Suçlu Sensin… Biziz…

Remzi Çayır
Remzi Çayır

Yüzyıl geçmiş aradan… Osmanlı, birçok cephede var olma mücadelesi verirken, içerideki azınlıklar, Batı’nın kışkırtmasıyla, ayaklanmışlardı.

Ayaklanmakla kalmayıp, köylerde, kentlerde, erkekleri olmayan kadınları, çocukları, yaşlıları rencide etmişlerdi. Türk’ün namusuna el uzatmışlar, kendilerince bağımsızlık rüyası görmeye koyulmuşlardı.

Fransa, Amerika… Hatta Rusya, Ermenileri ve diğer unsurları kışkırtmakta pek becerikli davranmışlardı. Neticede, Balkanlar’da birçok devlet doğarken, Anadolu’da hak iddia eden Ermeniler, ne yazık ki, bizi sırtımızdan vurmuşlardı.

Birçok hikâye dinledim… Hem de gerçek tanıklardan, yaşanmışlıklardan… O gün vakaları birebir gören, yaşayan ninelerden dedelerden, kimi Ermenilerin zulmünü dinlemiştim de, içim kan ağlamıştı.

Kaçırılan kızlarımız, kadınlarımız… Öldürülen yaşlılar, çocuklar.

Maraş Valisi, ayaklanan Süleymaniye Ermenileriyle görüşmeye gidiyor… Neden böyle yapıyorsunuz, yakışık alıyor mu, hani biz kardeştik… Osmanlı size ne yaptı? Size kötülük eden birileri mi var ki, siz böyle böyle bayrak kaldırır, insanlara kötülük edersiniz?

Ne yaptılar biliyor musunuz? Osmanlı’nın valisini orada öldürdüler.

Kafalarınca bağımsızlık ilan ettiler Maraş’a bağlı bir nahiye olan Süleymaniye’de… Fransızlar onlara cesaret verdi. Önayak oldu. Sonra da, yüzüstü bırakıp gitti.

Osmanlı dört bir yanda varlık mücadelesi verirken, içeride rahat durmayan, içeriden bizi vurmaya kalkışan Ermenilerin aymazlıkları, berduşlukları zulümleri bitmiyordu.

Düşündü… Öldürmedi… Yok etmedi. Tehcir kararı aldı.

Göçün başka ülkelere… Ermenistan dediğiniz topraklara. Varın gidin… Size dokunulmayacak, can ve mal emniyetiniz sağlanacaktır diye.

Elbet kimi yanlış, münferit vakalar vuku bulmuştur. Her şey mükemmel yürümemiştir. Lakin niyet buydu.

Siz, tutacaksınız, yüzyıl sonra, bu uygulamaya soykırım diyeceksiniz… Söyleyen kim? Amerika’daki yerlileri, siyah adamları öldüren, soyunu tüketen, soykırım uygulayan Amerika?

Bu cesareti nereden alır peki? Avrupalılar… Kimi Avrupalı ülkeler, keyiflerince neden kararlar alırlar, Türkiye’ye ayar vermeye koyulurlar? Neden?

Evet, suçlu biziz… Sizsiniz. Hepimiziz.

Bölük porçük olduk… Güçten düştük. Tasada, mutlulukta bir olamadık bir türlü.  Müslümanlar, yeniden kolonilere bölündü. Kralların, sultanların ülkelerinde yaşayan Müslümanlar, günlük yaşama fit oldular, razı oldular.

Hakikati dile getirmek, hakikat uğruna ayağa kalkmak yerine, bir avuç buğdayla, izzetli yolu takas ettiler. Haksızlık karşısında sustular hep… Mazlumun yanında olmak alışkanlığını terk ettiler… Güce ram oldular, gücün gölgesinde gelecek aradılar…

Çalışmadık… Çabalamadık. Üretemedik. Kendimize yeterli hale gelemedik. Günlük yaşadık günlük öldük… Hâlbuki yarınları planlayarak, düşünerek yaşamak varken, anlık sefa ve zevkler içinde kaybolup gittik…

Kendi kendimizi güçsüz düşürdük…

Amerika’nın… Ya da başka güçlerin bize dönük hücumlarından ders çıkarmak gerekmez mi artık? Başımızı iki elimizin arasına alıp uzun uzun düşünmek gerekmez mi?

Kimi musibetlerde hayır yolu açmak gerekmez mi? Gün bugün… Kafayı kaldırmak lazım… Bir olmak lazım, kenetlenmek lazım. Üretim lazım, hayatı başkasının insafına terk etmeden kendimiz kalarak yürümek lazım…

Önümüzde iki yol var… Üç yol yok. Ya şerefli, izzetli bir yol tutacağız, ya da modern mandacılıktan sahte mutluluğa düşecek, ahireti, şerefli olmayı kaybedeceğiz…

Müslüman olmanın şiarı, izzetli yaşamaktır… İzzetli yolu tutmaktır. Amerika’ya ve emperyal güçlere verilecek cevap, dik duruşumuzla başlayan şerefli mücadeledir…

- Milli Gazete, Remzi Çayır tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/7020484/remzi-cayir/suclu-sensin-biziz