Esintiler

Fatma Tuncer
Fatma Tuncer

Sultan Alparslan bir gün Nişabur şehrine girer. Bir caminin önünden geçerken orada toplanmış birtakım bilginler görür. Zamanın bilginleri son derece yoksul bir görüntüye sahiptirler ve sultan geçerken ona özel bir tazimde bulunmazlar. Sultan bu durumu kabullenemez ve veziri Nizâmülmülk’e sorar. Nizâmülmülk, onların ehl-i takva âlimler olduğunu ve dünyaya hiçbir şekilde itibar etmediklerini, takva ehli olan bu insanların üzerlerindeki giysilerin yoksulluk alameti sayılmaması gerektiğini ifade eder. Nizâmülmülk, sultana bu şekilde izahını yaptıktan sonra, “Eğer izin verirseniz, ilim peşinde koşan bu insanların ilimlerini yayabilecekleri bir yer inşa etmek ve desteklemek isterim” der. Onun bu talebi üzerine Sultan Alparslan, Nizâmülmülk’ün medreselerini kurmasına izin verir ve hükümdarlık gelirlerinin onda birinin de bu çalışmalara ayrılmasını ister. Ve Nizâmülmülk tarihe, inşa ettiği medreselerle büyük hizmetlere vesile olan bir ilim sever olarak geçer.

 KİTAPLA BAĞIMIZ NASIL KOPTU?

30 yıl önce evlerimize itina ile kurduğumuz kütüphanelerin ayrı bir önemi vardı. Kitaplar belli bir düzene göre dizilir ve okunurdu. Kitap demek hayat demekti ve kütüphanesi olmayan evler ıssız bir vadi, çocuksuz bir yuva gibi algılanırdı. Kitaplarla kurduğumuz yakınlık insani ilişkilerimize de yansır ve arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde bilgiyi paylaşarak kitabın bereketine ulaşırdık.

Kitapların bir ruhunun olduğuna inanır ve sayfalarını özenle açardık. Kütüphaneye alınacak kitapların listesini yapar, okunacaklara işaret koyar ve bilginin hayatımıza neler kattığını mütalaa ederdik. O zamanlar teknoloji hayatımıza bu kadar girmiş değildi ve evlerde bir araya gelir ilmi çalışmalar yapardık. Bilgiye ulaşmak zordu ancak emanet kitap alıp vererek, birkaç arkadaş kaynak bir seriyi satın alarak ya da kütüphaneye giderek çalışmalarımıza devam ederdik. Üniversite tahsilini tamamladıktan sonra devlet memuru olarak atanan komşum, “Çalışmıyorsunuz, herhangi bir okula devam etmiyorsunuz, bu kadar kitap ne işinize yarayacak” derdi… Kitabı ve eğitimi ekonomik kazanımlar için kullanılan bir araç olarak görenlerin ilimden anladıkları buydu. Düşünün… Edindiğiniz bilgiler eğitiminizi tamamlamanıza vesile olacak ve işe başladığınızda kitaplara veda edeceksiniz… Ne kadar pragmatist ne kadar sığ bir görüş değil mi?

İlimle meşgul olan kişileri öven ve ilme teşvik eden bir peygamberin ümmetleri için hayatın kendisi mezuniyet vermeyen bir okul değil midir? Resulullahın izinde yürüyen Müslümanlar ilmi hikmetle buluşturarak vahyin ışığına sığınır ve ölünceye kadar bu ışığın gölgesinde kalmaya gayret ederler. Fakat ne ilginçtir ki teknolojinin hayatımıza girmesi ile birlikte seküler esintilerden etkilenip, kitaplara olan ilgimizi kaybetmeye başladık. Artık bilgiyi parmaklarımızın ucunda görüyoruz, istediğimiz her konuda internete başvuruyor ve buradaki bilgi kirliliğinin istilasına uğruyoruz. Kütüphanelerimiz yalnızlığa terk edileli otuz yıl oldu ve yıllar önce alınmış kitaplar burada tozlanmaya ve aşınmaya yüz tuttular.

Kitapla olan bağınızı dile getirmeden önce şu soruyu lütfen kendinize sorun: En son kitabı ne zaman satın aldım? En son hangi kitabı ve hangi tarihte okudum? Farkında mısınız kitaplarla aramıza mesafeler örülünce ayaklarımızın altından akan kirli sulara karşı korunmasız hale geldik ve direncimizi kaybettik. İlk evvela kitapların şahı vahyin kaynağı Kur’an’dan ve bizi ona yaklaştıracak ilmi çalışmalardan uzaklaşmaya başladık. Ve verimsiz bir toprağa dönüşen ruhlarımız çağın tehlikelerine karşı savunmasız hale geldi. Fakat kendimize dönüp nerede hata yaptık diye sormadık, soramadık…

- Milli Gazete, Fatma Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7182125/fatma-tuncer/esintiler