Derelerin yaramayan taşları yaracak mı başları

Necati   Tuncer
Necati Tuncer

“Ne rakam doğru, ne rakama yüklenen anlam doğru, ne de bu rakam üzerinde yürütülen kampanya doğru.”

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin bir toplantısında, muhalefetin “128 milyar nerede?” sorusunun ve bu sorunun afişlendirildiği çalışmaların reddiyesinin özü bu cümlelerdi.

Saadet Partisi Lideri Sayın Karamollaoğlu’nun “Para ne oldu değil, kime gitti?” sorusuna cevap istediği ve açıklanmasını “Basit bir iş” olarak gördüğü o CHP afişlerinin neyin ve hangi seçim öncesindeki CHP’ne yönelik muhalefet kampanyasının bir rövanşı olduğunu tahlile durmadan önce dikkatlerinizi çeksin diye ürettiğimiz basit mizahi cümleler kullanacağız, hoşgörülere sığınarak. Zira “yevmiyeci katipler” dediğimiz yandaş medyacıların yukarıya aldığımız sayın Erdoğan’ın itirazlarının güçlü anlaşılmasını sağlayacak ne esprileri oldu, ne de izah dertleri.

Geçen hafta “empati” demiştik;Saadet Partisi de’’İktidar empati yapmalı’’ afişleriyle Başkan Karamollaoğlu’nun’’İktidar empati yapmadığı zaman zalimleşir!Bakar ama göremez.Ülkenin problemlerini çözemez’’ diye bitenöğütlerini duyurdu herkese. işte öyle bir şey sayın.

14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin oylarını patlatan ve CHP’nin iktidarına son veren bir afişi vardı; sağ el içinin bir şamar resmi gibi kullanıldığı.

“Yeter! Söz milletindir!”

CHP’nin “128 milyar nerede?” sorusunu afişlemesi, o DP afişinin rövanşına soyunmak olarak görüldüğünde, üretilecek espriler, nükteler de basitleşirdi. AKP medyasının elemanları bu anlattıklarımızı kavrayabilselerdi eğer.Üstelik karşı sorularla muhalefetin hücumları da kırılabilirdi.

“128 milyar nerede?”

“Ne yapacaksın? Başında mı bekleyeceksin? Damat da yok zaten. Üretimsizliğinize bulduğunuz çare, bu soru mu?

Hükümet kanadından yapılan “128 milyar halka verilmiştir” resmi açıklamasını dahi kullanabilirdi muhalefete cevap derdinde olsaydı  yevmiyeci katip gazeteciler.

“128 milyar nerede?”

“Halka dağıtılmıştır!”

İşte bu noktada, halkın 128 milyarı harcayacağını iddia eder yahut ima ederlerse muhalefet sözcüleri, iktidarın savunmacı elemanlarına onları mat etme fırsatı geçmiş olurdu;  iktidarın o ihtimale karşı  tedbir almışlığı hatırlatılarak.

“O kadar patates, soğan niye dağıtıldı?”

Muhalefetin gündem yaptığı olaylara tek tek bakıldığında da hepsinin birer birer geçmişten intikam hissi taşıdığı gözlenir.

Günümüzün orta yaş neslinin yaşadıklarından hatırlatmak istersek 1950’lere gitmeden,1977 yılında bir daha başbakan olan Demirel’in, başarısızlık ihtimalinde arkasına sığınmak ve yıkılan Ecevit hükumeti’ni eleştirmek maksadıyla siyasi tarihimize yazdırdığı ‘’Ülkeyi 70 sente muhtaç ettiler’’diye bilinen o cümlesinin intikamı, rövanşı ‘’128 milyar nerede’’ sorusuyla alınıyor tezi akıllara düştüğünde ise yandaşlar aralarında kısa paslaşmalar yapabilirlerdi.

‘’70 sentin tartışıldığı günlerden 128 milyarın arandığı günlere erdik!’’

Elbette bu misallerle bitmez ya da sınırlandırılamaz geçmişle mukayese hakkı kazanmış AKP icraatları.Dahası hep vardır.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın o toplantıda hizmetlerine teşekkür ettiği ve bilgisinden,zekasından faydalanmayı sürdüreceğiz dediği Bakan Ruhsar Pekcan olayı mesela.

Bakanlığına, eşiyle ortak olduğu şirketten dezenfektan aldıran Bakan Ruhsar Pekcan hadisesi eşdeğerdir, muadildir, paraleldir 7. Demirel hükümetinde Devlet Bakanı iken bir yakınının cenazesine gönderdiği çelengin parasını devlete fatura ettiği için görevden alınan CHP’li bakan Güler İleri hadisesi.

RP’nin gelişlerini hızlandıran bu yaşanmışlık, bir başka siyasi hataya da yol açtı ama…

CHP Bakanının bu usulsüzlüğünü tespit edip Meclis’e taşıyan RP milletvekili Melih Gökçek’in yükselişinin hızlanması ve Ankara’ya Belediye Başkanı olması...

Ülkemiz siyasetindeki kısır döngü benzerlikleri işte böyle sıralanabilir diyerek yaşadığımız günlerden aktüaliteye taşınan bir başka olayın daha tahliline geçelim.

AKP’ne artık yeter diyecek seçmenlerin muhafazası için prematüre sıfatlarından kurtarılmaya çalışılan ve AKP’ni AKP yapanlarca kurulmuş siyasi örgütlerden birinin sayın genel başkanının bir demecinin medyaya düşmesinden yola çıkacağız şimdi de.

Bir Ali Babacan cümlesi, çağrışımları ve itirazları malzememizdir. Hem nerelerden geçerek geldiğimizin hesaplaşmasına malzeme olsun istediğimden; hem de maddi kayıplarımız üstünden yürütülen siyasi atışmalar gönüllerimizi yıpratır ve eskitirken, belki anılarımızı kullanarak bir tazelik, bir canlandırma sağlayabiliriz yorgunluğumuza.

“Fotokopi çektirdiğimiz A4 kağıdını arkalı önlü kullanarak tasarruf ettiğimiz günlerde benim için Fren Ali demişlerdi.”

Dosya kağıdı denilen o bembeyaz A4’leri dilekçe yazacağında veya ödev yaptığında kullanırdı öğrenciler ve sivil insanlar 70’li 80’li yıllarda.

3’üncü hamur da denilen teksir kağıtlarına yazardık ders notlarımızı. Mavi, kırmızı, siyah, yeşil tükenmez kalemlerle bir kelimelik yer kalmayacak kadar doldururduk iki yanını. Kitaplarımın arasında kalmış ve hâlâ duran o not kağıtlarını çocuklarıma göstermiştim; beyaz kağıtların kıymetini bilsinler diye...

AKP hükümetlerinde yetkili iken tasarruf eylemini A4 kağıdını tam kullanmaktan öteye taşıyamadığını sayın Babacan’ın, bu demecinden öğrendik. Devamında ise çok daha acı gerçeği, ayrı bir partisi olduğu bugün ancak açıklıyordu.

“Bana Fren Ali diyen o israf zihniyeti 125 bin makam arabası aldı ve duvara tosladı.”

Orada iken parlak, zeki, uysal çocuk rolünü verdiklerini veya yaptığını açıklamakla görevlendirilen AKP yetkilisi sayın Varank’ın, artık sorumlusu olmayacaklarını vurgulaması, nasıl yönetildiğimizden teferruat nüshaları olarak okunurken, AKP hükümetlerindeki iç mücadelenin boyutlarını da dikkatlere sunarızdır gerekçelerimizden biri de.

Hesaplaşma diyoruz ya, kıyaslayın şimdi; yüzbin tank üretmeyi hedefleyen ve planlayan Erbakan’a, nereye park edeceksin o kadar tankı hayalsizliğiyle karşı çıkılan Ecevit’li yılları.

AKP bakanı sayın Varank hesaba çekiyor şimdi, kadrolu çalıştırdıkları sayın Babacan’ı. Sen misin sırlarımızı ifşa eden sertliğini kattığı soru cümleleriyle.

“Busan’da Kore yemeği yiyemeyince kriz çıkaran;

Yurt dışında Mercedes harici araca burun kıvıran;

Londra-Washington günlerinde kalacağı otelin yıldız sayısıyla ilgilenen bir geçmişi olmasa;

Bu mütevazılık numarasına ben bile kanabilirdim.”

Sayın Babacan’a, o günlerde niçin konuşmadın, veya gereğini yapmak, yaptırmak gayretin var idiyse neden milletini haberdar etmedin sorusunu sormadığımızdan, sayın Bakan Varank’ı da muaf tutuyoruz sorularımızdan.

Lakin söze yurtdışı karışmışken, bizim de bu sayfada yazdığımız benzer bir olayı hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Sonraları Türkiye Cumhuriyeti’nin çok daha üst makamlarına oturmuş bir Dışişleri Bakanı, ABD’de iken ABD içinde seyahat gerektiğinde, ilgili konsolosluğumuza iç hatlar gişelerinden bilet aldırır. Fakat sayın eşi razı olmayınca TC adına özel uçak kiralanır.

Olayı o sayın bakanın eşiyle eşi akraba olan konsolosluk görevlimiz Türkiye’de medyaya anlattığında öğrenmiştik biz de ve yazmıştık bu halleri. Hatırlanmasında hiçbir mahzur yoktur.

Partidaşı iken rakip olmuş politikacılardan sayın Babacan’a, canla başla savunma hücumu yapan sayın Bakan Varank’ın, heyecanından kaynaklandığına inandığımız bir cümlesini de kayda aldırmak istiyoruz yeri gelmişken. AKP’li zamanları savunmanın AKP’lilere ağır gelmesi sayılabilir mi bu durum, bilmeyiz.  

Sayın Babacan’ın A4 kağıtlarını tam kapasitesiyle tam kullanan kahramandım açıklamasına cevap verirken sayın Bakan Varank da mecburen kahramanlığını öne çıkarmaya çalışmış.

Sayın Babacan’ın lüks saydıkları arzu ve eylemlerini bir bir saydıktan sonra ne diyordu sayın Varank?

“Bu mütevazılık numarasına ben bile kanabilirdim.”

Sayın Varank’ın bir istihza yüklenmiş konuların çokluğuna ve kimlik çağrıştırmasına zaman harcamadan, aklımıza takılan bir soruyu soralım: Bu ifade bir gönderme midir? Kandırılınca af isteyenlere yahut eklemlenerek gelip fotoğraf çektirenleri açıklamaya mecbur kalanlara.

Cevabı çok merak etmesek de sormuş olalım, şu mübarek günlerde insanlarımızın derin hoş görülerine sığınarak...

- Milli Gazete, Necati Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7078153/necati-tuncer/derelerin-yaramayan-taslari-yaracak-mi-baslari