Doğrudan egemenliğimiz hedef alınıyor!

“Dünya üzerindeki enerji mevcudiyetinin azımsanamayacak bir kısmını barındıran Doğu Akdeniz bölgesi büyük bir mücadeleye sahne oluyor. Bölge ülkelerinin yanı sıra bölge dışındaki aktörlerin de dâhil olduğu enerji paylaşım savaşının birçok önemli boyutu bulunuyor. Türkiye açısından bakıldığında tam anlamıyla bir bağımsızlık savaşı niteliği taşıyan Doğu Akdeniz meselesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) başta olmak üzere çeşitli aktörler uluslararası hukuka aykırı adımlarla azami çıkarlar elde etmeye çalışıyor. Doğu Akdeniz’de oluşturulan ittifaklar ve atılan adımlarla birlikte ülkemizin bölgeden izole edilmesi amaçlanırken Türkiye’nin atacağı her adımın hayati nitelik taşıdığı görülüyor.”

ABD, Yunanistan, işgalci İsrail rejimi, Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ve Fransa gibi güçlerin tehlikeli adımlar attığı bölgede Türkiye’nin bağımsızlığı tehdit ediliyor. Doğu Akdeniz’de yaşanan süreçte gerilim git gide artarken hak ve çıkarlarımızın korunması adına hükümete hayati bir sorumluluk düşüyor. Bu bağlamda Doğu Akdeniz meselesinin bir devlet politikası olarak görülmesi ve buna uygun olarak kararlı ve tavizsiz bir siyaset izlenmesi gerekiyor.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun araştırmaları sonucunda ortaya çıkan verilere göre Doğu Akdeniz’de 1,5 milyar varili aşkın petrol ve yaklaşık 10 trilyon metreküp doğalgaz kaynağı bulunuyor. Söz konusu miktarlar, dünya üzerindeki enerji kaynağı mevcudiyetinin azımsanamayacak bir kısmını oluşturuyor. Zira dünyadaki toplam doğalgaz rezervinin 196 trilyon metre küp olduğu göz önünde bulundurulduğunda Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynağı yaklaşık yüzde beşe tekabül ediyor.

DOĞALGAZ SAHALARINDA NE KADAR ENERJİ VAR?

Doğu Akdeniz’deki enerji mevcudiyetine dair araştırmalarda ortaya konulan verilerin yanı sıra bölgedeki aktörlerce yapılan keşiflerin işaret ettiği miktarlar daha net bilgilere ulaşılmasını sağlıyor. Bu bağlamda yakın tarihte gerçekleştirilen sondaj çalışmaları neticesinde İsrail rejiminin işgali altındaki Tamar sahasında 320 milyar metre küp, Leviathan’da 600 milyar metre küp, GKRY’nin hak iddia ettiği Afrodit sahasında 130 milyar metre küp, Kalipso isimli sahada 200 milyar metre küp, Glaucus-1 sahasında en az 140 milyar metre küp, Mısır’ın Zohr sahasındaysa 800 milyar metreküp doğalgaz bulundu.

TÜRKİYE’NİN YAKLAŞIK 572 YILLIK DOĞALGAZ İHTİYACINI KARŞILIYOR

Doğu Akdeniz’de uluslararası şirketlerce ulaşılan rezervler ve henüz ulaşılamayan potansiyel kaynak düşünüldüğünde bölgenin önemi çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bölgedeki enerji mevcudiyeti büyük bir ekonomik refah vaat ederken aktarılan dikkat çekici bir değerlendirmeye göre 2010 senesinin tüketim miktarları dikkate alındığında, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervinin Türkiye’nin yaklaşık 572, Avrupa’nın ise 30 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabileceği görülüyor. Öte yandan Türkiye’nin hâlihazırda doğalgaz ihtiyacının yüzde 99’unu petrol ihtiyacının ise yüzde 89’unu ithalat yoluyla temin ettiği biliniyor.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ MÜCADELE SÜRECİNE GENEL BAKIŞ

2000’li yılların başında Doğu Akdeniz’deki enerji kaynağı mevcudiyetine dair ortaya konulan bulguların ardından bölgenin ekonomik ve stratejik önemi ciddi bir şekilde arttı. Süreç içerisinde enerji keşiflerinde bulunulan bölgede ilk stratejik adımları atan aktör GKRY oldu. Sahadaki enerji kaynağına azami şekilde sahip olma adına uluslararası hukuka aykırı bir şekilde hamleler yapan Rum kesimi, 2000’li yılların başından itibaren bölgendeki çeşitli aktörlerle anlaşmalar imzaladı. GKRY bu bağlamda 2003’te Mısır, 2007’de Lübnan ve 2010’da işgalci İsrail rejimi ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmasına vardı. Bu adımlar Türkiye’nin aleyhine bir nitelik taşırken GKRY’nin yaptığı anlaşmalarda Türkiye ve KKTC’nin egemenlik alanlarının ihlal edildiği görüldü.

RUM KESİMİNDEN ART ARDA HUKUKSUZ ADIMLAR

Türkiye, GKRY’nin bölgedeki diğer aktörlerle gerçekleştirdiği sınırlandırma anlaşmalarını hukuksuz olarak tanımlarken konu bu doğrultuda Birleşmiş Milletler’e (BM) taşındı. GKRY’nin adımlarının kendisinin yanı sıra KKTC’nin de haklarını göz ardı ettiğini ifade eden Türkiye, tepkisini çeşitli defalar dile getirse de GKRY’nin hukuka aykırı adımları durdurulamadı. GKRY, Türkiye’nin konuya ilişkin tüm tepkilerine karşın 2007 yılından itibaren hak ilan ettiği sahaları parsellere böldü ve bu alanların enerji arama sahası olduğunu duyurdu. GKRY’nin atmış olduğu hukuksuz adım çerçevesinde 13 adet parsel ilan edip uluslararası şirketlere arama ruhsatı vermeye başladı.

GKRY’NİN TEZLERİ, TÜRKİYE VE KKTC’NİN HAKLARIYLA ÇAKIŞIYOR

GKRY’nin adımlarıyla birlikte Doğu Akdeniz’deki denklem karışık bir hal alırken Türkiye GKRY’ye cevap niteliğinde bir adım attı ve Kıbrıs adasının kuzeyi ve doğusunda belirlediği bölgelerde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na arama ruhsatı verdi. Türkiye’nin TPAO’ya arama ruhsatı verdiği alanlarla GKRY’nin ilan ettiği sözde arama sahalarının bir bölümünün çakıştığı görülürken bu durum bölgedeki gerginliklerin önemli bir kısmını teşkil ediyor. GKRY’nin yaptığı hukuksuz hamlelerle birlikte Türkiye ve KKTC’nin hak ve menfaatleri yok sayılırken GKRY tarafından ilan edilen 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı parseller Türkiye’nin kıta sahanlığıyla, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 numaralı parseller ise KKTC’nin hak ilan ettiği alanlarla çakışıyor.

TÜRKİYE HUKUKSUZ ADIMLARA ENGEL OLMAYA ÇALIŞIYOR

2010 yılından bu yana uluslararası şirketlerin bölgeye adeta akın etmesi ve bu süreçte bölgede ciddi miktarda doğalgaz kaynağı olduğunun ortaya çıkması Doğu Akdeniz’deki krizi tırmandıran temel husus oldu. Türkiye’nin tüm tepkilerine rağmen arama sahalarında çeşitli faaliyetlerde bulunulduğu görülürken 2018 yılında çok önemli gelişmeler yaşandı. Bu doğrultuda Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisi Türkiye tarafından Akdeniz’e gönderildi. Öte yandan Türkiye, 2018’de İtalyan enerji şirketi ENİ’ye ait sondaj gemisinin çalışmalarına mani oldu.

TÜRKİYE’YE KARŞI OLUŞUM KURDULAR

Bölgede uluslararası hukuka aykırı adımların atılmasına engel olmaya çalışan Türkiye ile illegal adımlarda bulunan Yunanistan, GKRY ve İsrail gibi aktörler arasındaki gerilim geçen süreçte daha da yükseldi. Öyle ki 2019 yılına gelindiğinde Türkiye’yi bölgedeki enerji denkleminden uzaklaştırma amacı taşıyan Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun oluşumu için çalışmalara başlandı. Söz konusu oluşumda Türkiye, Suriye ve Lübnan katılımcı aktörlerin dışında tutuldu. İşgalci İsrail rejimi merkezli çıkan haberlerde Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun Türkiye karşıtı bir oluşum olduğu ifade edilirken bahsi geçen oluşumda İsrail rejimi, Yunanistan ve GKRY’nin yanı sıra Mısır ve İtalya da yer aldı. Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun son üyesi Fransa oldu. Mısır Petrol Bakanlığı geçen haftalarda gerçekleştirilen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun 4. toplantısının ardından yaptığı yazılı açıklamada, Fransa’nın forumun 8’inci üyesi olduğunu duyuruldu. Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda yaşanan bir diğer gelişme de ABD’nin gözlemci statüsüyle foruma kabul edilmesi oldu. Öte yandan 2019 yılında yaşanan diğer bir önemli gelişme kapsamında ABD tarafından GKRY lehine bir adım atıldı ve ABD’nin GKRY’ne uyguladığı silah ambargosunun kaldırıldığı duyuruldu.

LİBYA İLE VARILAN ANLAŞMA ÖNEMLİ BİR CEVAP OLDU

Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşım mücadelesinde hukuksuz faaliyetlerde bulunan GKRY’nin en büyük destekçilerinin Yunanistan ve işgalci İsrail rejimi olduğu görülüyor. Söz konusu aktörler, süreç içerisinde Türkiye’nin aleyhinde çok sayıda hamlede bulunurken Türkiye bu adımlara çok önemli bir cevap verdi. Bu doğrultuda Türkiye, denizden komşusu Libya ile 27 Kasım 2019’ da “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile “Deniz Yetki Alanlarının sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzaladı. Türkiye ile Libya tarafından varılan anlaşma, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtlığıyla yapılan planları derinden sarstı. Söz konusu anlaşma özellikle Türkiye’yi bölgeden izole etme amacıyla oluşturulan Doğu Akdeniz Forumu’na bir cevap niteliği taşıdı.

FATİH VE YAVUZ DOĞU AKDENİZ’DE

Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşması Yunanistan ve GKRY gibi Türkiye karşıtı cephelenin mensuplarını küplere bindirdi. Söz konusu hamle uluslararası arenada geniş yankı uyandırırken Türkiye, 2020 yılında da önemli bir hamlede bulunarak Fatih ve Yavuz isimli sondaj gemileri Akdeniz’e gönderildi. Süreç içerisinde bölgeye gönderilen bir diğer gemimiz de Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi oldu. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de fiili varlığı Doğu Akdeniz’de verilen mücadele noktasında büyük önem taşıdığı değerlendirilirken 2020’de atılan bir diğer kritik adım Yunanistan ile Mısır arasında atıldı ve iki ülke sözde deniz yetki anlaşması imzaladı.

İSRAİL GASP ETTİĞİ ENERJİYİ İHRAÇ ETME PEŞİNDE

Türkiye, Doğu Akdeniz sularında gerçekleştirdiği faaliyetlerle bağımsızlığının gereklerini yerine getirmeye çalışırken karşıt cephede yer alan aktörlerden Yunanistan ve GKRY’nin yanı sıra işgalci İsrail rejiminin de gerilimi tırmandırma yönünde adım attığı görülüyor. Bu bağlamda İsrail rejimi işgal ettiği Filistin’e ait doğalgaz etrafında bölgedeki denklemi şekillendirmeye çalışıyor. 2016 yılında bir araya gelen İsrail rejimi, Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynağını Türkiye’yi dışarı itmek suretiyle Avrupa’ya ihraç etmeyi planladığı ifade ediliyor.

HÜKÜMETE TARİHİ BİR SORUMLULUK DÜŞÜYOR

Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere bakıldığında gerek bölgedeki gerekse bölge dışındaki çok sayıda gücün Türkiye karşıtı bir pozisyonda bulunduğu görülüyor. İsrail, Yunanistan, GKRY, ABD ve Fransa’nın Türkiye’yi Doğu Akdeniz denkleminde devre dışı bırakmak ve bu surette dar bir egemenlik alanına hapsetmek istediği görülüyor. Söz konusu güçlerin Türkiye aleyhine attığı adımlar tehlikeli boyutlara ulaşırken bu noktada hükümete tarihi bir sorumluluk düşüyor. Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarımızı korumak ve aleyhimizde kurulan planları bertaraf etmek adına hükümetin tavizsiz ve kararlı bir duruş sergilemesi gerekiyor. Doğu Akdeniz meselesinin devlet politikası şeklinde görülmesi konuya dair bir başka zarureti teşkil ederken konunun iç politikadaki tartışmalara alet edilmemesi de hayati bir önem taşıyor. Hükümete düşen bir diğer sorumluluk ise ülkemizin haklarının ve amaçlarının vatandaşlarımıza etkili bir şekilde anlatılması ve bu sayede de Doğu Akdeniz’de verilen bağımsızlık mücadelesinde Türkiye halkının tek vücut olmasına katkı sağlanması olarak görülüyor.

MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGE (MEB) NEDİR?

MEB, kıta sahanlığı kavramının getirdiği hakları aynı şekilde içermekle birlikte kıyı ülkelerinin karasularının başlangıcından itibaren hak elde ettiği 200 deniz mili genişliğindeki alan anlamına geliyor. Söz konusu kavram, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile birlikte ortaya çıkarken bir devletin MEB ilan etmesi için ülkenin sınır haritalarının ve coğrafi koordinat listelerinin yayınlanması ve BM’ye deklare edilmesi gerekiyor. Denizlere ilişkin olarak uluslararası hukukta önemli bir yer tutan MEB kavramı, kıta sahanlığının denize kıyısı olan devlete tanıdığı petrol ve doğalgaz arama ve çıkarmaya dair hakların yanı sıra balıkçılık gibi su kütlesindeki canlı kaynaklara ilişkin hakları da kapsıyor. Kıta sahanlığı doğal hak iken MEB ise ülkelerin ilan ettiği bölgeleri kapsıyor. Ülkeler arası anlaşmazlık durumları oluştuğu takdirde uluslararası hukuka göre MEB’in belirlenmesinde çeşitli kıstaslar göz önünde bulunduruluyor.

YARIN: AMAÇLARI, İLLEGAL ADIMLARLA TÜRKİYE’Yİ DAR BİR ALANA HAPSETMEK

- Milli Gazete, Gündem bölümünde yayınlandı
https://www.milligazete.com.tr/haber/6864070/dogrudan-egemenligimiz-hedef-aliniyor