin-esareti-altinda-siyaset