Şairden belli olur bir şiir

Necati   Tuncer
Necati Tuncer

“Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur

Sinem, özüm ateş ile doludur

İnsan olan vatanının kuludur

Türk evladı evde durmaz giderim.”

Bu kıtayı ezberinden söyledikten sonra bir soru sormuştu bana babam. “Size de böyle şiirler öğretiyorlar mı?”

İlkokulun “çalışkan dörtler” ya da “misafir beşler” diye tasniflenen bir sınıfındaydım. Bu şiir ve şairini bildiğimi söylediğimde hafızasında kalan ikinci kıtayı da söyledi.

“Yaradanın kitabını kaldırtmam

Osmanlının bayrağını aldırtmam

Düşmanı vatanıma saldırtmam

Türk evladı evde durmaz, giderim!”

1327 (1911) doğumlu Osmanlıca ve Türkçe diplomalı babam bu şiiri 1920’li yılların bir köy ilkokulunda öğrendiklerini de anlatmıştı.

1897’de yazılan ve ilk iki mısraı Birinci Cihan Harbi’nin muhariplerinin gönlüne ve diline düşen bu şiiri ve edebiyatta yeri olmasa bile edebiyat tarihinde yeri olduğu kabul edilen şairi Mehmet Emin Yurdakul’u hatırlamamız, son aktüel tartışma “ andımız”la doğrudan ilgilendirilmesin.

Millet olarak neye hazır ve neyi kabul ettiğimizin ilanı olan bu şiir, Çanakkale destanımızın ve İstiklal Marşı’mızın sinemizdeki ateşle yakılmasının kıvılcımlarından biri sayılmalıdır.

60 yıl sonra babadan oğula aktarılması ise görevini yaptığına delalet eder. Yanlış yahut hatalı olan, “Andımız”ın buradan sündürülerek çıkarılmasıdır. O sündürme artık sürdürülmemeli kararına da katıldığımız bilinsin derken, siyasi şair–siyasi şiir tartışmalarına bir başka örnek de verebiliriz.

“Sanatçı fazlasıyla siyasetin emrine girerse, Necip Fazıl Kısakürek gibi, sanatçı, şair, yazar gibi vasıflarını kaybedip siyaset erbabının bir üyesi haline gelir” demiş Habertürk’te Muhsin Kızılkaya (14.03.2021 – Nazım’ın Mektubu, Goethe’nin Selamı)

Sol’un yanlış duygularının düzelmeyeceğine ve düzeltilemeyeceğine inancı tam olan Nazım Hikmet’in duygusuzluğu teşvik amaçlı “Makinalaşmak istiyorum” demesine hiç dokunmadan ve siyasiliğini göz ardı ederek yukarıdaki cümlenin sol zihniyet ürünü olarak kurulmasına itirazımızı not düşelim,

Gençliğini İsmet Paşa’ya muhalif şair olarak yaşayan Necip Fazıl Kısakürek, 1971 yılında “Süleymanname” şiirini yazmıştı.

“Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,

Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!

Milli yekparelik gelmez işine;

Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün.”

Şu soruyu sormak gerek yukarıdaki fikrin sahiplerine: Bu şiiriyle uyarı yapan ve yol gösteren şairine sahip çıksaydı bu millet, siyasi hayatının başındaki Sülyeman’ın gidip gelmeleri engellenmiş, Kurtuluş Savaşı şehitlerimizden daha fazla gencimizin katledilmesini önlemiş olmazlar mıydı?

1973 yılında MTTB İcra Konseyi odasında, “Ya Demirel değişirse” diye başladığım soruma, yüzünün bütün çizgilerinin isyanını göstererek “Muhal, muhal! O ihtimal olsaydı ben bu şiiri yazmazdım” mealindeki bir cümleyle vermişti cevabı rahmetli Üstadımız.

“Süleymanname”nin Süleyman’ı siyaset sahnesinden ittiğini bir düşünün şimdi...

“Hayır Hasan Çavuş, bize kimse dayak atamaz.”

1957 yılından önce neşrettiği “Serdengeçti” mecmualarındaki “Gülünç Hakikatler”i kitaplaştırmış rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti. (1957) İkinci baskının neden 1965 yılında yapıldığı sorusuna cevabı ise, “Uzun bir hikâyedir” der. Aşağıda okuduğunuz bu anı ikinci baskıdan aynen alınmıştır. Çanakkale, Anafartalar ve Mustafa Kemal ve hatta Hasan Çavuş hakkında bilgilenmek isteyenlere sunalım istedik.

ATATÜRK VE HASAN ÇAVUŞ

Konya cezaevinin gardiyan odasında ziyaretimize gelen arkadaşlarımızla konuşuyorduk. Kapıdan saçları ağarmış, fakat bakışları ve gözleri canlı, takriben 50-55 yaşlarında bir adam girdi. Bana takdim ettiler.

Anafartalarda Atatürk’ün maiyetinde çalışmış, meşhur Şanlı Hasan çavuş. Müşerref olduk. Biz daha evvel arkadaşlarla içki üzerine konuşuyorduk. Hasan Çavuş ne konuştuğumuzun farkına vardı. Sözü Atatürk’ün üzerine getirerek: “Kemal Paşa da içerdi, fakat iyi adamdı” diye söze başladı. “Harbi umumide Çanakkale’de Anafartalar’da idi. M. Kemal Paşa da kumandanımız. Amma o zaman miralaydı. Büyük bir muharebe oldu. Geceli gündüzlü çetin bir mücadeleden sonra küffarı hak ile yeksan ettik! Denize döktük. İşte tam o sıralarda bizim tabur kumandanı yanıma gelerek “Seninkine bak!” dedi. Baktım, Mustafa Kemal biraz ilerde topun üzerine çıkmış boyuna içiyor. Tabur kumandanına “Biz gâvurlarla uğraşıyoruz; bu adam gâvur gibi içiyor” dedim. Tabur kumandanı gitmiş, Mustafa Kemal’e dediklerimi aynen söylemiş. Kemal Paşa beni çağırttı. “Ulan Hasan Çavuş, dedi, rakıyı kimler içer?” Ben, “Sizin gibi muzaffer kumandanlar” dedim. Olmadı. Tekrar sordu. “Rakıyı kimler içer?” Artık dayanamadım. “Gâvurlar, efendim!” dedim. Rahmetli güldü. “Mataradan bir bardağa rakı doldurarak: “İç, ulan Hasan Çavuş şunu” dedi. “Ben içmem efendim, ben şehit olacağım” dediysem de kâr etmedi, zorla içirdi. Boğazım yandı, midem bulandı; başım döndü. Fakat az sonra benim de keyfim gelmiye başladı. Coşuverdim. Sıçradım topun üstüne oturdum. Mustafa Kemal’in yanına ayak ayak üzerine attım; ben de oldum bir Anafartalar Kumandanı. Kemal Paşa elini dizime vurarak: “Söyle bakalım arslan çavuşum şimdi. Düşmanı denize döktük. Parmağı ile düşman donanmasını göstererek: Şu karşımızdaki zırhlılar ne duruyor? Bizi burada görmüyorlar mı?” Bu söz üzerine yere atladım: “Emret kumandanım; ben tek başıma bütün o zırhlıları deve çeker gibi çeker gelirim buraya” demişim. Kemal Paşa öyle bir gülmüş ki! Neyse sözü uzatmıyalım. Emretmiş! “Hasan Çavuşu yatırın yerine, istirahat etsin!” Beni çadırıma götürmüşler.

Fakat bana bir hal oldu. Sanki dayak yemişim. Sabah kalktığım zaman arkadaşlara: “Yahu bu gece bana dayak mı attınız?” diye söylenip dururken “Seni kumandan çağırıyor” dediler. Kılığı, kıyafeti düzelterek hemen Kemal Paşa’nın karargâhına gittim. Çadırına girdim. Çadırın içinde iki kötü sandalya ve boşalmış mermi sandıkları vardı.

Anafartalar kumandanı beni görünce güldü: “Nasılsın Hasan Çavuş” dedi. “İyiyim efendim, ama, dedim; bu gece bana birşey olmuş?”

“Ne olmuş?”

“Vallahi efendim, dayak yemiş gibiyim, vücudum çok kırgın...” Paşa: “Hayır Hasan Çavuş bize kimse dayak atamaz. Sen hani dün düşman zırhlılarını zincirlerinden tutup tek başına çekmiş gelmiştin ya... İşte yorgunluğun ondan...” Gülüştük. Bana kahve ikram etti: “Al bakalım bunu da Müslümanlar içer” dedi. Çanakkale’nin şanlı Hasan Çavuş’u bir ah çekti: Ne günlerdi o günler!”

Ve son sözü ilk sözü oldu: “Kemal Paşa içerdi ama iyi adamdı.”

- Milli Gazete, Necati Tuncer tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/6793684/necati-tuncer/sairden-belli-olur-bir-siir