Çınar ağacıyla söğüt ağacından ders almalı

Mahmut Toptaş
Mahmut Toptaş

Çınar ağacı ile söğüt ağacının ikisi de derin toprak, serin su ve ılık havayı severler ama her ortamda varlıklarını sürdürebilirler.

Çınarın dalları dua eder gibi yukarı bakar, söğüdün dalları ise mütevazi tavrıyla yere bakar.

İkisinin de yaprakları birçok derde devadır.

Çınarın gölgesinde coşulur, söğüdün gölgesinde baş öne eğilir ve nefis muhasebesi yapılır.

Benim de bir çınar ağacım vardır.

Karaman’da Larende Mahallesi’nde Larende Camii’nin bahçesine 1973’te ektiğim çınarın boyu, caminin boyunu geçmiş durumda.

Çınar ağacı hiçbir zaman komşusu söğüt ağacına, “Bücür veya cüce” diye laf atmadığı gibi, söğüt ağacı da çınara, “Sırık veya deve” diyerek onu incitmez.

Çınar dik başıyla kıyam halinde Rabbini tespih ederken, söğüt ağacı da rükû halinde Rabbini tespihe devam eder.

İnkâr fırtınalarının estiği, önünde direnenlerin başını kestiği dönemlerde İslami hizmetlerini çınar ağacı gibi, şehrin en merkezi yerinde yapmaya çalışanlar olduğu gibi söğüt ağacının rüzgâra göre eğilip kalkarak hizmet ettiği İslami hizmetlerini fötr şapka giyerek, inkârcıları müdara ederek hizmet edenlerimiz olmuştur.

Çınar gibi, “Baş veririz, baş eğmeyiz” diyen yiğit hocalarımız olduğu gibi, “Söğüt gibi baş eğeriz her derdin devası olan ilaç gibi hizmete devam ederiz” diyenlerimiz de olmuş.

Osman beğ, devletini kurduğu şehrin adını Söğüt koymuş ama Söğüt’ün en merkezi yerine asırlara göğüs geren çınar fidanını da dikmiştir.

Ve Osmanlı, altı asır, doğudan ve batıdan gelen inkâr fırtınalarına karşı direndiği gibi, inkâr üretim merkezlerini fethederek mikroplarını kırmış ve toplumu gâvurluk salgınından kurtarmıştır.

Günümüzde, söğüt ağacı gibi İslami hizmetlerini devam ettirenler, çınar ağacı gibi etrafa serin havalar vererek, dinsize imansıza meydan okuyarak İslami hizmetlerini devam ettirenler, sizler de çınar ve söğüt gibi olunuz ve herkes kendi durumuna göre hizmetine devam etsin.

Allah rahmet eylesin, Raif Cilasun (1906-19 Ağustos 1998) medrese ve Robert Kolej’de okumuş ama zor günlerde İzmir’de evinin üst katında şehrin valisi ile emniyet müdürüne yemek verirken, evin alt katında her yerde aranan bir hoca efendi on kadar öğrenciye Arapça okuttuğunu öğrencilerden biri bana anlatmıştı.

Daha İlim Yayma’nın kuruluşunda, İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursu’nun kuruluşunda da yer alan Raif Cilasun gibi insanlar, dallar kıran beller büken fırtınalar karşısında, söğüt gibi davranmışlar ve hizmetlerini yürütmüşler.

İsrailoğulları, Rabbin yasak ettiklerini hileyle Allah’ı kandırmak ve haramı helal yapmak için başvurdukları numaraları haber verdikten sonra:

“Onlardan bir topluluk: ‘Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir şekilde azap edeceği kavme niçin vaaz/nasihat ediyorsunuz?’ dediklerinde: ‘Rabbinize karşı özür beyan etmek için ve sakınırlar ümidi ile (vaaz ediyoruz)’ dediler.

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtardık ve zulmedenleri, fasıklıkları sebebiyle kötü bir azapla yakalayıverdik” diyor. (A’raf süresi ayet 7/164-165).

Günümüzde olduğu gibi. Musa aleyhisselamın kavmi de üç ana gruba ayrılmış.                                                                    

1-Zalimler,

2-Mücahitler,

3-Nemelazımcılar.

Mücahitler zalimleri zulümden vazgeçirmek için yiğitçe mücadele verirlerken, nemelazımcı Müslümanlar, “Bırakın şu kâfirleri. Allah onları helak edecek, bunlarla uğraşmaya değmez” diyorlar.

Allah (c.c.) zalimlerin cezalandırıldığını, mücahitlerin kurtarıldığını haber veriyor ama nemelazımcılar hakkında hiç bilgi vermiyor. Bahsedilmeye bile değmez insanlar olduklarına mı işaret ediyor, yoksa örnek almamamız için mi bahsetmiyor bilmiyorum.

Enfal Suresi’nin yirmi beşince ayetinde, “Öyle bir fitneden sakının ki o yalnız zalimlere isabet etmez” buyurur.

Demek ki zalimlere ses çıkar¬mayanlar da bu dünyada aynı zalimler gibi cezalandırılıyorlar.

Biz Rabbimiz katında sorumlu duruma düşmemek için görevimizi ye¬rine getireceğiz ve insanları uyarmaya devam edeceğiz.

Tefsir yazarı, Şeyhü’l-İslam Ebu’s-Suud’un lalesiyle, Yunus Emre’nin sarı çiçeğinin aynı toprakta aynı havayı solurken, ayrı renk, koku ve görüntüsüyle kavga etmeden, gözleri aydınlattığı, gönülleri güldürdüğü ve böylece bahar bayramına katıldığı gibi biz de dünya Müslümanlarıyla cemaat olmaya, Müslüman olmayanların da yüreğinden tutarak cemaate katmaya gayret edelim.

- Milli Gazete, Mahmut Toptaş tarafından kaleme alındı
https://www.milligazete.com.tr/makale/6523703/mahmut-toptas/cinar-agaciyla-sogut-agacindan-ders-almali