Çifte maaş

Burak Kıllıoğlu
Burak Kıllıoğlu

Ekonomik sıkıntıların artması, zaten uzunca bir süredir “kelle koltukta” giden, “günü kurtarmaya”, “idare etmeye” çalışan vatandaşı daha da zorluyor. Siyasilerin ısrarla görmezden geldiği, reddettiği, varlığını bile kabul etmediği ancak pansuman tedbirlerle çözmeye çalıştıkları bu ekonomik sıkıntılar, vatandaşa hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı kanalıyla yansıyor.

Ekonomik aktivitedeki aksama ve tıkanmalar işletmelerin iş yapabilme, üretebilme, yeni yatırımlar ortaya koyabilme ve istihdam üretme kapasitesini azaltıyor, neticesinde de işsizlik artıyor. Yeni iş alanları ve imkanlarının üretilememesi de genç nüfusun önüne umut vaat eden bir gelecek tablosu yerine işsizliğin ve tabii ki geçim sıkıntısının acı yüzünü koyuyor.

Ekonominin ve elbette ki bu ülkenin, toplumun en büyük sorunlarının başında işsizlik ve genç işsizliği geliyor. Bu durum yadsınamaz ve göz ardı edilemez bir vakıaya ve büyük bir soruna dönüşmüş olmasına rağmen, işsizlik ve genç işsizliği hakkında en ufak bir gündem oluşturulmuyor, açıklanan ekonomik programlarda veya reform paketlerinde bu konuyu çözmeyi hedefleyen somut adımlara yer verilmiyor. “ Almanya bizi kıskanıyor” veya “Almanya’yı geride bıraktık” nidaları arasında Almanya’dan bile fazla üniversite öğrencisine sahip olmakla övünüyoruz ama bu gençlerin mezun olup işsiz kalmalarını, işgücü piyasasında vasıfsız eleman muamelesi görerek üç otuz paralara talim etmelerini de dert etmiyoruz. Hatta “herkes iş bulacak diye bir kaide yok” diye “serbest piyasa” jargonuyla meseleyi geçiştiriyoruz.

“Her ile üniversite” gibi nitelik yerine niceliği yani körü körüne “skor yapmayı” amaçlayan bir bakış açısıyla “liseden bozma” veya “apartman üniversitesi” ayarında okullar açılıyor ve bunların mezunlarının çoğu da işsizler kulübüne otomatikman üye, işsizler ordusuna gönülsüz de olsa nefer oluveriyorlar.

Sayısı ile övünülen mezunların birçoğu kendi alanlarıyla ilgisiz bir iş bile bulamıyor. “Şanslı” olanlar ise asgari ücret karşılığında zincir marketlerde veya giyim mağazalarında kasiyerlik, tezgahtarlık gibi işlere talim etmek zorunda kalıyor. Deneme süresi adı altında 3-5 ay çalıştırılan, lütfedip işe alındıklarında ise 1700-1800 lira teklif edilen mimarlar, mühendisler ise kendi alanlarında çalışabilseler de alenen köleliğe adım atıyorlar.

Çok yoğun ve her daim çok sıcak Türkiye gündeminde ve “üretilmiş gerçekler” vasıtasıyla hükümet güzellemeleri yapan Türk medyasında, hayatın bu yalın ve katı gerçeğine katiyen yer yok. Üniversiteye gitmek artık işsizliği 4 seneliğine ertelemeye dönüşmüşken, iş bulabilmenin en önemli ön koşullarından birisi partiden tezkiye edilmektir! Torpil, iltimas, adam kayırma genel geçer bir nitelik almıştır. “Arkası” ve “referansı” güçlü olanın devridir bugün artık.

Belli okullardan mezun olanların bürokrasinin tüm alanlarını kaplaması, anlı şanlı bazı kurumların ayni okul mezunları arasında “dönmesine” kimseler şaşırmıyor bile. Ve aslında kamuoyunun hem tepkisine hem de hayret etmesine neden olacak çifte maaşlar alan bürokratların varlığı da sıradan bir şey olmuştur. Borsa veya banka veya havayolu şirketi veya GSM operatörü veya kamunun milyarlara hükmeden bir kurumunun yönetim kurullarında o kurumun alanıyla ve yaptığı işle ilgili ne ilgisinin ne de denetim olmayan kimselerin görevlendirilmesi, aynı isimlerin birden fazla görevlerinin olmasına da ses etmek anormal karşılanıyor bugün.

“İşi ehline verin” denmesine rağmen ısrarla bunun tam tersini yapmak, adama göre iş icat etmek, milyonlarca kişinin bilhassa da gençler işsizlikten ve elbette ki “gelirsizlikten” kırıldığı bu dönemde bazı kimselere, ki kamunun her türlü imkanından da faydalanmaktalar, ikişer üçer maaşlar (yapılan fiili bir iş de olmamasına karşın) haktan reva mıdır? Bu konunun sorgulanmasına, kamuoyuna açıklanmasına yönelik taleplere verilen “sizi ilgilendirmez” mealindeki cevaplar da topluma karşı saygısızlıktır herhalde.

Son olarak radyo televizyon yayınlarından sorumlu kurumun başındaki bir bürokratın, bir kamu bankasının yönetim kurulundan aldığı ücret için “hem yasal hem de etik” şeklindeki açıklaması ise şaşırtıcıdır. Söz konusu durum bir şekilde “yasal” olabilir, ancak bu durum “etik” olduğu anlamına gelmez.

Toplumun önemli bir kısmı ciddi şekilde fakirleşmişken, insanlar işlerini ve elbette ki gelirlerini yitirmişken, daha yeni ihtiyaç sahibi ailelere soğan patates dağıtılırken (en temel gıdalara bile erişemeyen insanlar var demek), milyonlarca insan reel olarak erimiş gelirleriyle kıt kanaat ay sonunu getirmeye çabalarken, çifte maaşların en azından vicdanları sızlatması gerekir herhalde.

- Milli Gazete, Burak Kıllıoğlu tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/6935217/burak-killioglu/cifte-maas